DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Az Bulutlu

Anadolu’daki köylerimiz böyleydi.. Şimdi bilen var mı?

10.12.2018
155
A+
A-

1992 yılı  Alman Coğrafyacı Prof.Dr. Wolf Dieter Hütterorth Almanya’da coğrafi bir inceleme yapıyoruz. Werbergla tepesi bir köy kahvesinde Konya’mız daki Botsa’daki amcamız için sözleri:

“…Bu insan dünyada sadece burada olur!” dedim

Bu yazımı daha önce bir web sitesinde yazmıştım. Sevgili Botsalı hemşerilerim bu yazıyı görünce köylerinin sayfasına  sonra da dergilerine koydular.  Beni de birkaç kez ziyaret edip fahri hemşeri ilan ettiler.

Şu anda Konya’mızın Meram ilçesine bağlı 50 km. güneyde bir mahallemiz olan Botsa volkanik bir vadide oturmuştur. Son yıllarda volkanik bir yerleşmede yer alan Kilistra’yı insanımız tanımaya başladılar. Aslında Kuzey’den itibaren Sulutaş, Keçi Muhsine, Bulumya(Erenkaya), Tolassa(Kayalı),Kilistra(Gökyurt), Evliya Tekke, Botsa(Güneydere), Detse(Yeşildere),Nuzumla(Yaylacık), Çalmanda(ketenli) ve Kirvat(Kayadibi) aynı coğrafi volkanik yapının içinde yer alır. Buyüzden, coğrafi yapının iyi anlaşılması TRT’deKilistra ilgili bir haber programda Konya Kapadokyası diye haber vermiştim. Gerçekten bu bölgedeki volkanizma içinde ki antik yerleşimler, mezarlar,  kiliseler görmeye değer. Botsa da bu sözünü ettiğimiz bir küçük kanyonda yer alır. Yerleşmenin kuzeyinde doğal kaya üzerinde kalesi, köyün güney-batı Gavurgölü çıkışında iki katlı bir  Roma mezarı, daha sonra bir Keşiş’e ait yazıtın da gösterdiği gibi dini bir mekan olarak kullanılmıştır. Köyün 10 km.kuzeyindeki Oğlanın Höyük’te is beş bin yıllık bir yerleşme vardır. Bu yerleşme ile 1997 yılında tespit ettiğimiz Kilistra Mula Höyük yerleşmesi, güneydeki Hatunsaray Zoldura Höyük ve yine 1997’deki tespitimiz Hatunsaray Höyük’leirti batlıdır. Bu güzergah daha sonra bölge Roma dönemi bölgede Lystra’da ( Hatunsaray-ZolduraHöyük) yerleştirildiğinde önem kazanmıştır. MÖ 9 yılında Roma imparatoru Agustus burada 10 bin kişilik bir lejyon askerlerini yerleştirince,imparatorluğun değişik yerlerinden getirilen askerler  emekli olunca ülkelerine dönememiş, bir çoğu Kilistra, Botsa, Detse, Kiçi Muhsine gibi manzarası güzel vadilerde ölümlerini beklemişlerdir.

St Paul’un Lystra’ya  Hristiyanlığı tebliğ için üç kez geldiği İncil’den biliniyor(Acts.14).

Bölge Hristiyanlık için bu dönemden sonra gittikçe önem kazanmaya başlamıştır.

Bölgeye 8. Yüzyılda İslam akınlarında sızmalar olduğunu düşünüyoruz, ancak asıl Müslümanlar bizim 1071 yılında bölgeye gelişiyle olmuştur. O gündür bu gündür bölge Müslümanların yerleştiği önemli bir yer olduğu Yeşil tekke ve Evliya Tekke gibi yer isimlerinden de anlaşılacağı üzere, İslami tebliğ için dağ geçitlerine yerleşen kolonizatör Türk dervişlerinin tercih alanıdır..

Görüldüğü üzere, Konya’ya fazla bir mesafesi olmayan Konya Ovası ile Seydişehir-Beyşehir Havzasını bağlayan bölge jeopolitiği çok güçlüdür.

Tarih ve coğrafyanın kültürel kimliğin oluşup gelişmesinde bereketli olduğu bu vadi geçitlerinde kadim kültürler kalıcı olmuştur.

Anlatacağım öykü de böyle kültürel bakiyenin en güzel örneklerinden biridir:

1992 yılında buradaki alışkanlığımızda olduğu gibi Almanya’nın dünyaca ünlü Tarihi Coğrafyacısı Prof.Dr. WolfDieter-Hütterorth’a coğrafi bir gezi yapıyorduk. Bir hafta sonu güneyde Bawyera’nın kuzeyine doğru açıldığımız bir gün. Wrbegla Tepesine çıktık.Bitkiler, toprak, tarih ve arkeolojik incelemelerle geçen güzel bir gün geçirmiştik. Artık dinlenmeyi hak etmiştik. Bir köy yerleşmesinden geçerken Hütterorth, “-Bu köyde güzel bir kahve var; burada mola verelim” dedi. Bende”-Olur”  deyince köy kahvesine geçtik.

O sırada kahvenin lavobasına yönelen Hütteroth, balkondaki 1-15 kişilik masayı göstererek, “ Oraya oturmayıp, aşağıdaki çınar ağacının dibindeki masaya oturur musun?, Gelince anlatacağım” dedi. Ben de ne yalan söyleyeyim, daha şirin göründüğü için o ağacın altındaki masaya yönelmiştim.

Hütterorth lavobadan dönüp masayaoturunca “Bak Hasan, kahvenin en iyi balkondaki masa üzerindeki Almanca yazıya.”Misafirler Oturamaz” yazıyor.. Bu bizim için utanılacak bir şey!, Bu sizin ülkenizde olsaydı “Misafirler için yazardı. Siz en iyi yeri misafirlere verirsiniz. Bu konuda yaşadığım bir örneği sana anlatayım: 1963’ler falandı. 23 öğrencimle Türkiye’yi geziyoruz. Sizin Konya’nın Botsa köyüne uğramıştık.Öğrenciler yorgundu, dinlenmek için köyün ilk çeşme başına oturduk. O sırada çeşmeye gelen altmış yetmiş yaşlarında bir amca geldi. Sırtında elma küfesi vardı. Bizi görünce küfeyi sırtından indirdi. Hepimize birer tane verdi. Biz elmaları yedik, doğrusu çok lezzetliydi.Amca, öğrencilerimizin, daha yemek ister gibi küfeye baktıklarını görünce küfesini getirip bütün elmaları öğrencilere dağıttı. Ona para uzattım, almadı.Küfesini sırtına alıp giderken arkasından şu sözleri mırıldandım “-Bu insan ancak dünyada burada bulunur. Eşi benzeri başka yerde yok!”.

Hütteroth’a sen dünyada ve ülkende bilinen önemli bir bilim adamısın.. Bu masaya seni de i almazlardı”,dediğimde “-Evet fark etmez!” diye cevap verdi.

Bu konuşmalardan birkaç yıl sonra bir araştırma gezimde Botsa köyüne uğramıştım. Köyde Hütteroth’a elma veren amca aklıma geldi. Acaba o ruh yaşıyor mu diye düşündüm. Girişte birkaç ev sonra yaşlı bir nene sırtını kapı sövesine dayamış, kapısının eşiğinde  ikindi güneşine nazır oturuyordu. Köy ıssızdı, terk edilmiş bir hali vardı. Teyzemiz unutulmuş, aç mı susuz mu,bakanı var mı, aracımızın arkasında bulunan ekmek, peynir domates bir şey varsabırakayım” diye düşünerek nenemize selam verip, “-Nasılsın nene!” dedim. Nene selamımı aldı ve arkasından “Sağ olun evladım, hastayım, buyurun karnınızı doyurayım” dedi. Ben de “-Sağ ol nene yolcuyuz, Konya’ya dönüyoruz beklemeyelim!” dediğimde Nenem sanki onu çaresiz görmemize alınmıştı: “-Evladım sakın benim bir şeyim yok diye düşünme, şurada pilavım ve ayranım var, sizi doyurayım!” deyince gözlerim yaşardı.. Ben Nenemin açlığını düşünürken Nenem de benim açlığımı düşünür!.. İşte insanım budur!..

Botsa’dan derin duygular içinde ayrılıp iki yıl sonra Nenemizi ziyaret edip kapısını çaldım.. Karşı balkondan bir gelinimiz “-Hayırdır, o kapıyı neden çalıyorsunuz!” dedi. Ben de “Bir nenem var onu ziyarete geldim” dediğimde Gelinimiz “Sizlere Ömür, geçen yıl nenemizi kaybettik, rahmetli oldu!” dediğinde üzülerek vedalaştık.

O sırada “Neneler Ölmeden Anadolu’yu ziyaret edin!” başlığında yazımı okuyan bir Botsalı kardeşim Ticaret Odasından İbrahim Çakır olacak “Hocam ben otuz yıldır köyümü anlatıyorum, bu sizin bir sayfa kadar anlatamamışım köyümüzü elinizi  öpmeye geleceğim” dediğinde.  “Kardeşim ben öyle eli öpülecek yaşlı biri değilim, sen git o yaşlılarınızı öp!” dediğimde de “Olur mu hocam bu yazıları yazan eli öperim!” diye ısrar etti. “Ben gördüklerimi yazıyorum. Bunları ben uydurmuyorum, bu düşünceleri yaşayanların önce elleri öpülmeli, biz neyiz ki!”dedim. İbrahim kardeşimle üç beş yıl önce köyünü gezdik, beni Gavur Gölüne,Oğulun Höyüğüne götürdü.. Botsalılar Derneğine götürdü, Arabaşı çorbası içtik..Köyün kitabını hazırlıyordu ne oldu bilmem? Köylerine ekibimle belki üçbeş kez uğradım. Gerçekten tarihi, doğasıyla ve kültürü ile görülesi bir yer. Ne neneler yok olmuş ama olsun.. Evler de yıkılıp höyük olmadan;“-Gidin, görün!”diyorum. Bütün köylerimiz böyle.. Ne güzel olurdu biraz onları görebilsek!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.