DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Parçalı Bulutlu

İki Anıt Yedi İsim İki Şair İki Şiir (3)

03.02.2019
154
A+
A-

Nuri Pakdil, şiirleriyle değil, Edebiyat Dergisi ve dergide kullandığı Öz Türkçe ile gündeme oturmuş, farklı biçimde çıkışları, etrafında topladığı öğrencileriyle bir edebiyat akımını oluşturmak istemiştir, kuşkusuz. Cahit Zarifoğlu, Özdenören Kardeşler, Erdem Bayazıt bu ekoldeki Maraşlılardan birkaçıdır.

Bu alanda kimi şiirleri oldukça soyut olan, şiirlerinin anlaşılması tarih-inanç ikilemini bilinmesine muhtaç Pakdil’den iki şiir sunarak, bize bu makaleyi yazdıran Kitap Anıtı’nı izaha devam edelim:

ÇAVLAN

Arkadaş kıl tartan terazi misin
Artıyor katsayısı direnişin

Bu tarzda şiir yazan şair, bakarsınız’de farklı bir anlatımla karşısına çıkar, insanın. Uzunca, farklı tarihlerde yazılan şiirinden bir bölüm:

ANNELER ve KUDÜSLER

II

At ipi atladı
Kitap soluyan atlar
Çocuk atı çağırdı
At çocuğu tanıdı

Denizi çek annemin başörtüsüyle ey sevgili
At geçer o zaman denizi

Bilirsiniz ormanlarla sonsuz bir at gelir
Görmüşsünüzdür çocukların rüyalarında da gelir
Biner ona
Sünnetçi

Cezayir’e atlarla gidilirdi
Babam atla bağa gelirdi
Yeni Ali
Paris’i atla dolaşacak

İyi binen ata
Bir solukta geçer Hazer’i
Yavaş yavaş ingiliz
Tuzağına düşer at süren yiğitlerin

III

Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saatı gibi taşıyorum

Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur

Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar

Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır

Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin

(Ocak 1972)

V

Mavi ışın dolanır anne gömleğinde
bal arısı deniz suyu
tayfı çocukların
gözetir Kudüsleri

Kar yağmaz uçar anne gözlerinden
anne eli ovadır
oynayınca çocuk
daha genişler

Kudüse şiir gömlek dikişi annenin
gösterir yönümüzü iğneden çıkan ipliğin konumu
kare ya dikdörtgen
annenin çocuk yanağındaki izi

Düşününce anne
kudüsler yakınlaşır
bir tanrı tanımazın elinde de
kudüs haritası bakar kudüs yaklaşımıyla

Kelime anne dişleri
kiminde otuz iki kiminde otuz üç kelime
çocuk bu kelimeleri
öğrenerek yaş alır

Tapınakla yürek arasında en canlı ilişki
yüreğimiz sıkışınca
anladık
el aksa’dan bir taş düşürülmüştür

İnsan
soyaçekim
göğe yansır umudu
baktıkça aynada

Ve çocuk gülünce
ışır el aksa
el aksa bilir ki
çocuk koyacak o taşı

Ki biraz kirazdır ki biraz silâhtır
çocukların
gözleri
parmakları

Getirince baba
kudüsü özümleyen ekmeği
yeniler anne andını
kirazın ve silâhın üstüne

Deniz kabartısıyla
aynı andadır anne andı ve çocuk solunumu
bilir baba
toprağı süren makinanın hüzünle kudüsü söylediğini

Ağıt yakışmaz
şiire ve çocuk yüzlerine
ki çocuk yüzleridir getirir bizlere
gereğini bağımsızlığın

İlerler zaman
kudüs koşusunda
ancak anlar
çocukların daim önde olduklarını

(Şubat 1974)

Rasim Özdenören’in şiirleri yayınlanmış mıdır, gençliğinde? Bu hususa dair bilgi sahibi değilim. Mutlaka yayınlanmış şiirler, kitaplaşmamıştır, gençliğinde. O daha çok hikâye, makale kaleme alır. Bu yönüyle Edebiyat’ta, Büyük Doğu’da ve Mavera’da görünür. Bir ara gazetelerde ve dergilerde kalan makalelerini ayrı ayrı kitap haline getirmişti. Halen günlük bir gazetede yazmaktadır.

En üstte, açık olan kitap ve kitabın birinci yaprağının iç yüzünde iki mısra yer alır: Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış; / Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış

Bu iki mısra aslında Şairin Sanat Şiiri’dir, başlığı konulmamış. Keşke şiir, başlığından ayrı düşmeyeydi. Elbette bu, bu eseri ortaya çıkaran, yapan sanatkârın işidir. “Keşke” diye ifademiz, bu anıtı yapana ya da yaptırana, şiirin esas adını şiire ekletir mi? Bu anıtı yaptıran Belediyenin tasarrufunda bir durum, sanatkâr kabul ederse, olur.

Bir kitap, akla kütüphaneyi getirir, hemen “Kıraathane” levhasını taşıyan mekânın yanında. Bu Kıraathane’de bulunma imkânı elde edemedik, bir bakıma. Soğuk bir mevsimde, sabahın erken vakti, üç arkadaş dolaşırken, çektiğimiz fotoğraf kalesi, bir daha gelişimizde hafızada yer kalsın, istedim.

Fotoğraf karelerine bakarken, hikâyelerini yazmaya çalışırım, çoğunlukla. Bu hikâyeler, zamanı gelince alır, götürür fotoğrafın çekildiği mekâna ve bir daha dikkâtle bakarız, olduğumuz yere.

İsimlerin kitap sırtlarına yazılırken, sadece Maraşlı olanlar yetmez miydi? Bir Mehmet Akif İnan ile Sezai Karakoç, diğer isimlerle aynı fikre sahip gönüldaş olmaları mıydı, isimlerinin yazılmasına sebep?

Mehmet Akif İnan, Urfa’da okurken Maraş Lisesi’ne sürgünü çıkan biridir, öğrenci iken. Şimdi adına açılan bir okul vardır, tespit ettiğimiz içinde.

Peki Sezai Karakoç’un ismi niçin yer alır, anıtta. Karakoç da Ortaokulu, yatılı olarak Maraş’ta okumuştur.

Diğer şairler yok mudur, listeye eklenecek? Belki isimlerin çokluğu ve diğer isimlerle bir araya gelememe durumu söz konusudur, bu anıt için. Ya da o dönemde eş-dost arasında bu doğru bulunmuş. Misalen Necip Fazıl, başta olması gereken bir isimdir. Burada Sütçü İmam’ın adı yok, çünkü anıtı vardır, şehir merkezinde ve adına bir üniversite. İmam, zatın adıdır, belki okuması-yazması söz konusu değildir, Fransızlara ilk kurşunu sıkan kişidir, Maraş’ta. Maraş’ın kahraman olarak adlandırılmasına kapıyı aralayandır, duruşuyla.

Anıt hakkında oldukça bilgi sunduk, isimleri olanlardan şiirler verdik, olduğu gibi. Kahramanmaraş’ta yaşayan diğer isimlerin anıtta neden yer almadığını sorgulamıyoruz, açıklamayı yaptıktan sonra.

İkinci Anıt

Bizi Maraş’taki Kıraathane Anıtı’na bağlayan isim Sezai Karakoç oldu, kuşkusuz. Hemşehri oluşumuz, bizim Maraş ile olan ilgimizi artırdı. Almanya’da bulunan bir anıt vardır, yılda sayısı iki milyonu geçen ve turistlerin fotoğraf çekmeden gitmediği Bremen’de. Bremen, oldukça küçük bir eyalet. On altı eyaletin belki de en küçüğü, 600.000 Bin nüfusa sahip, ana merkez Bremen Şehri ve küçük yerleşim yeriyle eyalet.

Bremen’e gelirken görmemiz istenen Mızıkacıların Heykeli’nin sırtını dayadığı bir binanın ana girişinin yanındaki duvar… Heykel, oldukça geniş bir meydana bakmaktadır. Meydan, şehrin merkezidir, şehrin Hükümet-Belediye Binası, diğer yapılar yan yana dizili.

Maraş’ta iken aklımıza Bremen Mızıkacıları geldi. Ana Kaidesi oldukça yüksek tutulan dört hayvanın üst üste istif edildiği anıt heykelin hikâyesi, uydurulmuş mudur yoksa şehre turist gelmesi için sipariş mi edilmiş?

Eşek, köpek, kedi ve horozdan kurulu arkadaş topluluğu, Bremen’e gitmek için üçü yola çıkarlar. Eşek, yük taşımaktan yaşlanmış, köpek dişleri dökülmüş, kedi fare tutamayacak denli ihtiyar. Horoz ise geldikleri noktada durmadan ötüyormuş. Onun derdi, akşama misafirlere yemek için kesilmek. Herkes birbirini tanıdığına göre birlik ve beraberlikleri mecburî bir hal.  Gördükleri evde bulunan haydutları görürler. Hayvanlara göre haydut bilinen insanların kurulu sofrasını ele geçirmek için plân yapılır. Masalı, siz isterseniz Grimm Kardeşlerden isterseniz fabl olarak La Fontaine’den okuyun. Batılının masallarda insanın nasıl kandırılacağını küçük beyinlere usul usul aşıladığı bu masalda hayvanları sevme mi yer alır, insanın birbirini kandırması mı? Meselemiz, bu değil, mızıkacı arkadaşlardır. Kaidenin uzunluğu ile bir insan boyuna varan anıt heykel, 1951 Yılında “GerhardMarck”s adlı heykeltraşın eseri, 1.21 cm bronz döküm.

Dokuz kitap ve yedi kitapta yer alan isimlerin hikâyesini kurgularken Bremen Mızıkacıları, yanın ilk şeklini tamamladıktan sonra araya girdi. Şehirleri dolaşırken, fotoğrafların hikâyesi önemlidir, bizim için. Kitaplarda yer alan bilgilerle bütünleşen fotoğraflar zaman içinde hatıraların yazımında kaynaklık eder, kuşkusuz.

Maraş’ı daha önce “ Maraş.. Bir Tutam Maraş…” adıyla yazmıştım. Bu kitapları ve isimleri konu edinen anıt ya yoktu ya da benim dikkatimi çekmemişti. Muhtemelen yeni yapılmış. Kıraathane, daha taze ve elden yeni çıkmış görünümde.

Bremen Mızıkacıları ile Kitap Anıt’ı karşılaştırmak, belki akla zarar durumdur, bazısınca. Her iki anıt, bir kaideye sahip. Biri yemek için bir sofrayı dağıtmaya, insanları korkutmaya, öbürü insanları okumaya ve düşünmeye davet ediyor. Biri yüzyıllarca söylenegelen bir masal, öbürü hakikat ve ismi geçenlerden üçü hayatta şimdi. Bu iki anıtın karşılaştırmasını yapmak oldukça zor değil. Öbürü Almanya’nın Küçük Eyaleti Bremen’de, oldukça uzak. Bizde olan Maraş’ın şehir merkezinde her zaman görülebilir, masrafsız ve kütüphaneye girdiğinizde çayınızı, kahvenizi ikrâm ederler, üstelik.

(Devam edecek…)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.