
Kirli Siyasetinizi Mukaddesatımızdan Çekin!
Mağdurun Acısından İslâm Düşmanlığı Çıkaramazsınız!
Bugünlerde yine malum bir senaryo vizyonda. Bir tarafta dînin kutsal çatısını kendi karanlık nefislerine kalkan yapan, "müslüman" maskesi takmış haysiyet yoksunu sapkınlar; diğer tarafta ise bu iğrençlikleri pusuda bekleyip, faturayı doğrudan İslâm’ın kendisine kesmek için can atan bir zihniyet...
Ülkemizde ne zaman bir çocuk istismarı, bir sapkınlık, bir cinayet, vicdanları kanatan iğrenç olay gündeme düşse, aynı güruh hemen sahneye fırlıyor. Ellerini ovuşturarak, gözleri parlayarak…
Sanki mağdurun acısını dindirmek, adaleti sağlamak değil de, “İşte bakın, din budur!” diye bağırmak için bekliyorlar. Dertleri ne mağdurun gözyaşı, ne adalet, ne de gerçek bir çözüm. Dertleri tek: İslâm’a ve Müslümanlara kin kusmak, dînî değerleri yerin dibine sokmak, mânevî eğitimi “gericilik” diye damgalamak.
Evet, ortada çirkinlikler var. Evet, “müslüman” maskesi takıp, Allah’ın evini, camiyi, medreseyi, dînî kurumları kendi karanlık emellerine alet eden, haysiyetini, insanlığını kaybetmiş mahluklar var. Bunlar gerçek. Ama bu rezillerin varlığı, İslâm’ın hakikatine dil uzatma hakkı vermez kimseye. Bir insanın cübbesi, sakalı, tesbihi var diye bütün bir dîni, bin dört yüz yıllık medeniyeti, rahmeti, adaleti yargılamak… Bu, tam bir akıl tutulmasıdır.
Yaşanan çirkinlikler üzerinden inanç sistemini ve mânevî eğitim kurumlarını infaz etmeye kalkışmak, adaleti aramak değil; İslâm düşmanlığına yakıt taşımaktır.
Düşünün: Bir ateist cinayet işlese, “Ateizm yasaklansın, okullardan felsefe kaldırılsın!” diye ortalığı ayağa kaldırıyor musunuz?
Bir seküler kurumda, laik bir ortamda taciz, yolsuzluk, ahlâksızlık çıksa “Laiklik iflas etti, modernite çöktü!” diye bağırıyor musunuz? Hayır. Ama failin üzerinde bir cübbe, elinde Kur’an varsa mesele anında “İslâm’ın karanlığı” olur, “ortaçağ zihniyeti” olur, “dînî eğitim bitmeli” naraları yükselir. Bu düpedüz ikiyüzlülüktür. Bu, kirli bir siyasettir. Bu, mukaddesatımıza karşı açık bir saldırıdır.
İslâm ahlâktır, edeptir, merhamettir. Çocukların saçının teline dâhi dokunulmamasını emreden, kul hakkını âhiret terazisine vuran, vicdanı Allah korkusuyla terbiye eden bir rahmet dinidir. O rahmetten nasibini almamış, kalbi kararmış, rûhu çürümüş bir caninin işlediği suç, İslâm’ın suçu değildir; o caninin kendi sefâletidir. Suçu dinde aramak, güneşe balçık atmaya benzer. Güneş kirlenmez. Sadece atan kişinin elleri çamura bulanır, yüzü karanlıkta kalır.
Asıl mesele şudur: Bu kesimlerin derdi ne o kötü örneklerdir, ne de mağdurlardır. Dertleri, bu milletin bin yıllık ruh kökünü kurutmaktır.
Dînî ve mânevî eğitimi itibarsızlaştırmak, “gericilik” diye yaftalamak, gençleri ve çocukları her türlü mânevî boşluğa, her türlü zehirli akıma karşı savunmasız bırakmaktır. Çünkü ahlâkı sadece “toplumsal sözleşme”ye, “yasal zorunluluk”a bağlayan bir zihniyet, vicdan inşâ edemez. Allah korkusu olmayınca polis gidince suç başlar. Âhiret hesabı olmayınca kul hakkı lafta kalır. Îmansız ahlâkın kökü kurur; rüzgârda savrulur, çıkarına göre şekil alır.
Açık konuşalım: Bu ülkede bir kesim, her münferit iğrençliği “İslâm düşmanlığı” için bir ganimet olarak görüyor. Mağdurun acısı üzerinden dîne nasıl vuracağına odaklanıyor. Bu tutum, suçun kendisinden daha iğrençtir. Çünkü mağduru ikinci kez mağdur etmekte, acıyı istismar etmekte, vicdansızlığı siyaset malzemesi yapmaktadır.
Bizim safımız nettir, çok nettir: Hem dînimizi kendi pis nefislerine kalkan yapan o sahtekârların, o haysiyet yoksunlarının karşısındayız; hem de o sahtekârları bahane edip dînimize, mukaddesatımıza saldıran fırsatçıların, din karşıtlarının da karşısındayız! İkisi de aynı pisliğin iki yüzüdür.
Hiçbir kötü örnek, asıl olanın kıymetini düşüremez. Hiçbir kirli el, İslâm’ın nûrunu söndüremez. Siz nefretinizi kusmaya, mukaddesatımızı kirletmeye devam edin. Biz de doğruyu anlatmaya, evlatlarımızı sahih îmanla, yüksek ahlâkla, tertemiz bir vicdanla yetiştirmeye devam edeceğiz. Çünkü karanlığı lanetlemek yetmez. Bir mum da biz yakacağız. Ve o mum, İslâm’ın sönmez nurudur. O nur, asırlardır bu milletin yolunu aydınlattı; bundan sonra da aydınlatmaya devam edecek.
Kirli siyasetinizi mukaddesatımızdan çekin!
Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
