DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Az Bulutlu

Gurbet Türkleri; “Küçük İstanbul” Kreuzberg’de işçilerimizle birlikteydim!.

21.12.2018
147
A+
A-

“ –Siz; batıda Tunus’tan, doğuda Afganistan’a kadar uzanan tarihi coğrafyamızın haritasını çizmişsiniz. Cebinizdeki üç beş avroluk harçlıkla dünyayı fethediyorsunuz. Hücrelerinizde hakanların kanı dolaşıyor. Avrupa’nın ortasında otağ kurup sofra açmışsınız. Öyle yücesiniz ki; ufkunuzda hep bir Kızılelma asılıp durur..  Kısaca helal olsun. Ne mutlu ki sizinle birlikteydim!.”

İşçilerimizin Almanya’ya gidişleri 57 yıl önce başlamıştı.

30 Ekim 1945 tarihinde Bonn’da  Almanlarla“İşgücü Alım Anlaşması” yapılmıştı.

Şu anda, Almanya’da üç milyon, Avrupa’da beş milyon civarında insanımız var.

Önce geri dönmek üzere gittiler..

 “-Biraz para biriktirip döneriz” dediler.

Geri dönüp çocuklarının geleceği için iş kuracaklardı.

Ama olmadı!.

Düşünülen olmadı; çok azı dönebildi, çoğu geride kaldı.

Ailelerini götürüp orada yerleştiler.

Gidenlerin geri dönme hayalleri hiç sona ermedi. Ama orada olanlar hiç burayı pek düşünmediler.

Hele üçüncü nesil!.. Burayı akıllarına bile almadılar.. Hayatlarını oraya göre planladılar.

Mademki dönüşü yoktu, bari memleketi oraya taşımak lazımdı.

Her bir kentim semtinde camiler çevresindedernekler kurdular.

Çevresinde Anadolu’dan götürülen ürünlerin satıldığı pazarlar kuruldu.

Helal et dönerlerinin döndüğü köşe başı büfeler görüldü.

Zaman geçti dönere Almanları, diğer Avrupalıları da alıştırdılar..

Kültür böyledir, alırsın verirsin.. Köklerin güçlüyse ayakta kalırsın..

Görülen o ki Avrupa’nın ortası Almanya’da, Almanya’nın merkezinde Berlin’de, Berlin’nin orta yeri  Kreuzberg’de kültürümüz kök salmış..

Türklerin Avrupa’da en çok yoğun görüldüğü yerlerin başında Kreuzberg gelir.

Bu nedenle “Küçük İstanbul” olarak şöhret bulmuştur.

 Bu semtte 250 bin civarında Türk yaşadığı söylenir..

 1992 yılından itibaren bir çok kez Almanya’ya gitmiştim.. 2010 yılında YÖK’ün görevlendirmesiyle 2,5 ay Berlin’de araştırmalar yapmayı planlamıştım.

 Planım gereğince gündüzleri bazı üniversite, enstitü ve devlet kütüphanelerinde çalışmalarımı yürüttüm.

Mekanik, sessizlik içinde donuk Almanya sokaklarından Almanlar ve diğer Turistler…

İnsani bir canlılık içinde olan bu semte koşarlar…

Döner, baklava, ayçiçeği yemeye gelenler; Türk kahvesi içmeye gelenler. Ayran sevenler!

Türkçe  olarak sokak başından pazarcının limon, domates, patlıcan, karpuz.. beş avro abi! Buyun buyurun! nidalarını dinlemek isteyenler..

Burada Küçük İstanbul mu, küçük bir Türkiye, Küçük bir Avrasya var!

 O yaz Ramazan ayının da çalışma dönemime rast gelmesi benim için büyük bir şanstı. 

Ne güzel, insanlarımızla Ramazan iftarlarında birlikte olacaktık!.

Düşündüğüm gibi; gün boyu kütüphanelerde çalışmak, akşamları da Avrupa’nın ortasında Anadolu’yu yaşama şansım oldu.

Türk Federasyonu, Ertuğrul Gazi Camii’nde insanımızla iftarları birlikte geçirmenin tarifsiz bir hazzı vardı.

Çalışmadan döndüğüm akşamları Anadolu’dan elli yıl önce dil bilmeden gelmiş insanlarımızın o ilk dramatik anlarını dinlemek, yakın tarihimizin belge niteliğinde ayrıntılarıydı.

Ramazan geldiğindeki işçilerimizin dayanışma duygusu, Anadolu ruhunun canlı bir rengiydi.

Herkes bir günün yemeğini vermeyi üzerine almıştı. Günün yemeğini veren gurbetçimiz o günkü iftara ailesiyle birlikte katılıyordu.

Belki de çocuklar, bu şekilde geniş bir aile ile yemek yeme geleneği ilk kez burada görüyor, burada tecrübe ediyordu.

Misafirler içinde dernekte bulunan herkes; ayrıca başka milletlerden de gelenler vardı.

Bir gün masamda Afganistan’dan bir Peştu baba ile oğlu, bir gün de Tunuslu iki arkadaş vardı. Zaman zaman masalarda Filistin’den Türkistan’dan misafirlerin geldiklerini görmüştüm.

Oradaki Türk kardeşlerime ”- Sizin sofranızda dünyanın değişik insanları var. Bu durum başka ülkelerin iftar sofrasında görülebilir mi?” sorduğumda;

“-Hayır!.. Bu sadece bizim soframızdadır.. Soframız herkese açık olur.. “ dediler.

Tahmin ettiğim cevabı almıştım..Kaç gündür durumu gözlemlemiştim..

Buraya gelenler Türklerin tarihin değişik devrelerinde kurdukları devletlerin yayıldığı sınırlar içinde yer alan bugünkü devletlerin yurttaşlarıydı. Onların ataları bu hoşgörü dünyasında yaşamışlardı. Şimdi onların çocukları sadece geçmişin ayak izlerini keşfediyorlardı.

Avrupa’nın orta yerinde yarım asırdır ayakta kalmış, geçmişini ayağa kaldırıp, geleceğine yön vermeye çalışan kardeşlerime ne söyleyebilirim ki;

“–Siz; batıda Tunus’tan, doğuda Afganistan’a kadar uzanan tarihi coğrafyamızın haritasını çizmişsiniz. Cebinizdeki üç beş avroluk harçlıkla dünyayı fethediyorsunuz. Hücrelerinizde hakanların kanı dolaşıyor. Avrupa’nın ortasında otağ kurup sofra açmışsınız. Öyle yücesiniz ki; ufkunuzda hep bir Kızılelma asılıp durur.. Kısaca helal olsun. Ne mutlu ki sizinle birlikteydim!.”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.