Dilimiz kaderimizi nasıl şekillendiriyor?

Dilimiz kaderimizi nasıl şekillendiriyor? 'Yok' dedikçe neden yok oluyoruz?

Ağzınızdan çıkan her kelime, aslında gökyüzüne gönderilmiş bir dilekçedir. Modern bilimin 'nörolojik komut' dediği, kadîm irfânın ise 'söz duâ yerine geçer' diyerek mühürlediği o gizemli eşiği aralıyoruz: Dilimiz kaderimizi nasıl şekillendiriyor? 'Yok' dedikçe neden yok oluyoruz?

​Hayatın telâşesi içinde bazen öylesine, bazen de dert yanmak adına kurduğumuz cümlelerin, aslında geleceğimizi inşâ eden birer tuğla olduğunu hiç düşündünüz mü? Eskilerin o meşhur uyarısı kulaklarımızda çınlasın: "Belâ, ağızdan çıkan söze bağlıdır." Yani insan, kendi dilinin mahkûmu ya da azat edilmiş bir kölesi olabilir.

​"Ben Kulumun Zannı Üzereyim"

​İslâm inancının temelinde "Hüsn-i Zan" yani güzel düşünmek ve hayır ummak vardır. Rabbimiz bir Kudsî Hadis’te bizlere âdetâ bir hayat pusulası verir: "Ben kulumun zannı üzereyim. Beni nasıl tanırsa, ona öyle muamele ederim."

Eğer biz sürekli "şanssızım", "yapamam", "her şey kötüye gidiyor" dersek, aslında farkında olmadan Allah’ın rahmet kapısını kendi elimizle itmiş, O’nun bize olan lütfunu kendi zannımızla kısıtlamış oluruz. Oysa "imtihan zor ama Rabbim Kerîm’dir" demek, mucizelere kapı aralamaktır.

​Kelimelerin Nörolojik Gücü: Beyin Söyleneni "Emir" Kabul Eder

​Meselenin mânevî boyutu kadar, bilimsel boyutu da bir o kadar çarpıcıdır. Nörobilim çalışmaları gösteriyor ki; beyin, ağzımızdan çıkan kelimeleri birer "komut" olarak algılar. Biz "Çok hastayım" dedikçe, beynimiz bağışıklık sistemine "Savaşmayı bırak, biz hastayız" sinyali gönderir.

​Psikolojide "Kendini Gerçekleştiren Kehânet" denilen bu durum, İslamî literatürdeki "Söz duâ yerine geçer" hakikatiyle tam bir uyum içindedir. Olumsuz kelimeler beyindeki stres hormonu kortizolü artırırken; "Şükür, umut, iyilik" gibi kavramlar dopamin ve serotonin salgılatarak bedeni biyolojik olarak da iyileştirir. Yani dilimizle sadece kaderimizi değil, biyolojimizi de şekillendiriyoruz.

​Kur’an-ı Kerîm’in Müjdesi: Şükür Nîmeti Artırır

​Rabbimiz İbrahim Sûresi 7. âyette çok net bir kanun koyuyor:

​"Eğer şükrederseniz, elbette size (nîmetimi) artırırım."

​"Yok" dedikçe elindekilerin bereketi kaçar, "elhamdülillah" dedikçe bereket sağanak olup yağar. Dilimiz "yok" kelimesine alıştığında, gözümüz var olanı görmez olur. Bu inceliği hayat düsturu edinen gönül ehli, 'yok' diyerek nîmeti reddetmek yerine, edeben 'henüz takdir edilmedi' demeyi tercih ederler."

​Efendimiz’in (sav) Zarif Uyarısı

​Peygamber Efendimiz, yanına gelen bir hastanın şikayetlendiğini görünce onu şöyle uyarır: "Hayır, hayır! Güzel düşün. Zira hayır duâda bulunun; melekler sizin söylediklerinize 'Âmin' derler." Bu sadece psikolojik bir tesellî değil, mânevî bir hakikattir. Ağzımızdan çıkan her kelime, kâinat boşluğuna bırakılmış bir dilekçe gibidir. Meleklerin "Âmin" dediği o an, sizin "mahvoldum" dediğiniz anla çakışırsa, kendi duânızın kurbanı olmaz mısınız?

​Anadolu irfanının mimarları olan tasavvuf ehli, sözü "vücut bulan bir varlık" olarak görürlerdi. Onların dilinde lamba "söndürülmez", "uyandırılırdı." Kapı "kapatılmaz", "sırlanırdı." Çünkü olumsuz her fiil, rûhu daraltır. Onlara göre;
​"Hastayım" demek, hastalığı misafirliğe değil, ev sahibi olmaya davet etmektir.
​"Kötüyüm" demek, iyiliğe giden yolları kendi ellerinle kapatmaktır.

Güzel Bak, Güzel Gör

​Mevlânâ Hazretleri ne güzel söyler: "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geri kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistân olursun, diken düşünür dikenlik olursun."

​Bugünden tezi yok, dilimizdeki "ama, keşke, çok zor, imkansız" kelimelerini emekliye ayıralım. Yerine "elhamdülillah, nasip, inşâallah, hayırlısı" kelimelerini yerleştirelim. Unutmayın; kader gayrete aşıktır ama dilin ikrarı da o kaderin anahtarıdır.

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

​Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE