DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 26°C
Parçalı Bulutlu

Eğitim hep vardı, hep de var olacak!

25.02.2019
153
A+
A-

Uygarlıklar okumakla başladı, gelecek okumakla sürüp gidecek!


İyi de teknolojik iletişim ağlarına mahkum olarak nasıl?


Sorular çok cevabı zor!


Tarihte kalkınmış hiçbir toplum eğitimi ikinci planda düşünmemiştir.


Din kitabımız Kuran-I Kerim “OKU” diye başlar.


Eski tüm uygarlıklar “OKUL” diye yola çıkar..


Öyleyse gelecekte de “OKUMAK” var!
Beş bin yıl önce Eski Sümerler ve Mısırlıların eğitim için okullar açtığınızı biliyoruz.


Dört bin yıl önce Sümer Kralı Şulgi Tablet Evi (E.DUB.BA) adı verilen tapınak okulları için “İnsanın gözü kapalı olarak girip gözü açık olarak çıktığı yer” diyordu.


O gün bugündür yüksek uygarlık seviyesine ulaşan toplumlarda eğitim ve öğretimin yeri de yüksek olmuştur.
Başlangıçta matematik, astronomi, tıp, tarih, edebiyat ve coğrafya gibi bilimler ortak veriliyordu.


Bu gelişmelere paralel olarak geçmişte bir bütün olarak görülen bilim fen ve sosyal bilimler olarak ayrıldı.


Günümüzde bu bilimler arasındaki makas giderek açılınca, manevi bilimlerin yerini maddeye egemen olan mühendislik bilimleri yer aldı.


Mühendislik bilimi antik çağın mermer sütunlarına meydan okuyan gökdelenleriyle yeni bir dünya sunuyor.
Bir dünya cenneti sunan fen bilimi insanı geri plana itiyor.. İnsan kendinin ortaya koyduğu kulelere boyun eğiyor.


Bu yetmemiş gibi insan cebinde taşıdığı küçük elektronik dünyada hapsoluyor.
Bu dünya kendi egemenliğini kuruyor..
Fazla bir şey üretmeden, ekmeğe muhtaç bir insanı birkaç saat içinde dünyanın en büyük zenginleri içine sokabiliyor.


Sokağında tanınmayan çocuk, milyonların sevgilisi bir dünya yıldızına dönüşebiliyor.
Böyle bir dünyada nasıl bir eğitim?
Eğitim insanlarına ne düşüyor..


Yetişmekte zorlandığı bir dünyada nasıl bir model olacaktır?


Nasıl bir eğitim ve öğretim?


İletişim teknolojilerinde kurumlar bireyin cebindeki teknolojiden geride kalmış
Bu bireyler nasıl eğitilecek?


İnsan yaşadığı doğal çevresini kaybediyor.
Sosyal çevresini kaybediyor..


Doğal olarak Paylaşım Dünyasında bir çevre ediniyor.


Peki bugün böyle de yarınımız ne olacak?
Bugün bir radyo programında dinlediğim bir uzman en küçük sorunlarını velilerine götüren öğrenciler ileride kendi başına hayatta nasıl mücadele edebilir diye soruyordu..


Onun sorusu çocukluğuma götürdü.
Bizler yaşadığımız doğal çevrenin bir parçası olmakla birlikte, kendimizi keşfedebileceğimiz bir dünyaydı bu.
Adım adım yetenek ve çalışmamıza göre kişiliğimizi buluyorduk bu çevrede..
İsterseniz biraz geçmişi hatırlayalım..
Oyunlarımız kendimizce.. Kararlarımız kendimizceydi..


Çevremizdeki yüzler yabancı değildi. İnsanlar tanıdıktı.


-Gün boyu sokakta arkadaşlarla oynarken adını bile şu anda güçlükle hatırladığımız birçok oyun oynanırdı.


Bu oyunların her birinde bir başka arkadaşın mahareti ortaya çıkardı.
Kimi güce bağlı, kimi kurnazlığa bağlı oyunlarda başarılı olurdu.


Bir oyunda başarısız gördüğümüz bir arkadaşımızı oyunumuza almak zorundaydık, çünkü o başka bir oyunda bizden daha başarılı olabilirdi.


Bir başka oyunda onun oyun kuruculuğuna ihtiyaç duyulabilirdi.
Sokakta yapılan kavga sokakta kalır, kafamızdaki yediğimiz taşın izini kimse görmezdi.


Görse de ayağımız takılıp düşmüştük..
Biliyorduk ki, eve götürüldüğünde bir tokat da evden yenilirdi.


Ya çözümü kendin bulacaktın, ya da yarın o arkadaşlara ihtiyaç duyacağından unutmak zorundaydın.


Arkadaşlarını kendin bulmak, oyunları onlarla kurmak, oyuncakları onlarla yapmak zorundaydın.


Ana ve baba oyuna müdahil olmaz, oyuncakları onlar satın almazdı.


-Oyuncağım kötü, diye yenisinin alınması için kimseye naz edemediğin gibi, beğenmiyorsan iyisini yapmak zorundaydın.


Bu, neyi yapıp yamayacağını gösterdiği gibi, düşünsenize yapmış olduğunuz oyuncakla arkadaşlarınız ilgileniyor ve onun peşinde gün boyu koşturuyorsa, kendinize olan öz güveninizi artırıyordu.
Ama bu o bizim dünyamız bu değildi, dünya tarihte hiçbir zaman bu kadar değişmemişti..


Bizim zamanımızda dünya küçüktü. Mahallemiz, köyümüz ya da şehrimiz kadardı.
Dünyanın en uzak köşesini oturduğumuz yerden izleyebiliyoruz.


Binlerce kilometre uzaklıktaki kıvılcım ocağımıza aniden düşebiliyor.


Evet bu dünya değişti.. Yeni dünya için ne yapmalıyız?


Her cins köpek balıklarının yüzdüğü bir okyanusun derinliklerine çocuklarımızı nasıl bırakacağız?


Peki ya bizden sonra bu okyanusta kendi başlarına nasıl yaşayacaklar?
Bilgi donanımları yeterli mi?


Onlar daha büyük bir dünyada varlığını sürdürecekse eğer;
Daha geniş bilgi donanımı olan kişilere ihtiyaç var.
Bugünkü meslekler çocuklarımız büyüdüğünde yüzde 65 oranda değişecekmiş.!


Şimdiden de öyle görülüyor!
Onları bu dünyaya hazırlayacak eğitim ve öğretime hazır olmalıyız.


Tarihte hiçbir zaman eğitim ve öğretimin yerini başka bir şey dolduramamıştır.


İnsanlık tarihinin başından itibaren eğitim ve öğretime önem veren uluslar ayakta kalabilmiştir.


O halde parolamız eğitim ve öğretim olmalıdır.


Bu eğitim teorik bilgilerle pratik bilgilerle iç içe olmalı.


Uygulamalı bilgiler artırılmalı.
Bilgi ve beceri yan yana, omuz omuza olmalı..


Öğrenerek yaparak, acaba bilgiyi çocukluğumuzdaki oyunlarımıza çevirebilir miyiz?


Sokağımızdaki oyunumuzu okulumuza, fabrikamıza taşıyabilir miyiz?


Evet, dünya değişiyor, biz değişiyoruz, ya çocuklarımız gelişiyor ve değişecekler!

Bütün bunları kabul ederek, eğitim ve öğretimden vazgeçmeden,
İnsanı unutmadan, duygu, düşünce ve hayallerimize dokunmadan,
Geleceğimizden kopmadan, teknolojiden korkmadan, kendi doğamıza nasıl dönebiliriz..

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.