Duman Sansürlü, Yozlaşma Serbest!

Duman Sansürlü, Yozlaşma Serbest!

Reyting Uğruna Fedâ Edilen Nesiller ve Mânevî Değerler

​Bir eğitimcimizin şu çarpıcı tespitiyle başlayalım: “Televizyon ekranlarında sigarayı ‘kötü örnek olmasın’ diye sansürleyenler, neden ahlâkı ve mâneviyatı zedeleyen sahneleri aynı hassasiyetle görmezden geliyorlar? Sigara sağlığı; müstehcenlik ise rûhu ve ahlâkı zehirler! Biri bedeni, diğeri ise îmanı ve iffeti hedef alıyor...”

​Bu sözler, günümüz medya gerçekliğindeki en keskin çifte standardı özetlemektedir. Sigara dumanı ekranlarda titizlikle buzlanırken; kadın bedeninin bir nesne gibi teşhiri, dizilerdeki ahlâkî yozlaşma, reklamlarda pompalanan cinsellik ve sosyal medyadaki çirkinlikler “ifade özgürlüğü” ya da “reyting” maskesi altında serbestçe akıyor. Peki, gerçekte hangisi daha tehlikeli? Bedenimizi kısa vadede hasta eden mi, yoksa nesillerin rûhunu, vicdanını ve iffetini uzun vadede çürüten mi?

​Ekranlarda bir sigara dalının üzerine yerleştirilen o meşhur sansür efekti, bizlere sağlığı koruma noktasında bir hassasiyet mesajı veriyor. Ancak aynı ekranlarda sağanak gibi yağan mânevî erozyonun, müstehcenliğin ve kutsal değerleri hiçe sayan sahnelerin neden aynı hassasiyetle "buzlanmadığı" büyük bir soru işaretidir.

​Çifte Standart: Beden Koruma Altında, Ruh Savunmasız

​Sigaranın fiziksel sağlığa zararları bilimsel bir gerçektir; akciğerleri karartır ve bedeni tahrip eder. Ancak unutulan temel bir nokta var: Sağlık, sadece bedensel bir bütünlükten ibaret değildir. Dünya Sağlık Örgütü dâhi sağlığı; "rûhen, bedenen ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli" olarak tanımlar. Hâl böyleyken; bedeni korumak için seferber olan sistemlerin, rûhu ve zihni kirleten unsurlara karşı bu denli müsamahakâr olması derin bir tezat oluşturmaktadır.

​Şu gerçeği kabullenmeliyiz:

• ​Sigara bireyin bedenini, ahlâki yozlaşma ise toplumun temelini öldürür.

• ​Duman havayı kirletirken, müstehcenlik hayâ duygusunu kirletir.

​Mânevî Erozyonun Ayak Sesleri

​Reklamlardan dizilere, sosyal medya akışlarından gazete sayfalarına kadar kadının bir meta gibi sunulması, sadakatsizliğin "aşk" adı altında pazarlanması ve şiddetin normalleşmesi...
Bunlar sadece basit birer "görüntü" değildir; her biri genç dimağlara enjekte edilen sinsi birer mânevî zehirdir.

​Kur'an-ı Kerîm'de Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur:

​"Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar... Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar..." (Nûr Sûresi, 30-31)

​Bu ilahî uyarı, sadece bireysel bir ibadet değil, aynı zamanda toplumsal ruh sağlığının korunması için inşâ edilmiş bir kalkandır. Peygamber Efendimiz (sav) ise "Hayâ îmandandır" buyurarak, iffet ve ahlâkın îmanla olan kopmaz bağını hatırlatmıştır. Bir toplumda hayâ duygusu zayıfladığında, o yapıyı ayakta tutan temel direkler de sarsılmaya başlar.

​İsrâ Sûresi 32. âyette yer alan "Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, hayâsızlık, çirkin bir iştir ve kötü bir yoldur" uyarısı, sadece fiilî eylemi değil; göze, kulağa ve kalbe sızan tüm yolları kapsar. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde; "Gözün zinası harama bakmaktır, kulağın zinası müstehcen söz dinlemektir..." buyurmuştur. Bu ölçüt, medya içeriklerini tüketirken dikkat etmemiz gereken ilâhî bir pusuladır. Harama bakan göz kalbe zehir damlatır; kalbi zehirlenen bir toplum ise iffetini, aile yapısını ve dolayısıyla geleceğini kaybeder. Zira O (sav), bir başka uyarısında; "Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi de mal ve şehvettir" (Tirmizî) diyerek bugün ekranlarda pompalanan teşhir kültürünün modern fitnesine işaret etmiştir.

​Gelecek Nesillere Bırakılacak En Büyük Mîras 

​Bir gencin akciğerlerini korumak ne kadar önceliğimizse, kalbini ve zihnini kirli tasavvurlardan korumak da o kadar hayatî görevimizdir. Sağlıklı bir toplum; sadece spor yapan ve zararlı alışkanlıklardan uzak duran değil, aynı zamanda edep, iffet ve mânevî derinlik sahibi fertlerden oluşur. Rûhu ölen bir insanın bedeni sağlıklı olsa ne ifade eder? Rûhu kararmış bir neslin fiziksel gücü, büyük bir medeniyet inşâ etmeye yeter mi?

​Uzmanlar, görsel medyadaki olumsuz içeriklerin bilinçaltı üzerindeki yıkıcı etkilerini artık daha yüksek sesle dile getiriyor. Psikologlar ve sosyologlar; müstehcen içeriklerin gençlerin zihninde kalıcı hasarlar bıraktığını, ahlâkî değerleri aşındırdığını ve toplumsal bir duyarsızlık yarattığını belirtiyorlar. Bilimsel literatür de mânevî değerlerden yoksun medya tüketiminin; gençlerde yalnızlık, kaygı, depresyon ve ahlâkî yabancılaşmayı artırdığını kanıtlamaktadır. Kısacası; sigara nasıl akciğeri karartıyorsa, müstehcenlik de kalbi ve vicdanı karartmaktadır.

​Değerlerimize Sahip Çıkma Vakti

​Rûhun ölümü, bedenin ölümünden daha büyük bir felakettir. Gençlerimizi sadece sigaradan ve uyuşturucudan değil, bu mânevî erozyondan da korumak zorundayız. Geleceğe bırakacağımız en kıymetli mîras; temiz bir ahlâk, korunmuş bir iffet ve sarsılmaz bir îmandır.

​Bugün ekranlarda sigara görüntüsü "sağlığa zararlı" gerekçesiyle buzlanırken, şu unsurların neden serbest kaldığını sorgulamalıyız:

• ​Reklamlarda kadın bedeninin metalaştırılması,

• ​Dizilerde ahlâkî çöküşün ve zinanın "normal" gösterilmesi,

• ​Sosyal medyada kontrolsüzce yayılan her türlü çirkinlik.

​Artık bu çifte standarta "dur" demenin, "modernlik" maskesi altında sunulan ahlâkî tahribata karşı uyanık olmanın vaktidir. Bedeni koruma niyetinde olan iradenin, neslimizin rûhunu karartan sahneler için de bir duyarlılık geliştirmesi elzemdir.

​Unutmayalım ki; bedenin ölümü bir son, rûhun ölümü ise toplumsal bir felakettir. Sağlıklı toplumlar sadece sağlıklı bedenlerle değil, temiz ruhlar ve sağlam bir ahlâk ile inşâ edilir.

Gelin; gözlerimizi, gönüllerimizi ve değerlerimizi birer kalkan yaparak neslimizi bu mânevî istilâdan kurtaralım. Gençlerimizi her türlü zehirden korumak, onlara bırakacağımız en onurlu mîrastır.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE