Bir üretim derdi

06.05.2019 - Pazartesi 11:43

(Bu bir haykırış ve
serzeniştir)

Bir üretememe derdi hasıl oldu!

Daha doğrusu bir “üretebilseydik”
derdi…

Kıbrıs’ın kuzeyinde senelerdir
o kadar çok atıl yatırım ve getirisi olmayan çalışmalar yapıldı ki tıkanmışlık
artık sadece ekonomik olarak değil kültürel ve siyasal olarak da bizi vurmaya
başladı.

Üstelik başka bir yatırım alanı
yaratamaz hale gelerek önümüzü de tıkadı.

Aynı hataları senelerce yapmaya
devam ettik. Şimdi de yapmayı sürdürüyoruz. Belki Girne’yi duymuşsunuzdur.
Tarihin yanında doğal güzellikleri, sahilleri, dünyada belki çok az memleketin
sahip olacağı güzellikte bir denizi olan küçük sahil kasabasını tarih
öncesinden bu yana hakettiği değeri vermeye çalışan tüm toplumlara,
topluluklara, yönetimlere karşın sürdüremeyen bir tüketici anlayışla, sözüm ona,
büyütmeye çalışan  mantıkla, neyi
üreteceğiz Allah aşkına?

Üretim ve bayındırlaşma,binalaşma,
inşaatlaşma değil ki...

Huzuru, güveni, doğal
güzellikleri ve kültürel dokuyu bozmadan büyütebilmektir maharet.

Lakin biz küçük bir İstanbul
yaratma girişimiyle harekete geçtik.

İnşaatlaşma ile bu sektör belki
geçici olarak kazanıp ülke ekonomisini canlandırmış gibi görünse de şimdi ağır
ağır boş kalan, gereksiz yüksek fiyatlara erişen yapıların, getirisi olmayan
sonucuna vararak hatamızı anladık…

Hatta belki anlamadık bile daha
tam anlamıyla…

Kıbrıs’ta hem bir turizmi
canlandırma ve hem KKTC’yi hem de Kıbrıslı Türkü tanıtmanın peşinde koştuk
görünüşte, ama bunu enine boyuna nasıl daha da mahvederiz çalışmaları oldu
esasında son tahlilde.

İşte Girne böyle son haline
ulaştı.

Lefkoşa’da inşa edilmiş çok
değerli o güzelim surlar tarihi evler, Lüzinyan’dan Venedik’e, Osmanlı’dan
İngiliz’e kadar pek çok tarihi dokunun izlerini taşıyan sokakları o denli
bilinçsizce harcadık ki şimdilerde zarardan dönmeye çalışıyoruz.

Ne kadar olursa artık!

Surlar bakımsızlıktan ve
çevreyi değerlendirememekten dolayı yıkılırken, tarihi evlerin birer birer
yıkılmasının, atıl bırakılmasının önüne geçemezken, yine de bir hareket
başlatıldı Lefkoşa sur içinde… Tam olmadı, olmayacak elbet…

***

Garip olan ne
biliyor musunuz?

Tarihi bir toplum
var Kıbrıs’ta yaşayan!

Kıbrıs’ta yüzyılların
kültürel mirası ile şekillenmiş, İngiliz’in de Osmanlı’nın da izlerini eskiden
getirdikleri ile harmanlayarak bugüne taşıyan bir toplum var.

Kılık
kıyafetinden mimari dokuya, geleneksel mutfağından müziğine, genetik yapısından
yaşamsal tavrına kadar getirilen bu dolu dolu zengin mozaik, günün sonunda 21. yüzyılda
üretebileceğimiz nasihatini başbakandan alıyor ve ne yapacağını da çok iyi
bilemiyor.

Bugüne dek
üretimi dahi tüketim kültürü üzerinden şekillendirmiş, kapitalizmin beşiğine
çok uzak bir coğrafyada bulunmasına karşın onu çok güzel içselleştirmiş,
gelenekselliği henüz tomurcuk olarak korurken globalleşme bağlamından gelişmiş
ülkelerin çoktan vazgeçtiği canavarın pençesine takılmış, bir o yana bir bu
yana savruluyoruz…

Elbette
tanınmamışlığın, elbette uluslararası teamüllerden uzak kalmışlığın, elbette
denetimsiz ve fütursuzluğun acısıdır bugün çektiğimiz.

Lakin bu sancı
21. Yüzyılın değil, Aydınlanma Çağı’na ait bir yaklaşımın ürünüydü.

Düşünsenize belki
birkaç asır geriden geliyoruz lakin teknolojik ilerlemeyi evrensel ticari
kaygılar nedeniyle kullanabiliyor olduğumuzdan tükenmenin de farkına varamaz
bir acıyla yaşıyoruz!

İşte sonuç!

Bugünkü elden
kaçırılmakta olan, benliğini yitirmekte olan karakteristik birçok özelliğini
tüketmekte olan Kıbrıs. Bu nedenle Kıbrıslı üretemediği için de yabancı geliyor
ve kendi bildiğini üretiyor.

Coğrafya Kıbrıs,
yaşam Anadolu, Afrika, Asya oluyor o zamanda…

Belki bir miktar
da Avrupa…

Lakin biz
olamıyoruz ve içimiz acıyor…

Kıbrıs ne durumda
derseniz, artık son demlerinde gelin görün deriz…

Bu hızla giderse
haritadaki şekil dahi değişebilir.

Tarihin son
demlerine şahitlik etmiş olursunuz belki…

YORUM YAZ