DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 26°C
Parçalı Bulutlu

Engelli olan onlar mı, yoksa?

04.12.2018
114
A+
A-

Bu yazıyı aslında farklı bir konuda kaleme almayı düşünürken, bütün gün sosyal medya ve ulusal medyaya konu olan haberler nedeniyle, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ana teması içerisinde yazmaya karar verdim.

Bu yazıyı aslında farklı bir konuda kaleme almayı düşünürken, bütün gün sosyal medya ve ulusal medyaya konu olan haberler nedeniyle, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü ana teması içerisinde yazmaya karar verdim.

Engelliler ve engelleri olmayanlar(!) açısından bakıldığında, aslında hepsi için farklı bir dünya yaşandığını görüyoruz. Öyle ki; bir kısım insanlar bazı organlarının doğuştan ya hiç olmaması ya da kullanımında bazı sorunlar yaşadıkları için “engelli” olarak adlandırılıyor. Kimisinin gözü görmüyor, kulağı duymuyor, kimisinin ortopedik bir rahatsızlığı oluyor yürüyemiyor, oturamıyor, kalkamıyor olabilir. Daha detaylı düşündüğümüzde çok daha farklı engel ya da hastalıklar karşımıza çıkacaktır, lakin konumuzun ana teması bu değil.

Toplumda ikiye ayrılıyor insanlar; engelliler ve engelsizler olmak üzere. Buraya kadar hemfikiriz, ancak “onlar engelli” demekle bu durumu görmezden gelmek ya da üzerini kapatmak ne kadar doğru, ne kadar yanlış bir davranış önce buna bakmak gerekir. Onları engelli oldukları için, sosyal hayattan soyutlamak, bazı gündelik aktivitelerin içinde bulunmalarına gerek olmadığını düşünmek, ya da onları kendi engelsiz(!) dünyamıza karışmalarına engel olarak, hiçe saymak mıdır olması gereken?

Ben öyle engelsiz(!) insanlar tanıyorum ki; gözü görmez, kulağı duymaz, kalbi hissetmez, ya da kalkıp koltuğundan iki adım ileri gitmez. Hatta öyle zihinsel engelsiz(!) insanlar gördüm ki; iki lafı bir araya getiremediği gibi, kendi saplantılı düşüncelerinden bir adım dahi uzaklaşmaz ve kendi kurduğu yapmacık ve yapay dünyasında, kendi doğruları ışığında yaşayıp gider. Kendisinden başka hiç kimsenin fikirlerini önemsemez ve üzerinde düşünmeye dahi değer bulmaz.

Toplumda da yaygın olarak kullanılan, kaynağı hakkında pek çok rivayetin olduğu bir söz vardır; “hiç kimse duymak istemeyen kadar sağır, görmek istemeyen kadar kör değildir” diye. Bu söz benim nazarımda öylesine değerli, öylesine anlamlı bir sözdür ki; anlamını tarif etmeye kelimeler yetmez. Evet, gerçekten de öyle değil midir sevgili dostlarım? Hani bazı insanlar vardır, öylesine sabit fikirli, öylesine kirli düşüncelidir ki; sizin kendisine ilettiğiniz doğrulara kulağı sağır, gözü kör, kısacası kalbi tamamen kapalıdır. İstediğiniz kadar yırtının bir şeyler anlatabilmek adına, duymazlar, görmezler, hissetmezler. Ancak bütün bunlara rağmen, engelsiz(!) olan da onlardı değil mi? Pardon, unutmuşum.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, aslında engelli kavramı bizim düşündüğümüz gibi ortopedik ya da zihinsel engelli insanlar için değil, kendisini toplumun gerçeklerine, ait olduğu kültürün doğrularına ve içinde olduğu insan topluluğunun yaşam biçimine saygı göstermeyerek, aykırı ve saygısız davranışlar sergileyen insanlar için de kullanamaz mıyız? Ben elbette ki diğer insanların doğrularına göre yaşayalım, kendi doğrularımız olmasın demek istemiyorum. Kendimize göre bir tarzımız, düşüncelerimiz ve yaşam biçimimiz olabilir, lakin bunu içinde yaşadığımız topluma rahatsızlık vermeden, diğer insanlarla birlikte yaşayabilme kültürü taşıyarak gerçekleştirebilmeliyiz.

Bu yazıda toplumdaki iletişim problemlerine değinmeye çalıştık ancak; engelli kardeşlerimize hayatı kolaylaştırmak yerine onlara hayatı zindan eden, hatta bazen sonu kazalarla biten yanlış uygulamalara imza atan belediyelere de değinmeden geçemeyeceğim. Görme engelli vatandaşlarımızın kullandığı sarı şeritlerin tam ortasına dikilen yönlendirme levhaları ya da beton bloklar, ya da kaldırıma engelli sandalyelerini çıkaracak bir rampa konmaması veya standartlardan yüksek tutturulması, toplu taşıma araçlarında yaşanan fiziki eksiklikler yahut belediye personeliyle muhatap olunacak yerde (örneğin belediye otobüs şoförü) personelin bilgi ve eğitimsizlik nedeniyle engellinin lehine bir davranış sergilememesi, sesli veya görsel yönlendirmelerin engellilerin şehir kullanım hayatlarına kolaylıklar sağlamaması ve henüz hayata geçirilmemiş pek çok sosyal politika ve projeler, engelli kardeşlerimizin gündelik hayatlarını zorlaştırıcı etmenler olarak, belediyelerin sorumluluk alanlarında kendilerine yer bulmaktadır veya hayata geçirilmesi gerekerek sıralarını beklemektedirler.

Velhasıl-ı kelam; engelli olmak zor, lakin bizim ülkemizde belki çok daha zor. Bu bilince erişmek lazım önce. Engelli insanlara uzaylı görmüş gibi bakmadan, onların yardıma ihtiyaçları olduğu anlarda yardıma koşmayı, ya da onlara sanki eksikliklerini yüzlerine vurur gibi davranmamayı öğrenmeliyiz. Ve öğrenme sürecini de çocuklarımızın küçük yaşlarında onlara kazandırmalıyız. Unutmayalım ki, hepimiz bir gün engelli adayı olabiliriz. Bunun için küçük bir kaza ya da travma bile yeterli. Allah engelli kardeşlerimizin yardımcısı olsun, engelli olmayanların da kalbine yumuşaklık ve düşünceli olma hissi versin. Bu düşünceler ışığında sizlere sevgi ve muhabbetlerimi sunarım.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.