Emeklilik, Yaşlılık ve Ölüm Üzerine!

26.05.2019 - Pazar 23:43

Nerdeyse saçlarım yirmi yaşımda ağarmaya başladı.
Bu yüzden de meslek hayatıma başladığım günden itibaren sorulur, “-Hocam ne zaman emekli olacaksın?” diye.
Bu söz beni başlangıçta pek etkilemezdi ama sokakta oynayan çocukların önceleri “-Amca, dayı..” şeklinde başlayan şimdilerde de “-Dede “ diye hitap etmeleri yok mu?!
Kendi kendimi bizim toplumda “yaşlılara saygı vardır” ha onun için bu söylemler “rahat ol” diye avunurken, tam o sırada bir arkadaşa rastlamaz mısın? Henüz hal hatır sormadan “Ne zaman emeklilik?” demez mi?
Evet toplum olarak emekliliğe takmışı.. Daha ilk işimize başlarken bordomuza bakıyoruz.. “Kaç iş günü kalmış hayatımızda?” Geçenlerde bir arkadaşım yanında bulunan beş altı yaşlarında çocuğunu okula götürürken “Henüz sınıftan adımını atar atmaz, çocuğunun ‘Baba ben emekli olacağım’ demesinden söz etti.
Onun hikayesini dinlerken hafızam beni kırk yıl önce Lise Edebiyat hocamız Yahya Kale’nin bir anlatısına götürdü.. “-Adam yeni öğretmen olmuş, öğretmen odasına girip ilk koltuğa oturduğunda şöyle bir gerinip; ‘-Ah bir emekli olsak’ demiş.. Biter mi bu öğretmenlik!
Emeklilik istemek hayata “dur!” demek gibi bir şey..
Bir argo şarkı sözüydü sanırım; “Durdurun dünyayı inecek var!” diye hatırladığım?
Emeklilik istemek de böyle bir şey olmalı..
“Akıl yaşta mı, başta mı?” diye sorarlardı büyüklerimiz.
Gerçekten de akıl yaşta değil baştadır.. Ancak bilgi yaşlı başlardadır.
Genç yaşta bunayan yok mudur? Vardır kuşkusuz. Ama aklıyla yaşını birlikte götürenler de çoktur.
Rahmetli Prof. Dr. Halil İnalcık’ı hatırlayalım..
Hocamız, 26 Mayıs 1916 tarihinde doğmuş 25 Temmuz 2016 tarihinde vefat etmişti.
Bir meslek büyüğümüz olarak hep örnek alacağımız Halil Hocamızın hayatından çıkaracağımız dersler var!
“-Yetmiş iki kitabım var, yüzlerce makalem var. Birçoğunu seksen yaşından sonra yazdım “ diyordu bir televizyon konuşmasında hatırlarsınız. Demek ki, hocamız yüz yaşında da yazıyormuş!
Onun gibi bir çok bilim insanı, bilime yön veren çok sıra dışı bazı genç dâhileri bir kenara koyarsak, eserlerini daha çok yaşlı denebilecek yaşlarda vermişlerdir.
Antik Çağlardan itibaren yaş konusu üzerinde duran filozoflar olmuştur.. Yunanlı Platon, Romalı Cicero ve Senaca bunlardan bazılarıdır.
Onlar, genellikle yaşlılığı bir erdem ve bilgelik olarak görmüşlerdi.
Platon devlet yönetiminde yaşlı filozoflara yer verilmesi gerektiği üzerinde dururken; Cicero, yüz yedi yaşında bile hafızası güçlü yazar düşünürleri örnek gösterir..
Bütün insanlarda olduğu gibi, bütün düşünürlerde de yaşlılık ölümün habercisi gibi görülmüştür.
Yaşlılık ve ölüm korkusu batı düşünürlerinde olduğu gibi İslam düşünürleri Kindi, Razi, İbn-i Sina ve Mevlana gibi İslam düşünürlerinde de ele alınmıştır.
Hepimizin sıkça her yıl törenleriyle hatırladığımız gibi; Mevlana ölümü sevgiliyle bir buluşma(vuslat), Şeb-i Arus “düğün gecesi” olarak görmüştür.
Hemen bütün dinlerde ölüm yeniden var olmanın, yeni bir başlangıcın geçişidir..
Taş Çağlarının mağaralarda yaşayan insanları ölülerine öbür dünyada kullanacakları taştan aletler, taştan pkap kaçaklar sunuyorlardı..
Cesetleri kırmızı aşı boyasıyla boyuyorlardı; haşerelerden korumak ve diğer dünyada sağlam dirilmelerini sağlamak için.. Bir bakıma bir mumyalamaydı bu.
Ayrıca kan rengiyle boyanan cesetlerin yeniden hayat bulması düşünülmüş olmalıydı…
Genellikle düşünürler akıl ve bilgiyi ölüm korkusunu yenmenin bir reçetesi olarak görmüşlerdir.
Büyüklerimizin en çok dileklerinden biri de ‘akıl sağlığı’ dır.
Her şeyden önce sağlığınız yerinde olsun.
Asıl emeklilik aklın kaybolmasıyla başlar.
Bu konuda Ömer Hayyam, 971 yıl önce şu sözleriyle cevap veriyor:
“Yaşamanın sırlarını bileydin,
Ölümün sırlarını da çözerdin;
Bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:
Yarın, akılsız, neyi bileceksin?”
Şu meslek hayatımızın her yerinde aklımıza takılan “emeklilik mevzuu” nu unutmaya ne dersiniz?
Varsın sizden yaşlılar da size “Amca” gençler “Dede” desin..
Bu size olan hürmetindendir.
Nice sağlıklı günler dilerim..!..

YORUM YAZ