İngilizlerin Ardında Bıraktığı Sistem

İngilizlerin Ardında Bıraktığı Sistem: Görünmeyen Etki

İngiliz İmparatorluğu denildiğinde akla genellikle savaşlar, gemiler ve sömürgeler gelir. Ancak tarihçilere göre Britanya’nın asıl gücü, salt askerî üstünlüğünden kaynaklanmıyordu. İngiltere’nin asıl başarısı; fizikî olarak çekildiği topraklarda varlığını sürdüren, kendi kendini idâme ettirebilen bir sistem inşâ etmiş olmasıydı. Bu nedenle tarih, Britanya’nın gerçek gücünün kılıçtan ziyade, geri çekilirken bıraktığı 'zihinsel mühür' olduğunu kanıtlamaktadır.

İngilizler, iki yüzyılı aşkın süre boyunca dünyanın birçok yerinde uyguladıkları son derece akıllıca bir strateji geliştirdiler. Fiziksel işgal sona erdiğinde kültürel ve idarî kontrolün başladığı bir düzen kurdular. Bu strateji, işgalin bittiği noktada kültürel ve idarî hegemonyanın başladığı karmaşık bir satranç oyunu gibiydi.

İngilizler sömürgelerinden çekilirken tesadüfî bir boşluk bırakmadılar; aksine titizlikle inşâ edilmiş iki temel sütun bıraktılar:

- Hukuk sistemi (Common Law)

- Eğitim sistemi (İngiliz modeli)  

Bu sistemler sayesinde birçok eski sömürgede devlet yapısı, eğitim anlayışı ve yönetim biçimi İngiltere’ye benzer şekilde devam etti. Kanada’dan Avustralya’ya, Hindistan’dan Nijerya’ya kadar her yerde bu iki sistem yerleştirildi. Mahkemeler, okullar ve idarî yapılar İngiliz modeline göre şekillendirildi. Böylece yerel halk, kendi geleneksel yönetim biçimlerini değil, Londra merkezli sistemi “modern ve tek doğru yol” olarak görmeye başladı.

Bu durum tesadüf değildi. 1835’te İngiliz siyasetçi Thomas Macaulay, Hindistan için şu hedefi ortaya koymuştu:

“Öyle bir sınıf oluşturmalıyız ki; ten rengi ve kanı Hintli olsun ama zevkleri, fikirleri, ahlâkı ve zekâsıyla İngiliz olsun.”

Bu söz, İngilizlerin asıl amacını net biçimde özetliyordu: Yerel halktan, görünüşte kendi toplumuna ait ama düşünce olarak İngiliz gibi olan bir yönetici sınıf yetiştirmek. Bu politika zamanla birçok ülkede etkili oldu.

Bağımsızlık Gerçekten Tam Bağımsızlık mı?

İngilizler çekilirken idarî sistemi ve bürokrasiyi, kendi yetiştirdikleri yerel elitlere teslim ettiler. Bu yeni yönetici sınıf; eğitimini İngiltere’de veya İngiliz tarzı okullarda almış, İngilizce konuşan ve İngiliz hukukuyla yetişmiş kişilerden oluşuyordu. Meşruiyet kaynağı kendi kökleri değil, benimsedikleri “Batılı ve modern” kimlikti. Bu durum, yöneten ve yönetilen arasında derin bir sosyolojik uçurum oluştururken; yerel halkın tarihsel hafızası ile devletin yeni kimliği arasında kapanması güç bir kopuşa neden oldu. Böylece bağımsızlık, siyasî bir zafer gibi görünse de kurumsal ve zihinsel anlamda sömürge mîrasının bir nevî gönüllü devamlılığına dönüştü.

Bağımsızlık sonrası yönetimi devralan bu kadroların varlığı, şu sonuçları beraberinde getirdi:

• Sömürge dönemi yönetim gelenekleri büyük ölçüde korunarak devam etti.

• İngilizce, sadece bir iletişim aracı değil, bir statü ve üstünlük sembolü olarak kalmaya devam etti.

• Batılı düşünce kalıpları, yegâne "modernlik" kriteri olarak kabul gördü.

İşte tam bu aşamada devreye giren sekülerleşme ve kültürel yabancılaşma, toplumun bağışıklık sistemini felç eden en güçlü araç hâline geldi. İngiliz modeliyle yetişen yeni nesiller, kendi tarihlerini “geri kalmış masal”, kültürlerini “ilkel”, inançlarını ise “çağdışı” olarak görmeye başladılar. İşte tam bu noktada Britanya asıl zaferini kazanmış oluyordu. Artık düşman dışarıda değil, içerideydi. Kendi köklerini savunanlar “yobaz” veya “gerici” diye küçümsenirken, İngiliz mirasını savunanlar “aydın”, “modern” ve “ilerici” olarak övülüyordu. Böylece toplumun bağışıklık sistemi yavaş yavaş felç ediliyordu.

Bu nedenle bazı tarihçiler, bağımsızlığın yalnızca siyasî olduğunu; zihinsel ve kurumsal etkinin sürdüğünü söyler.

Çekilme Sonrası Ortaya Çıkan Sorunlar

Tarihçilerin “Böl ve Yönet” (Divide and Rule) olarak tanımladığı strateji, çekilme aşamasında daha sinsi bir form alarak “Böl ve Bırak” hâline dönüştü. İngilizlerin ayrıldığı bölgelerde uzun süreli problemler ortaya çıktı. Bunlar genellikle üç başlıkta toplanır:

1. Sınır Sorunları:
Orta Doğu ve Afrika’da sınırlar çoğu zaman doğal değil, harita üzerinde çizildi. Bu da farklı gruplar arasında çatışmalara yol açtı.  

2. İdeolojik Fay Hatları:
Geleneksel değerleri savunan kitleler ile İngiliz eğitim sisteminin yetiştirdiği seküler elitler arasındaki kültürel çatışma, ülkeleri içeriden tüketti.  

3. Dil ve Zihinsel Tahakküm:
İngilizce yalnızca bir iletişim aracı değil; bilimin, ticaretin ve prestijin tek dili hâline getirilerek toplumun kendi öz diliyle düşünmesi engellendi.

Bugün Devam Eden Etki

Bugün hâlâ Commonwealth (İngiliz Milletler Topluluğu) adı altında 50’den fazla ülke bir aradadır. Bu ülkelerin çoğunda İngiliz kralı veya kraliçesi sembolik bir “baş” olarak görülmektedir. Ancak asıl bağ çok daha derindir: Hukuk sistemi, eğitim anlayışı, bürokrasi ve zihniyet yapısı hâlâ büyük ölçüde İngiliz modeline dayanmaktadır.

İngilizler bir yerden gittiklerinde aslında hiç gitmemiş gibidirler. Kendi geçmişine yabancılaşmış, geleceğini ise başkasının rüyasıyla kuran nesiller yetiştirmek, tarihin gördüğü en etkili savaş taktiklerinden biridir. İngiltere’nin etkisi çoğu zaman askerî değil, kurduğu sistemler üzerinden devam etmiştir. Bir ülkeyi yönetmek kadar, o ülkenin nasıl düşüneceğini belirlemek de güçlü bir etkidir.

Ancak şunu da belirtmek gerekir: Her ülke bu mirası aynı şekilde yaşamamıştır. Bazıları bu sistemleri kendi kültürleriyle harmanlayarak geliştirmiş, bazıları ise daha fazla dış etki altında kalmıştır.

Kısacası mesele yalnızca “işgal” değil, sonrasında kurulan düzenin ne kadar sürdüğüdür.

Gerçek uyanış, bu görünmez gölgelerden kurtulup kendi köklerine, kendi tarihine ve kendi değerlerine yeniden samimiyetle sarılmakla başlar.

Bağımsızlık yalnızca bayrak ve toprakla değil, zihin ve ruhla mümkündür.  
Gerçek özgürlük, kendi dilini yeniden düşünmenin, kendi kültürünü yeniden sahiplenmenin ve kendi inancını yeniden yaşatmanın cesaretidir.  
İngilizlerin bıraktığı zihinsel zincirler kırılmadıkça, bağımsızlık eksik kalır.  

Bugün bize düşen görev şudur:
- Kendi tarihimize güvenmek,  
- Kendi değerlerimizi yüceltmek,  
- Kendi köklerimizden güç almak.  

Çünkü bağımsızlık, ancak zihinsel zincirler kırıldığında gerçek olur. 

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE