DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 30°C
Açık

Keçileri Kaçırmayalım, Keçileri kaçırınca “keçilerimizi kaçırmış” olabiliriz!

01.12.2018
167
A+
A-

Türk tarihinde Türklerle birlikte var olan keçi ortadan kaldırılırsa kültürümüz de yok olduğu gibi, dağlarımız boşalır.

Türk tarihinde Türklerle birlikte var olan keçi ortadan kaldırılırsa kültürümüz de yok olduğu gibi, dağlarımız boşalır. Keçileri kaçırırsak; süte, peynire, ete, deriye, kıla muhtaç oluruz! Ayrıca, keçi sütü günümüzde dünyanın değişik yerlerinde tedavide kullanılan bir şifa kaynağıdır.

Moğolların hastalıkları keçi sütü ile tedavi için, özellikle beyaz keçi sütü sanatoryumları kurduklarına, bir rahatsızlığım nedeniyle 2003 yılında tanık olmuştum.

Keçi, Sümelerde akıl erdem tanrısı Enki’nin, Babil’de Marduk’un simgesidir. Altay, Kafkasya ve Anadolu yaylalarında kaya resimlerinde kullanılan keçi resimleri Bilge Kağan ve Köl Tigin anıtlarında da kullanılmıştır. Türk kültürünün önemli bir simgesi olan keçi gelmiş olduğumuz coğrafyada önemli olduğu gibi şu yaşadığımız Anadolu’nun da 10 bin yıldır önemli bir simgesidir. Diyarbakır Körtüktepe’de çanak çömlek öncesi keçi simgelerinde stilize edilmiş teke resimleri ilginçtir. Dağlık Toroslar, Kafkasya ve Altaylarda görülen keçi resimleri ile yakın ilişkiler görülür. MÖ. 6 000 yıllarına ait Sümerlerin ataları olarak da tartışılan Samarra tabaklarındaki swastika şeklindeki keçi resimleri bölgenin kuzeydeki dağlık bölge ile ilişkilerini gösterir.

Keçilerle ilgili 04.09.2008 tarihinde bu yazıyı yazmışım on yıldır bu  konuda görüşüm değişmediği için bu yazıyı yeniden paylaşmak istiyorum:

Son yıllarda hepimizin üzüntü ile görüp yaşadığı gibi Orman yangınları giderek artmaktadır.

Önceleri ormanın baş düşmanının keçiler olduğunu düşünmekteydik.  Yani keçiler “Günah Keçisi” idi. Son yıllarda keçilerin ormanda yayılması büyük oranda yasaklandı; kimi yerdeonların yerini yaban domuzları almaya başladı bile.

Doğrusu ben de birkaç yıl öncesine kadar keçilerin ormanın bir numaralı düşmanı olduğuna inananlardandım. Bu düşüncemi yıllar öncesi bir ilkbahar günükasabamızın“İşam Tösmeği” denilen yerde bir çam ağacının altında gördüğüm 150 kadar yeni fidancığın; sonbaharda aynı yerden geçerken yerinde kalmadığını görünce öfkeyle “vayy.. hain keçiler bunları da yemiş!” demiştim.Doğrusu o fidanları keçiler yemişti. Suçlu onlardı. Buna diyeceğim yok; kızmada haklıydık. Fakat yıllar sonrası  bu görüşüm değişti ve  keçilere karşı önyargımdan dolayı vicdan azabı da çekmeye başladım.. Neden?..

Bundan üç yıl önce (2005 yılı), motorlu bir kayıkla Beyşehir Gölü’ndeki Adalardan Keltaş Adasına Göl Koruma görevlilerinden Kurucovalı Hüseyin Akıllı ve bir grup bilim adamı arkadaşla arkeolojik bir inceleme için çıkmıştık. Ama benim gözüme işim gereği asıl görmem gereken antik liman, depolar ve surlardan önce bir deri bir kemik kalmış zavallı aç keçiler olmuştu. Onlar, adeta adada sürgün hayatı yaşayan kanunsuzlar gibiydi. Yiyebilecek otları ve ulaşabilecekleri ağaç yaprakları da kalmamıştı. Anamas Dağlarında ot mu bitmiş de buradaydılar. Başımı bir den gölün güneyindeki Toroslara çevirdim. Yeşillik bakımından daha zengindi. Öyleyse bunların burada olmasının bir bahanesi olmalıydı? Merakla rehberimiz Çevre Koruma memuru H. Akıllı’ya sordum: -Bu keçiler neden burada?.

Hüseyin bey bana “hocam buraya keçi koymazsak çalı çırpı ot insan boyu oluyor; yaz gelince sapsarı kuruyan otlar baruta dönüşüyor. Adaya gelen bir kişi bir ateş atsa bütün ada bomba gibi patlayıp yanıyor. Bu yüzden bu adalarda keçi barındırıyoruz”. Hüseyin beyin anlattıklarını dinleyince, aklıma son yıllarda ülkemizde sıkça görülen orman yangınları geldi:Kendi kendime acaba ormanlarımızdan keçileri çekince ormanlar içine girilmez bir balkanlığa mı dönüşüyordu. Yaz dönemi de kuruyan çalılar ve otlar bombaya mı dönüşüyordu?. Daha sonra ormanlarımızı gezerken kendime bu soruları sordum. Gördüm ki keçilerin otladığı ormanlar daha temiz ve bakımlı. Ancak keçisiz ormanlar içine girilmez hale gelmiş vahşi bir ortama dönüşmüş. Keçilerin yerini yaban domuzları yer almış. Sonra geçmiş uygarlıkları düşündüm.  Mezopotamya uygarlıklarından itibaren keçi hayat ağacı ile simgelenir. Berekettir. Antik dönemde ormanın koruyucu tanrısı olarak inanılan Pan(teke) keçi ayaklıydı. Kelenderis(Gilindire-Aydıncık) olduğu gibi bazı kentlerin koruyucu kutsal hayvanı keçidir.

Nedense Ortaçağ’da Hıristiyan dünyası keçilere takmıştır. Keçiler onların nazarında şeytandır. Bu, belki de eski Yahudilerin bütün beddualarını ve günahlarını bir keçiye yükleyerek çöle salmalarından dolayı “Günah Keçisi” tabiriyle ilgilidir. Keçi bizim kültürümüzde de kötü bir imaca sahiptir. Kasabamızda da inanıldığı şekliyle; “ıssız yerlerde özellikle geceleri koyun görürseniz melek; keçi görürseniz şeytan”dır.  Keçi aynı zamanda inatçılıkla anılır. Beğenilmeyen sakallar “keçi sakalı” şeklinde tanımlanır. Kısacası keçi bir uğursuzluk alametidir.

Ormanlarımız için son yıllarda keçi ve yangından başka sorunlar da görülmeye başlanmıştır. Bu birkaç yıldır Torosların birçok yerinde görülen genel bir kurumadır. Ağaçların tepesi altın sarısı şeklinde kurumuş yeşil alanlar sararmış durumda. Kuruma her yıl süratle artmaktadır. Bu çoğuna göre susuzluktan, kimine göre elektronik araç gereçlerin artması; uydu ve baz sistemleri; ya da bir görüşe göre de ağaçların özünü yiyen zararlı bir böcek türünden kaynaklanmaktadır.  Bence hepsi de ayrı ayrı ele alınabilecek bir problemin kaynağı olabilir; tartışılabilir. Belki de zavallı keçilerin ahı tutmuş olabilir(!).

Bu durumu gören keçiler demeyecekler mi; “- Şimdi ortada biz de yoğuz; bizi sattınız kurtuldunuz. Peyniri, sütü, yoğurdu vs.. marketten alın;Hollanda’dan, Belçika’dan, Bulgaristan vs ye muhtaç olun!

Biz ormanların berberleri, kuaförleri idik.Şimdi yıllarca saçına, sakalına bıçak değmemiş insanlar gibi. Hippileşmiş bir görüntü. Biz hiç olmazsa çalı çırpıları yer, ağaçların tepelerini bırakırdık. Şimdi siz bu gidişle ormana da giremeyeceksiniz. Yabanıl hayvanların istilasına uğramış, yazları barut fıçısı olmuş; önlenemez yangınların habercisi ormanlar”.

Sonuç olarak; bütün suçu keçilere yüklemekle olmaz. Etini, yününü, sütünü, derisini bizimle paylaşan keçilerden özür dilemek sırası geldi her halde. Keçileri kaçırınca geç olabilir!

Özkaya ve Coşkun 2011, Özkaya V., A. Coşkun, “Körtik Tepe”, The Neolithic in Turkey, New Excavations & New Research, The Tigris Basin, eds. M. Özdoğan, N. Başgelen, P. Kuniholm (2011), 89-127

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.