İŞTE SON DURUM

17.06.2019 - Pazartesi 12:01

Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da savaş çanları çalıyor.
Öyle hafife alınacak bir durum değil. Geçtiğimiz Pazar sabahı, saat 5.30 civarında gök gürültüleri ile uyandığımızda “Acaba bunlar gök gürültüsü mü yoksa savaş uçakları mı geçiyor?” diye tedirgin olduğumu itiraf etmeliyim
Kıbrıs’ta savaştan hiç uzak olmadık.
Her ne kadar barış ortamı var deniyorsa da bize, aslında ne yazık ki savaşın içinde büyümüş bir nesiliz biz. Savaşı hiç görmesek de 1963’ten 1974’de kadar geçen süreçte annelerimizin babalarımızın, komşularımızın, akrabalarımızın, dedelerimizin, ninelerimizin yaşadıklarını dinledik. Kimilerinin nasıl kaybolduğunu ve şimdilerde birer birer Kayıp Şahıslar Komitesi’nin girişimleri ile Birleşmiş Milletler’in desteğiyle bulunduklarına şahit oluyoruz ya da şehit aileleri var yaşamlarımızda. Babasız büyüyen çocukların, dedelerini ninelerini hiç görmemiş torunlarıyız biz… Ya da belki yeni doğmuş, öldüğünde, savaşın öldürdükleri listesinin içine girdiğinde, henüz bir kaç yaşında olan çocukların kardeşleriyiz…
Kıbrıs hala ateşkes ortamında olan bir ada. İkiye bölünmüş ve bu bölünmüşlüğünden nasıl bir sonuçla yeniden birleşeceği/birleşebileceği veya ateşkesin bittiği, savaş ortamının sona erdiği bir ülke olabileceği yarım asırdır müzakere ediliyor. Bir kaç kere sona doğru geliyor ve antlaşma tamamlanıyor diye heyecanlanmış olsak da son zamanlardaki doğal kaynaklar nedeniyle umutlarımızın yerle bir elde edildiği açıktır.
Dünyanın her yerinde, birçok savaş, özellikle modern dönemde tükenmekte olan kaynakların halen rezervlerinin bulunduğu bölgelerde çıkıyor. Tahmin edersiniz ki bu bir rastlantı değil ve savaşların çıkma nedenlerinin kökenine inip baktığınızda aslında tümünde emperyalist ülkeler olduğunu görüyoruz.
Onların Dünya üzerinde hakimiyet kurma çabaları ve mevcut kaynaklara sahip olma çabalarıdır tüm savaşlar! Bu bölgelerde yaşayan insanları talan eden, bu bölgelerde yaşayan insanların yok olmaları pahasına kendi hayatlarını ölüm üzerine kurmaya kararlı olan toplumların “çılgın liderlerinden” bahsediyoruz.
Acımasızlıkları, insanlık dışı bir akli denge sorunu ile birleşiyor bence bu insanların. Ne acıdır ki liderlik özellikleri taşıyor olmaları, onların dünya üzerinde ya da dünya üzerinde olmasa bile belli topluluklar üzerindeki hakimiyet kurma çabası ile birleştirilerek sanki yüce bir özellikmiş gibi gösteriliyor. Günün sonunda bazı toplumların asimile edilmesinden, yok edilmesine kadar süren bir serüven başlıyor. Modern sömürü devri… Geniş “beylikler devri!
İşte Kıbrıs’ta yaşadığımız tam olarak bu.
Şimdilerde bütün bölgede olduğu tespit edilen, hatta belki on yıllardır bilinen kaynakların artık gün ışığına çıkarılması ile ilgili kararlar verildi. Akdeniz’in sularını bugünlerde ısıtan tam olarak budur!
Türkiye Cumhuriyeti çok ciddî bir yatırım yaptı bu doğal kaynak arama ve sondaj çalışmalarına dahil olmak için. Kendi güneyinin güvenliği için, Kıbrıs’taki haklarını kaybetmemek ve kullanmak için, bir de Kıbrıslı Türklere destek olmak için bunu yaptı.
Elbette asıl mesele kendi güvenliğini sağlamaktır ki bu da onun doğal hakkı.
Kıbrıs Cumhuriyeti ki tüm dünya Kıbrıs’taki tek devlet örgütlenmesi olarak biliyor kendilerini; ABD’ye teslim olduğu bir antlaşma imzalayarak asil vahşeti adamıza soktu.
Amerika Birleşik Devletleri ki dünyaya tanklarla ‘barış'ı götürdüğünü iddia eden bir ülke… Artık Kıbrıs'ın kaynaklarına da gözünü diktiğinden barış getirecek besbelli!


Anlayacağınız savaşın eşiğindeyiz. Savaşın izleri toplumun üzerinden silinmeden yeni bir savaşa, yeni bir talana, yeni bir yok edilişle karşı karşıya kalmaya hazırlanmak durumundayız.
Gelin görün ki birkaç saat içerisinde bir savaşın başlama ihtimali olan adanın çevresindeki sular gün geçtikçe ısınırken, hiçbirimiz bunun farkında olmadan halen masum bir şekilde varlığımızı korumaya ve varoluş mücadelemizi sürdürerek müzakereler sayesinde bir sonuca ulaşmaya çabalamaktan yorulmuş, ama yılmamış görünüyoruz.
Her ne kadar bu günlerdeki iktidar kendini Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim ederek herhangi bir mücadele verecek kuvveti kalmadığını itiraf ediyorsa, dünyaya bir gecelik canımız olduğunu ilan ediyorsak da ne yazık ki durumun vahametinin farkına varabilmiş değiliz.
İşte bizde son durum!

YORUM YAZ