İki Anıt Yedi İsim İki Şair İki Şiir (2)

29.01.2019 - Salı 00:36
Mehmet Ali ABAKAY

Birinci Anıt

Gördüğümüz birkaç mekân ile sınırlı olan gezdiğimiz alanda bir kitap anıtı
göze çarptı, kütüphane girişinde. Dokuz kitabın ikisinin sırtı içe dönük, biri
Urfalı, biri Diyarbakırlı Şairin dışında kalanlar şu isimlerdi, Maraşlı olarak:
Erdem Bayazıt, Alaattin Özdenören, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören ve diğer
kitaplar kapak arasında iken, en üstte açık kitap yapraklarında yazılı isim
Necip Fazıl, Çile’den bir şiir, iki mısralık. Keşke diyorum, Nuri Pakdil,
yukarıdan sekizinci sırada olsaydı. Adeta kitapların üçüncü sırasında okunması
gereken Sezai Karakoç olarak düşünülür. Maraşlı değil. Altta isimsiz Maraşlı
şairler, anonim olarak mı durmaktadır? Bu belli değil. Sezai Karakoç ismini
taşıyan kitap, anıta farkındalık katmış, yan durmaktadır, dikkâti üzerinde
toplamaktadır.

Yedi İsim

Erdem Bayazıt, Sebep Ey ve Risaleler’in Şairi… Kendince özgün bir şiir dili
tutturan, şiirleri ezberlenen, bazen marş haline getirilen, Mavera’nın temel
taşlarından biri. Sebep Ey Şiiri’ni şairinin sesinden dinleyen biri olarak, o
güzel mısraların etkisinden kurtulmak çok zor. Bu şiirde şair, ne der; Sunuyoruz:

SEBEP EY!    

Ürperir
tabiat, üfleyince rüzgârı derin gök soluğu
Ulu ses dokununca çarka
Düşer ölümün gölgesi eşyaya.

Başlar
eşyada hareket kurtulmak için kendinden
Daha öteye geçmek için arınmak gibi elbiseden
Yakalar ölümsüzlüğün sonsuz ipini
Sonra ses olur
Zamanın idrak incisi ses döner, döner, döner de
Yönelir sebebe
Sebeb ey!

Sesi
damarla çizer
Mutlak sözü damarda kanla çizer
Uzar bir göz ağrısının gecesi uçsuz bir nehir gibi
Bir bebeğin ilk hecesi düşer ağzından ansızın ve bulur
Sonra toprak sıkışır sıkışır taşar da renk olur tarla da
Günesin çarpılmış elçisi Van Gogh´la gelir önümüze
Portakalla yayılır karanfilde tutuşur karar kılar denizde
Renk denizde karar kılan ebedi tarla olur.
Renk başkaldırırken helezonlar çizerken ses
Som fatih su fetheder tabiatı
Döner döner döğünür eritir dağları yobaz kayaları
Daha der sığmaz kabına yönelir göğe teslim olur
Ve düşerken toprağa çağırır
Sebeb ey!

Her
sabah bütün bitkiler iştahlı bir çocuktur
Emer, emer, emer toprak anayı
O sultan hazinesi o hep veren sonsuz cömert anayı
Yeşil hayat, kırmızı hareket, sarı sabır emer
Ve beyaz iman çizer sesini
Tamamlar kavisini

Sebeb
ey!

Merhum Erdem Bayazıt, “Sana
Bana Vatanıma Ülkemin İnsanlarıma Dair
” 
adını taşıyan şiirinde kendi şiir anlayışının en ince ayrıntılarını
saklamaz, oldukça rahat biçimde dile getirir, düşüncesini:

``Telgrafın tellerini kurşunlamalı’’
Öyle değildi bu türkü bilirim
Bir de içime
-Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen-
Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek
Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen
Haberler bilirim mektuplar bilirim.

Gamdan dağlar kurmalıyım
Kayaları kelimeler olan
Kırk ikindi saymalıyım
Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma
Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından
Baştan ayağa ıslanmalıyım
Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.

İçimde kaynayan bir mahşer var
Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar
Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde
Ya da çamaşır sererken bahçelerinde
Birden alıverirler kara haberini
Okul dönüşü bir trafik kazasında 
Can veren oğullarının.

Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim
Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş
Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine
Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin 
Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan
Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde
Örneğin Hint Okyanusu gibi derin
İsyanın kapkara sularına dalan.

Nice akşamlar bilirim ki
Karanlığını
Bir millet hastanesinde
Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda
Başını kalorifer borularına gömmüş
Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden
Haber sormaya korkan
Genç kızların yüreğinden almıştır.

Bir de baharlar bilirim 
Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği
Anadolu bozkırlarında
İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru
Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen
Cesur otobüs pencerelerinden
Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen 
Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında
Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının
Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken
Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.

Yazlar bilirim memleketime özgü
Yiğit köy delikanlılarının
İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları
Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan
Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan
Diğeri kan ter içinde yayla yollarında
Mavzerinin demirini alnına dayamış
Yüreği susuzluktan bunalan
İçinden mahpushane çeşmeleri akan
Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp
Apansız silahına davranan
Nice delikanlıların figüranlık yaptığı
Yazlar bilirim memleketime özgü

Güzler bilirim ülkeme dair
Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir 
Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha
Kalbim gibi
Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri
Titreyen kenar mahalle çocukları
Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için
Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.

Kadınlar bilirim ülkeme ait
Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak
Göğüsleri Çukurova gibi münbit
Dağ gibi otururlar evlerinde 
Limanlar gemileri nasıl beklerse 
Öyle beklerler erkeklerini
Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.

İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarında
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.

Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin hoyrat mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı sorulacak bir hesabı
Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.

Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim
Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli
Adın kurtuluştur ama söylememeliyim
Can kuşum, umudum, canım sevgilim.

Mehmet Akif İnan, Yeni
Devir Gazetesi’nde Maraş Ekolü ile bir aradadır, Mavera Dergisi Şairidir, Kudüs
Şiiri ile bilinir, tanınır:

MESCİD-İ AKSA

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde 
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu. 
Varıp eşiğine alnımı koydum 
Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.

Gözlerim yollarda, bekler dururum 
'Nerde kardeşlerim' diyordu bir ses. 
İlk kıblesi benim ulu Nebimin 
Unuttu mu bunu acaba herkes.

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma 
Resulden yoksunum, tek ve tenhayım. 
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı 
Çöllerde kayıp bir yetim vahayım.

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde 
Götür Müslüman'a selam diyordu. 
Dayanamıyorum bu ayrılığa 
Kucaklasın beni İslâm diyordu.

“Her
eylem yeniden diriltir beni / Nehirler düşlerim göl kenarında
.”diyen Şair, şiirlerinden çok sendikal
anlamda çalışmalarıyla tanınmaktadır, günümüzde.

Alaeddin
Özdenören, Mehmet Akif İnan ile arkadaştır, şiirde. Belli ki şiir tarzları
birbirine yakındır.  “Cebimde
Ölümüm”
, şairin bilinen şiirlerinden biridir:

Gülüm gülüm 
Bu kentin koynuna girdiğim günden beri 
Cebimde ölümüm 
Avuç avuç dağıtırım insanlara 
Bir türlü tükenmez ölümüm. 
Üzümleri aydınlatırım 
Masal çarşılarını 
Yatağına sığmayan ırmakları 
Mağra içlerine gizlenmiş aşkları 
Yerler mühürlenince akşamları 
Kanlı sulara gömülürüm. 
Gülüm gülüm 
Benim ölümüm 
Çocukların kulaklarına küpedir 
Vitrin denizlerine zincirlenmiş çocukların.

(Devam edecek)

YORUM YAZ