Hayat kaynağımız arazidir

02.05.2019 - Perşembe 14:05

Bu alan geniş satıhlı
bir okuldur.

Coğrafi mekan ve orada yaşayanlar en büyük bilgi
kaynağımızdır.

Onlar bizi yetiştirir, biz öğrendiklerimizi onlara iletiriz.

Bu döngü bilime yaşam ritmi kazandırır.

Geçenlerde bir Üniversitede konuşmamın açılış konuşmasında
misafir olduğum Üniversitenin Dekanı; tarihçi hocalarımızdan birinin üç gruba
ayırmasından söz etmişti:

Bu ayrıma göre birinciler okumayan yazmayanlar, ikinciler okuyup yazmayanlar, üçüncüler de hem okuyup hem de yazanlar…

Aslında bu gruplar daha birçok maddede çoğaltılabilir.

-Okumadıkları için anlatamayanlar,  okuduklarını anlatamayanlar, okuyup anlatanlar..

-Dinlemeyenler, dinlemedikleri için anlatamayanlar,
konuşamayanlar!..

-Hiç yazmayanlar, hiç anlatmayanlar, konuşmayanlar..

-İletişimsizler.. İnsana tepeden bakanlar.. Meslek
taassubuna gömülenler..

-Öğrenmek ve öğretmek sürecinin dışındakiler..

-Yani suskunlar.

Evet haklıdırlar, okumanın yazmanın sınırlarını belirlemek
oldukça güçtür.

Hele yazım aşamasında zülfüyâra dokunmadan geçmek zorluklar
içerir.

Suskun olmanın kişinin selameti için bir avantajı olduğu
gibi; toplumda genellikle sessiz sakin işinde gücünde ağır adam olarak
bilinir..

Bu sessizlikleri ilmi derinliklerinden kaynaklandığı şeklinde
bile yorulur.

Onların en önemli düsturları; Söz gümüşse sükût altındır.

Ya da “-çok kazanç haramsız, çok söz yalansız olmaz”
atasözümüzdür.

Fazla uzatmaya gerek; garanticidirler..

Aslında bu düşünceleri toplumun önemli bir kesiminde destek
bulmuştur.

Ama bilim öyle mi? Özellikle sosyal bilimler..

Ünlü Tarihçi Edward Hallet Carr’ın dediği gibi “Yazmak
okumaya yön verir”.

Hoşgörü diyarı Anadolu’da, insanların gönül kapıları
açıktır.

Elbette ki okumak önemlidir, bu hoşgörü kapılarından girip
onları anlamak, geleceğe aktarmak gerekir.

Yoksa arada geniş mesafeler bırakarak onun tarihini yazmak,
önceki yazılmışların tekrarından öteye gidemez!.

Öyleyse bu coğrafyaya gidip, yaşanmışları, yaşayanlarla
birlikte inşa etmelidir.

Bu karşılıklı bir alış veriştir.

Arazi en güzel okuldur.

Mustafa Kemal’in “Hattı müdafaa yok sattı müdafaa vardır”
veciz sözündeki gibi;

Vatan toprağının her bir karışında bilimin ayak izleri olmalıdır.

Bu toprağın okumayanı, yazmayanı olmak yerine; okuyanı,
yazanı ve hatta konuşanı olmalıyız.

Bu toprağın çocuklarına, bu toprağın tercümanı olmak düşer.

Öğrenip öğretmek için öğrenmek, öğrenmek için sahada
olmalıdır.

Elde edilen her türlü bilgi ve belgeyi aktarmak geleceğe
olan borcumuzdur..

YORUM YAZ