DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 28°C
Çok Bulutlu

Kampüs’e ilk taşınmamız ve Dekanımız Haluk Hoca!.

17.12.2018
139
A+
A-

Sadece Kampüs’te Fen-Edebiyat Fakültesinin binası vardı..

İlk taşınan bizim Tarih bölümü olmuştu..

1987 yılı Fakültemiz Zindankale’den Kampüs’e taşınıyor..

İlk Bölüm bizimki Tarih Bölümü..

Masalarımızı, koltuklarımızı bir kamyona yükledik, Kampüs’e gönderdik..

Son kez bir göz attığımız Fakültemiz önünde Bölümün Araştırma Görevlileri araç bekliyoruz. O günlerde bölümde hiçbir Araştırma Görevlisinin aracı olmadığı gibi Öğretim Görevlilerinin de yoktu.

Doğrusu eşyalarımızı Kampüs’e gönderdik ama biz neyle nasıl gidecektik,  ortada kalakalmıştık?!

O sırada markam arabasıyla Fakülteden dışarı çıkmakta olan Dekanımız Haluk Hoca bizi görünce aracını durdurup ne beklediğimizi sordu.

Biz de eşyalarımızı Kampüs’e gönderdiğimizi ama nasıl gideceğimizi bilmediğimizi söyledik.

-Gelin çocuklar yanıma ben sizi götüreyim, demişti ama biz araca binmeye başlayınca bir kaç arkadaşımızı aracın alamayacağını fark etti.

-Tamam çocuklar siz gidin ben iniyorum. Ben gideceğim yere bir şekilde giderim, deyip aracından indi.

Biz o gün Kampüs’e gittik. Henüz servisler yoktu.  Bin Konutlardan ötede her hangi bir yapılaşma yoktu.

Otogar henüz Kule Site’nin olduğu yerde idi.

Üniversitemiz bir sabah bir de akşam servisi koymuştu. Belediyenin de sabah öğle akşam seferleri başlamıştı.

Bir de öğrenciler için Diyar-ı Mevlana denilen bir firma ile anlaşılıp servis yapmaya başladı. Gün içinde ulaşım işi çözülmeye başlamıştı.Ancak ulaşımın olmadığı gibi iletişimin de tam olmadığı o günlerde servisleri kaçırmak bir felaket olabilirdi.

Kış gelince ulaşım daha da zorlaşıyordu. Kar yağışının daha fazla olduğu o günlerde dağlarda aç kalan kurtlar şehrin kenar semtlerindeki çöplüklerde karın doyurmak için geceleri iniyorlardı.

Üniversite servisimizde  bir sabah Kampüs yolundayken iki kurt ailesinin, büyük ihtimalle Havaalanı’na ait çöplüklerde karınlarını doyurup dağlara döndüklerine gözlerimizle şahit olmuştuk.

Bu durumları Dekanımız da biliyor olmalı ki; Araştırma Görevlilerine Fakülte koridor nöbetleri tutturulduğu o dönemde akşamları bizi çağırıp “Aman çocuklar, sınıflara, tuvaletlere, kantine bir bakın, unutulan çocuk kalmasın!” diye talimat veriyordu.

Zaten öğrencileri çok sevdiği için gün boyu kantinde,koridorlarda onlarla sohbet eder dertlerini dinler, son kontrolünü kendi de yapar ve en son aracına binip okulu terk ederdi.

Daha önce de Araştırmalara verdiği önemi dile getirdiğim Hocamızın öğrencilere olan sevgisine de bu vesile ile şahit olmuştuk.

 Zaman zaman onunla ilgili o sırada yakınında bulunan personelinin de olumlu şeyler söylediğine şahit oldum. 

Bir keresinde, henüz yeni taşınılan Fakülte binamızda kaloriferin tam randımanlı çalışmadığı ilk günlerde evinden bir tüplü ocak getirdiğini, okuldan ayrılacağı sırada;

“-Hocam tüpünüzü unuttunuz” dediklerinde “-Çocuklar o buraya ait!” demesi üzerine onların “-Hocam siz getirdiniz, biz şahidiz” diye hatırlatmaları üzerine de her zamanki gibi gülerek “Çocuklar buraya giren bir şey bir daha çıkmaz, artık o buraya aittir..” demiştir.

Haluk Hocadan öğrendiğim bu ders meslek hayatım boyunca edindiğim en önemli derslerden biri oldu. Çalıştığın Kuruma getirilen bir eşya,sana ait olsa da artık oraya aittir..  O artık dışarı çıkarılmaz..

Hocamızla ilgili bir diğer hikayede Selçuk Üniversitesine geldiği Dicle Üniversitesinde birlikte çalıştığı Prof. Dr. Tuncer Korkmaz hocamızdan dinlemiştim.

Bir gün Dekanı olduğu Dicle Eğitim Fakültesi boyanacaktır.Boyanması için boya almıştır ama boyamak için yeterli işçi parası, ya da işçi bulunamamıştır.

Tuncer Hoca diyor ki; “Bir sabah baktık hoca tulumları giymiş elinde bir kova ve bir fırça okula çıkageldi. Hocam ne oldu?” diye sorduğumuzda,

 “-Çocuklar, okulumuzu biz boyayacağız” diye cevap verdi. Biz de tulumları giyip hocamızla okulumuzu boyadık. Öyle bir hocaydı Hocamız!” 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.