Bu, basit bir köpek ısırma hikayesi...

12.05.2019 - Pazar 13:43

1970’li Öğrencilik Yıllarım..

O günleri yaşayanlar bilir..

Masal gibi çoğu şeyler..

Değişiyor,
gelişiyoruz...

Bu
değişimde emeği olan herkesi kutlarım..

***

Yaşadıklarımız,
geleceğimize bir ün olur umarım
!..

Beni ısıran köpeği, sahipleri benimle kaçırdıklarının farkında bile değildi!

Ama o köpek farkındaydı.. Köye kadar  yirmi kilometrelik yolculuğumuzda bir an
olsun gözlerini benden hiç ayırmamıştı..

***

1974 yılı henüz 14 yaşındayım.

O yıllarda lise eğitimimizi köyümüze yirmi kilometre uzaklıktaki ilçemizde sürdürüyoruz.

İlçemizde köyümüzden
bizimle eğitim gören arkadaşlarla eğitim dönemi kiraladığımız evlerde
oturuyoruz.

Bunun için de her sonbahar ev tutabilmek ilçemiz yolunu tutuyoruz.. Yine böyle bir vakit ev tutmak için halamın oğlu Ramazan Erdek’le ev tutmak için yaya olarak ilçenin yolunu tuttuk.

İlçeye vardığımızda çarşı içinde sınıf arkadaşım ilçenin Hocalar mahallesinden Haydar Sert’le karşılaştık.. Onunla durumu paylaşınca, bize yardımcı olmak için o da yanımızda yer aldı.. Öncelikle daha önceki yıllarda oturulduğunu bildiğimiz evlerden başladık. 

Taşpınar Mahallesinde aradığımız evi bulamayınca Armağanlar Mahallesine geçtik.. Şanslıydık daha ilk sormamızda altmışını geçmiş yaşlı  bir teyzemiz kiralık odasının olduğunu söyledi.. Ancak evin o sırada anahtarının yanında olmadığını ahıra bitişik olan odayı, ahırdan girerek gösterebileceğini söyledi.. Yadırgamamıştık, zaten kiraladığımız evler ahıra bitişik zemindeki odalardı.. Önden evini bize göstermek isteyen teyzemizi ahırın önündeki çardaktan izleyerek ahıra yöneldik.

Teyzemiz ve iki arkadaşım önden ahıra girmişlerdi.. Ahıra yönelen dördüncü kişi ben olduğum için çardakta her hangi bir tehlikenin varlığından endişem yoktu.. Ama tam o sırada kapıdan ayağımı içeri atarken arkamdan bir eşeğin çiftesi gibi bir şey kalçama vurmuştu? İkinci çifteyi yememek için hızla geri dönerek kendimi yere atıp on on beş metre yerde çardak girişine kadar yuvarlandım.

Çiftenin şiddetinden ve
yerdeki bu yuvarlanmamdan başım bir hayli dönmüştü.. Bu yüzden de tam seçemediğim
bir köpek havlayarak üzerime atılıyor, zincirlerini koparmaya çalışıyordu.
Yerde o kadar yuvarlanmışım ki, adeta köpeğin zincir mesafesinde!

Kışları, bilirsiniz; buzlu
bir yolda yürürken düşerseniz, yerden ilk kalkışınızda vücudunuzdaki acıdan çok
sizi rahatsız eden düşüşünüzü gören çevredeki bir bakıştır.. Kalkar kalkmaz
etrafınıza bakarsınız; düşüşünüzü gören yoksa rahatsınız, ama birileri
görmüşse, zaten gülmeden de geri duramaz, hele bir de gülmüşse, bu size
düşmenizden daha yoğun bir mahcubiyet duygusu verir.. İşte öyle!

Hemen etrafınıza bakarsınız acaba  rahatsız eden çevrede sizi kalktığınızda ilk iş sizin düşmenizden olacak sakatlanmadan önce acaba yere düşmenizi birileri görmüş müdür?

Ben de öyle bu duygular
içinde çevreme baktım, yerde yuvarlanmamı, gübrenin içinde sürünmemi gören
olmamıştı.. Karşı binanın çatısını devşirenler vardı, ama onlar da işinde
gücündeydi..

Köyde bir köpeğin
havlaması, vakayı adiyeydi.. Gün boyu kaç avludan köpek sesi duyulmazdı ki! Ya
köpekler havlayacak, ya horozlar ötecek, ya da kuzular  meleyecek.. Köyün doğası bu!..

Rahattım!..  Kalçama dönüp köpeğin ısırığını görünce, başım birden yaranın görüntüsü ve ilk şoku atlattıktan sonra duyduğum yaranın acısının şiddeti başımı döndürmeye başlamıştı..

Köpek daha fazla bana
yaklaşamayacağından emin olunca dönüp bacağımdaki  eşek çiftesi gibi gelen darbenin yerine
baktım.. Köpeği görünce darbenin nedenini anlamıştım.. Köpek baldırımı güçlü
bir şekilde ısırmış, pantolonumdan bir 
karış genişliğinde kumaş parçası koparmıştı..

Bu açıklıktan köpeğin
dişlerinin kalçamı ısırdığı yeri görülebiliyordum. Isırıktan kan
sızıyordu!.   Ama o da ne! Köpeğin
ısırması kadar şaşırtıcı bir şeyi Teyzemiz uygulamaya geçmişti!

Köpeğin havlama sesiyle
hızla geriye dönüp gelen sahibesi Teyzemiz hızla köpeğe koştu..  İçimden;“-Benim yamadığımı teyzem yapacak;
köpeği benim adıma dövecek!” diye geçirmiştim.. Teyzemiz  öyle yapmadı, köpeğin tüylerine elini
daldırıp bir tutam yolup, bir anda ne olduğunu anlamadan kalçamdaki yaraya
bastı.. Toza, gübreye karışmış kirli tüyleri görünce, “-Eyvah, kuduz
olmayacaksam da artık kesin!..” diye düşünmeye başladım.

Teyzemizle hiçbir şey
olmamış gibi, kiralık odaya geçiyorduk. İçim içimi yiyordu. Bir de şu tüy mevzu
da neydi?

Teyzeme; “-İyi de, teyze o tüyleri neden yarama bastın!” diye sormadan edemeyince de, “- Isırığın acısını köpeğin tüyleri alır oğlum..” diye cevabını aldım.

Bu konuşmalar sırasında kiralık odaya da ahır kapısından girmiştik.. Teyzemiz beğenip beğenmediğimizi sorunca.

Kafamda bin bir sorular dolaşıyordu: Kuduz olacak mıydım, Kaç günde hastalık kendini gösterirdi, Ne zaman ölürdüm,  vb. gibi.

 Odanın durumunu inceleyecek durumda değildim:
“–Hayır beğenmedim teyze odanı, sen bir başkasına ver.” diyerek, vedalaşıp
oradan ayrıldık.. Öncelikle çarşıya gidip bir terziye pantolonumun yırtığını
yama yaptırmalıydım.. Sonra da hastaneye..  İlk aklıma gelen çocukluğumdan beri köyde okul
kıyafetlerimi diktirdiğim, birkaç yıl önce de ilçeye gelmiş olan
hemşerimiz  terzi Hamza Şeker geldi..
Doğruca onun dükkanına gittim.. Çarşıdan geçerken bir elimle de kalçamdaki
açıklığı elimle kapatmaya çalışarak yürümüştüm..

****

 Dükkana gittiğimde şu anda rahmetli olan Hamza Abi ve çırağı olan kardeşi Hasa Hüseyin halimi gördüklerinde bir hayli şaşırmışlardı.. Çok güler yüzlü eğlenceli insanlardı.. Halime gülmediler desem yalan olur.. Hamza Abiye Allah Rahmet eylesin, Hasan Hüseyin Abiye de sağlıklı uzun ömürler dilerim.

Onlara durumu anlattım;
Hamza pantolonumdaki yırtığa kocaman bir kumaş parçası yamalağı atarken kardeşi
Hasan Hüseyin çarşıdaki bir bakkala gidip, -o sırada eczane yoktu- bir şişe
tentürdiyot getirip bacağımdaki yaraya döktü.. Bilmiyorum yararlı mıdır,
zararlı mıdır, bu uygulama? Ama biz o günlerde biz neredeyse bütün yaralara
tentürdiyot sürerdik.. Şifa beklemekten çok; “Yaranın mikrobunu kırsın” diye
düşünülürdü.

***

Bu kendimizce
yaptığımız  ilk müdahaleden sonra
hastanenin yolunu tuttum.. Yolda köyümüzden sağlıkçı Hasan Ural’la
karşılaştım.. Şu anda o da rahmetli olan o sırada ilçedeki Devlet Hastanesinde
çalışan Hasan  Ural’a “-Abi beni köpek
ısırdı, hastaneye gidiyorum, ne yapmam lazım?” diye sordum.

Hasan Abi yüzüme bakıp
bir süre şöyle bir düşündükten sonra “-Geçenlerde bizim Ufaklık, köpeğimiz
elimden bir çızık ısırdı, yediğim iğneler onun ısırığından acıydı.. Bir arkadaş
olarak gitme, derim. Ama işim sağlıkçı, sağlıkçı olarak git, diyorum..” diye
ortadan bir cevap verince;

 -İyi de abi ben ne yapayım, aradan konuştun?

-Valla hangisini tercih
edeceğini sen karar ver!

Bu konuşmayla  kafam allak bullak olmuştu.. Köpeğin ısırığından bir acı çekmiştim.. Kuduz aşısı ısırıktan da acıysa, ne yapabilirdim? Aşıdan vaz geçip yine yaya olarak köye döndüm.. Köyde,şu anda rahmetli olan babamla durumu konuştum.

Babam duyunca bana çok
kızdı.. “-Kuduz olup ölmek daha mı iyi, yarından tezi yok, git aşılarını
yaptır..!” deyince bir gün sonra soluğu ilçede aldım.  On beş gün yaya olarak gidiş geliş kırk
kilometrelik yolculuğa başlamıştım.

Yolda yine köpeklerle
karşılaşmam da cabası.. Onlardan kurtulmak için kim zaman ağaca çıktım, kimi
zaman da oturup dondum.. Oturup donduğunuzda çevrenizde birkaç tur atıp dönen
köpekleri anlatamam..

Hastaneye vardığımda
önüne gelen aşılarımı yapıyordu.. Yediğim iğneleri görünce, hep Hasan Abinin
sözü aklıma geliyordu. 

O dönemde iğneler
atılmazdı, bütün hastalara aynı iğneler ısıtılarak kullanırdı. Kimi zaman
şırıngalar tıkalı olduğu için ilacın akması mümkün olmazdı.. Bu şekilde birkaç
iğne değiştirildiğine şahit olmuştum..

Göbeğimin altına
vurulan on dört gündeki on dört iğne karın boşluğumda yumurta büyüklüğünde bir
kemer gibi  dolaşıyor.. Bu yumurta topaklarının
aylarca karnımda erimelerini bekledim.. Bir gün de hastaneye boşuna gitmiştim.
Bekle ki birisi gelip sana iğne yapsın.. Köye dönmek zorunda kaldım..

Beni
ısıran köpekle yolculuğum..Onu benimle kaçırıyorlardı!

Köye dönünce ilçe
çıkışında bir araca el kaldırıp durdurup aracın kasasından içeri
bindiğimde  bir köpek bağlıydı..  Şoförün üst bagaj kısmına oturan birkaç kişi
kendi aralarında konuşuyorlardı.. 

-Yolculuk nereye
hemşerim,

-Yakın Gerez’e
gidiyorum.

-Niçin?

-İki gün önce bu köpek
bir çocuğu ısırmış, köpeğe bir şey olmasın diye Çoban A..’ye vereceğiz..

Bu konuşmaları
dinleyince köpeğe dönüyorum, dikkatlice tüyleri yolunan omuzuna bakıyorum.. O
da benim gözlerime tanıdık tanıdık bakıyor..

Ben de ne olur olmaz
diye yolcuların çıktığı bagaja sıvışıyorum.. Köpekle yolculuğumuz köyümüze
kadar sürüyor.. Ben de köyde iniyorum..

Köpek komşu köyün
çobanına gidiyor.. Kimse köpeğin ne olduğunu sormamıştı.. Keşke sorup ilk üç
gün nezarete alsalardı.. Ben onbeş gün yaya kırk kilometre yol yürüyüp o
iğneleri yemezdim.. Cahillik mi diyelim sorumsuzluk mu?

Düşünüyorum da, hiçbir gerçek saklanamaz!

Beni ısıran
köpeği, sahipleri benimle kaçırdıklarının farkında bile değildi!.

Ama o köpek
farkındaydı.. Köye kadar da gözlerini benden hiç ayırmamıştı..

***

Şu anda Ali Rıza Yalman(Yalkın)’ın Cenupta Türkmen Oymakları’nda adlı eserinde “Kuduz Düğünü” ve Ahmet Naim’in “Kuduz Düğünü” hikayesini okuyorum.. Ülkemiz nereden nereye gelmiş gıpta ile seyrediyorum..

Cumhuriyet mucizesini alkışlıyorum. Bu mucizeyi sağlayanları şükranla yad ediyorum.

YORUM YAZ
1 YORUM
  • Adnan SİVRİ dedi ki:

    İNSANIN KIYMETİ Mİ VARDI Kİ HOCAM. AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE. BİZİM HATIRALARDA BUNDAN KALIR YERİ YOK. ŞİMDİLERDE MİLLET EVLADININ ÜSTÜNE NASIL TİTRİYOR.