Aşk ve gurur

28.12.2018 - Cuma 17:03
Gözde Karadağ

Merhabalar, bugün sizlere; Romantik kitap tarzlarını pek tercih etmeyen ancak güzel bir kitaba denk gelince de yiyip bitiren tipik bir kızın kitap boyunca hissettiklerini, yaşadığı duygu değişimlerini yazacağım size. Hiç "Jane Austen" romanı okumamış birisi olarak sanırım bu kitap sayesinde nasıl bir içeriğe sahip olduğunu öğrenmiş oldum! Zaten kitabın arka kapağında da bahsi geçmiş, Aşk ve Gurur karakterleri Türk olsaydı ve İstanbul'da geçseydi nasıl olurdu şeklinde… Aslında bu bile kitabı okumak için başlı başına bir sebep zannımca.

Kitabı oldukça çekici kılan bir diğer özelliği ise, bilhassa olayların Büyükadada geçmesi. Ben daha henüz kundakta bir bebekken İstanbul'u gezmiş biriyim ancak minik gözlerim gördüklerini dimağıma kaydetmiş olsa da maalesef şu aralar bana hiç birşey anımsatmıyor… İşin latifesini bir kenara bırakacak olursam, İstanbul'da en çok görmeyi istediğim yerlerden birisidir Büyükada. Zira bu zamana kadar okuduğum kitaplarda sıkça rastladığım için - belki de anlatılanlardan ötürü bilemiyorum - oldukça gizemli ve büyüleyici bulduğum bir mekân. Bu eserde de Büyükada'ya rastlamak daha doğrusu kitabın tamamının orada geçmesi benim için okurken inanılmaz huzur vericiydi… Kitabın ana karakteri Günsel patavatsız, dik başlı ve çok bilmiş olsa da ben onu çok ama çok sevdim. İdealist bir babaya sahip olan Günsel, babasını mutlu etmek için -kendisi mutlu olmasa da- onun hayal ettiği yaşamı sürdürmektedir. Günsel, tam olarak adada, babasının istediği gibi avukatlık mesleğini icra ettirmektedir…
Dıştan bakıldığında mutlu, eğlenceli bir aile tablosu çizmekteler ama ah o annesi Semra Hanım yok mu? İşi gücü 26 yaşındaki (annesinin gözünde evde kalmış) kızını zengin biriyle baş göz etmek! Günsel ise tam tersi bir düşünceye sahip bu konuda. Süslü, kafasında elbise ve ayakkabıdan başka bir düşünce olmayan yaşıtlarının tersine kitap okumayı ve yazı yazmayı seven, kendi dünyasında salaş giyimli, etrafın ne dediğini önemsemeyen ve evliliğe ise epey uzak olan birisidir. Dikbaşlı olmasına rağmen sırf evin huzuru kaçmasın diye annesinin söylediklerini yapmak zorunda kaldığı zamanlar da olmuyor değildir.
Aslında bütün hikâye, annesinin tanıdığı bir ailenin oğulları ile görüşme ayarlaması ve Günsel'in yine o görüşmeye istemeye istemeye gitmesi ile başlıyor. Tüm görüşme boyunca konuşmalara şahit olan ve Günsel ile inceden dalga geçen Orhan ile devam etmekte… Artık o gün lanetli bir gün mü yoksa hayatının dönüm noktası mı desem bilemiyorum. Zira o günden sonra Günsel'in hayatı eskisi gibi olmaktan çıkıp epey hareketlenecek ve kendisini bir çok karmaşanın içinde bulacaktır.

Kitabın anlatım dili, tarizleri, konusunun akışı gerçekten muazzamdı. Bir kere vıcık vıcık romantizm kitaplarından tamamen farklı olduğunu düşünüyorum. Kapak tasarımındaki renklereyse hayran oldum. Puntoların da gayet ideal boyutlarda olduğunu düşünüyorum…

Aşk-ı Gurur, yazara ait okuduğum ikinci kitaptı. İlk kitabı, "Roma, Ben Geldim" adlı eseri de en az ikincisi kadar muhteşemdi.
Yazarın iki kitabının türü "Romantik" olsa da konular birbiriyle tamamen alâkasız sanki iki farklı yazardan çıkmışçasına. Lâkin ikisi de sıcacık ve insanın içini ısıtıyor. Kahkaha atarak okuduğum bu kitabı sizlerin de çokça seveceğini düşünüyorum. Kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum…

Ephesus Yayınlarına böyle güzel ve kaliteli kitapları bizlerle buluşturduğu için, Kıymetli mi kıymetli Pınar Gencal yazarımıza bu eğlenceli kalemini biz okurlarla tanıştırdığı için şahsım adına çok teşekkür ederim. Başarılarının ve kaleminin devamlılığını dilerim…

Selâm ve saygılarımla…

YORUM YAZ