
Bireysel Özgürlük mü, Toplumsal Zehirlenme mi?
Her Koyun Kendi Bacağından mı Asılır?
Behlül Dânâ Hazretleri’nden Yüzyılları Aşan Sessiz Bir Ders!
Günümüz dünyasında sık sık duyduğumuz bir cümle vardır: “Her koyun kendi bacağından asılır.” Bu söz genellikle, “Kendi işine bak; benim günahımdan, sevabımdan sana ne?” anlamında kullanılır. Kimse kimseden hesap sormasın, herkes kendi yaptıklarından sorumlu olsun… Kulağa oldukça bireysel ve özgürlükçü geliyor, değil mi?
Ancak asıl mesele tam da burada başlar. Gelin, bu meşhur sözün perde arkasındaki o keskin "kokuya", Behlül Dânâ Hazretleri’nin penceresinden beraber bakalım.
Hikâye malum... Bağdat’ın kalabalık çarşısında, esnafın arasında dolaşan Behlül Dânâ Hazretleri, yumuşak bir dille insanlara nasihat edermiş. Kimi hileli tartı kullanıyor, kimi yalan yere yemin ediyor, kimi de kul hakkına riayet etmiyormuş… Behlül kimseyi azarlamadan, kırmadan sadece, “Kardeşim, böyle yapma; ahirette bunun hesabı var,” dermiş.
Esnafın bazıları bu sözlerden rahatsız olmuş ve Halife Harun Reşid’e giderek şikâyette bulunmuşlar:
“Sultanım, bu adam artık bize karışmasın. Günah da bizim, sevap da bizim. Her koyun kendi bacağından asılır. Bizim işimizden ona ne?”
Harun Reşid, Behlül’ü huzuruna çağırmış ve onu nazikçe uyarmış:
“Yâ Behlül, bırak şu çarşıdaki insanları. Onları kendi hâllerine bırak.”
Behlül hiçbir şey söylememiş. Sessizce saraydan çıkmış ve doğruca kasaba gitmiş. Yeni kesilmiş, tertemiz, parçalanmamış bütün bir koyun almış. Getirip çarşının tam ortasına, herkesin göreceği bir yere asmış.
Esnaf önce şaşırmış, sonra gülüşmeye başlamışlar; “Delidir, ne yapsa yeridir…” demişler.
Günler geçmiş. Güneş vurmuş, rüzgâr esmiş… Koyun bozulmaya, kokmaya başlamış. Önce hafif bir koku, sonra dayanılmaz bir leş kokusu yayılmış. Çarşıda durulmaz olmuş; müşteriler kaçmış, esnafın dükkânları bomboş kalmış. Dayanamayıp tekrar Halife’ye koşmuşlar:
“Sultanım, Behlül çarşının göbeğine kocaman bir koyun astı! Hayvan koktu, leş gibi kokuyor, nefes alamıyoruz!”
Harun Reşid merak etmiş ve Behlül’ü tekrar çağırtmış:
“Yâ Behlül, bu ne hâl? Neden çarşının ortasına koyun astın?”
Behlül sakin bir tavırla cevap vermiş:
“Efendim, koyun işte; kendi bacağından asılmış duruyor. Kime ne zararı var? Her koyun kendi bacağından asılır…”
Halife sormuş:
“Peki ama kokudan herkes perişan oldu, şikâyet ediyorlar!”
Behlül o zaman tebessüm etmiş ve asıl gerçeği dile getirmiş:
“İşte efendim… Günah da böyledir. Kişi, ‘Benim günahım sadece bana zarar verir,’ der. Kimse kimsenin günahını çekmez, bu doğrudur. Ancak kötülük öyle bir kokudur ki zamanla yayılır; bütün sokağı, bütün mahalleyi, bütün şehri sarar. Kimse o kokudan kaçamaz.”
Bugün etrafınıza bir bakın.
Yalan söyleyen birinin yalanı sadece kendine mi zarar verir?
Başkalarının hakkını yiyen tüccarın hilesi sadece kendi defterine mi yazılır?
Dedikodu yapan dil, sadece sahibinin rûhunu mu kirletir?
Haksızlık yapan el, sadece o eli mi yakar?
Hayır.
Kötülük, tıpkı o koyun gibi kokar ve o koku; sessizce, sinsice yayılır. Komşunun huzurunu kaçırır, ailelerin arasını bozar, toplumun güvenini çürütür; en sonunda da hep birlikte nefes alamaz hâle geliriz.
“Ben kimseye zarar vermiyorum, kendi kendime yaşıyorum,” diyenler… Unutmayın: Kendi bacağından asılı duran koyun bile çürüyünce bütün çarşıyı zehirliyor.
Belki de asıl özgürlük, kendi günahımızın kokusunu başkalarına yaymamakta gizlidir. Belki de gerçek merhamet, o kokuyu henüz oluşmadan önlemeye çalışmaktır.
Bir dahaki sefere biri, “Sana ne, her koyun kendi bacağından asılır,” dediğinde içinizden usulca mırıldanın:
“Evet… Ama kokusu yedi sokağa yayılır.”
Ve gülümseyerek yolunuza devam edin. Çünkü bazı gerçekler anlatılınca değil, yaşanınca anlaşılır.
Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
