DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 30°C
Az Bulutlu

Diyarbakır izlenimlerim -2-

15.03.2019
215
A+
A-

Diyarbakır büyük bir kültür kenti..

Bu yüzden de birkaç günle gezilemez ve birkaç satırda yazılamaz..

Sırası geldikçe burada eklemeler yapacağım.

Kale burcundan Hz. Süleyman Camiine geçiyoruz..

Camide sürekli  Kuran okunuyor..

Cami ismini burada Şehit Olan Halit Bin Velid’in oğlu Süleyman’dan alıyor.

 639 yılında İyaz Bin Ganem sekiz bin kişilik bir orduyla Diyarbakır surlarını beş ay kadar kuşatmadan sonra fetheder. 

Şekil 1 Cami ve Müzeler

Kuşatma sırasında kırk kadar kadar sahabenin şehit olduğu rivayet edilir.

Burada Nisanoğlu Ebul Kasım (1115-1160) tarafından cami yapılır. 

Osmanlı döneminde cami yapısına eklemeler yapıldığı gibi, mermer sandukalar da o dönem yapılmıştır.  

Camiyi ziyaretimizden sonra hemen doğusunda yer alan Atatürk Evi ve Diyarbakır Arkeoloji Müzesine ziyaretimiz oldu.

Müzeler girişinde kapı üzerinde Artuklu dönemine ait hayvan kabartmaları dikkat çekiyor. 

Müzeler girişindeki çeşme önündeki  aslan Artuklu sanatının güzelliğini yansıyor.

Bu eserler Diyarbakır’ın her köşe başında Artuklu eserleriyle karşılaşacağımızın habercisi gibi.

Müze gezimizden sonra yağmurda ıslanmayı göze alarak incelememizde  Diyarbakır surlarında farklı dönemlere işaret eden onlarca yazıt ve  kabartma resim olduğunu fark ettik.

Burada tarih canlı bir şekilde yaşıyor..

Bu alanda genç evlilerin düğün kıyafetleri ile resim çekmeleri dikkatimi çekti.  

Son yıllarda gençlerin Konya Sille’de de sıkça karşılaştığımız gibi tarihi alanlarda resim çekinmeleri geçmişe olan ilgilinin artması bakımından iyi bir gelişme diye yorumluyorum.

Diyarbakır Arkeoloji Müzesi Diyarbakır’ın 12 000 yıllık tarihine ışık tutuyor.

Ayrıca burada bulunan deniz hayvanlarına ait fosillerin 55 milyon yıla kadar uzandığı etiketlerinde not edilmiş.  

Körtik Tepe, Diyarbakır Bismil ilçesi Ağıl Köyü Pınarbaşı Mezrasında, Batman Çayı ile Dicle’nin birleştiği yere yakın bir yerleşmedir. Buradaki taştan yapılmış çanak çömlekler ve taştan boncuklar dünyanın en güzel örnekleridir.

Karbon 14 ölçümleriyle Körtik yerleşmesi MÖ 10 bin yıllarına tarihlenir.

Bu özelliğiyle Anadolu’nun en erken yerleşmelerinden biridir.

Diğer taraftan burada bulunan mikrolit taş aletlerin Epipaleolitik döneme kadar gittiği düşünülmektedir. Bu da burasının 13-15 bin yıllara gidebileceği kanaatine yol açmaktadır.

Doğu Akdeniz Çanak Çömlek Öncesi Neolitik döneme ait Körtik Tepe taş tabakları üzerindeki stilize yaban keçisi resimleri, çağdaşı Göbekli Tepe’nin anıtsal mimarisi kadar heybetli olmasa da işçilik yönünden emsalsizdir.

Körtik taş tabakları üzerinde keçi resimleri dışında yılan ve kartal gibi hayvanlar da yer alır. Resimdeki taş tabak üzerindeki bir stilie bir kartalın haç şeklindeki görüntüsü ilginçtir. Bilindiği gibi tarih boyunca yılan ölümsüzlüğü, kartal gücü simgeler.

Müzenin diğer önemli sergilerinden biri de Çayönü yerleşmesine ait eserlerdir. Yaklaşık elli yıl önce arkeolojik kazılara başlanan Çayönü ziraatın, çömlekçiliğin ve madenciliğin başlangıç yerleşmelerinden biri olarak dünyada haklı bir üne sahiptir.

Uygarlıklar genellikle su boylarında yeşermiştir.  Diyarbakır zenginliğini Dicle Nehrine borçludur.

Ancak batısında bulunan Fırat uygarlıkları pek uzağında değildir. Bu nedenle bu kent her iki nehrin zenginliğinin birleştiği yerde yer alır.

Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapan bu kentimizin erken dönemleri hakkında kısaca bilgi verdik.

Diyarbakır’dan söz ederken Ulu Cami’yi unutmak olmaz. Kentin merkezinde yer olan Caminin bulunduğu yerde Mama Mor Kilisesi yer aldığından bu yapının devamı mıdır, sorularını akla getirmiştir. Ancak mimaride kiliseye dair izler görülmemektedir. Cami Şam Emeviye camisine benzetildiğinden Emeviler zamanında yapıldıüğı şeklinde görüşler oluşmuştur. Selçuklular, Artuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemine ait tamiratlar ve eklemeler görülür.

Camideki onarım kitabesinden   1090 yılında Selçuklu Sultanı Melikşah’ın emriyle vali Amidüddevle, camide büyük bir onarım gerçekleştirmiştir.

Diyarbakır daha sonraki dönemlerde de bilimde çığır açan bir çok kişi yetiştirmiştir. XII. Yüzyılın sonunda 25 yıl(1181-1206)   Artuklu sarayında saray mühendisi olarak çalışan El Cezeri bunlardan biridir.   

Arkeoloji müzesinin karşısında yer alan Etnografya müzesinde içinde El Cezeri’nin otomatının maketi de dahil bir çok eserin maketi ve geçmişten günümüze yaşantıya ait örnekler canlandırılıp sergilenmektedir. 

Diyarbakır’da Arkeoloji ve Etnografya müzeleri dışında Ziya Gökalp, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Arif gibi kültür dünyamızda etkileri görülen düşünür ve şairlerin evleri ziyaretçilere açıktır.

Diyarbakır’a giderken kültür insanlarıyla ilgili bir ön çalışma yapmıştım. Bu kişilerden bir kitap kurdu olan, hatta hiç evlenmeyip kitaplarıyla evlenen Ali Emiri Beyin hayatı beni çok etkiledi. Zira üzerinde fazla durmamış olsak da Kaşgarlı Mahmut’un Divan-I Lügati Türk’ü sahaflarda bulup bize kazandırması ne büyük bir şans!..

Ali Emiri Efendiyi ne kadar baş tacı etsek azdır.. Gözüm yaşararak okuduğum, Divan-I Lügati Türk’ü bize kazandırma mücadelesini okumanızı tavsiye ediyorum. İleride burada paylaşmam gerek..

Diğer taraftan eski Diyarbakır evleri müze ya da lokanta, kafe, kahve,  kahvaltı salonu olarak turizme açıktır.

Zengin bir yemek kültürü olan Diyarbakır’da yöresel peynir, yoğurt, pestil ve biber, patlıcan kuruları pazarları süslemektedir.

Diyarbakır ‘daki ikinci günümüzde Dicle Üniversitesine gittik. Dicle Üniversitesi Kültür Merkezinde yoğun bir sempozyum, panel ve konferans trafiğiyle karşılaştık. Bu konferansların açılışına gelen rektör beyle tanışma fırsatımız oldu.  Edebiyat Fakültesi dekanı ve öğretim elemanları, öğrencileri konferansımızı ilgiyle izlediler. Her birine teşekkür ederim.

Konferans sonunda Üniversitedeki meslektaşlarımızla vedalaşıp Mardin’e geçtik. Dr.  Öğr. Üyesi Aytaç Coşkun’un daveti üzerine yol boyundaki Zerzavan Kazılarını ziyaret ettik. Verilen bilgilerden burasının Antik dönemde önemli bir Mitra Kült merkezi olduğu anlaşılıyor. Burada da yağmurla gezme şansımız oldu. Diyarbakır’ın 1987 yılında elli derece sıcağında çalışmış biri olarak, on beş derecelik bir serinlikte yağmur altında Diyarbakır’ı ve kazı alanlarını gezmek bir şanstı.

Mardin gezimiz de serinlikler içinde geçti…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.