Koşturuyoruz Ama Nereye?

Modern Zamanların Ruh Çıkmazı: Kalp Nereye Ait?

​Şehirler yükseliyor, ekranlar parlıyor, imkânlar sınırsızca artıyor; ancak kalbimizdeki o tarif edilemez boşluk bir türlü kapanmıyor. Konforlu hayatlarımızın ve son model teknolojik vitrinlerin gölgesinde şu soru hep yankılanıyor: 'Her şeyim tam ama neyim eksik?' Oysa cevap, on dört asırdır aynı hakikâtte gizli: Gönül dünyadan büyüktür; bu yüzden dünya, onu doyurmaya yetmez.

​1. Koşturuyoruz Ama Nereye?

​Kur’an-ı Kerîm, günümüz insanının bitmek bilmeyen "daha fazlası" tutkusunu tek bir kelimeyle özetler: Tekâsür. İslâm terminolojisinde bu kavram; insanların dünya hayatının geçici nimetlerini biriktirme ve bunlar üzerinden birbirlerine üstünlük taslama hırsını ifade eder. Günümüzde ise bu kavramı; bitmek bilmeyen tüketim arzusu, statü yarışı, sosyal medyadaki gösteriş merakı veya maddî değerleri her şeyin üstünde tutma hâli olarak yorumlamak mümkündür. Özetle Tekâsür; "kimin daha çok var" kavgasının, insanı gerçek gayesinden saptırmasıdır.

​"Çoklukla övünmek sizi, kabirlere varıncaya (ölünceye) kadar oyaladı. Hayır; ileride bileceksiniz! Hayır, hayır! İleride bileceksiniz! Hayır, kesin bir bilgiyle bilseniz (böyle yapmazdınız). Andolsun, o cehennemi muhakkak göreceksiniz. Yine andolsun, onu çıplak gözle göreceksiniz. Sonra o gün, nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz." (Tekâsür Sûresi, 1-8)

​Sûrede genel olarak şu noktalara vurgu yapılır:

• ​Dünya Hırsı: İnsanoğlunun daha fazla şeye sahip olma tutkusunun, onu aslî vazifelerinden ve maneviyattan uzaklaştırdığı belirtilir.

• ​Gaflet: Bu çokluk yarışının, insan kabre girene kadar devam eden kör edici bir süreç olduğu anlatılır.

• ​Sorumluluk: Son âyette; sağlık, zenginlik ve zaman gibi verilen her türlü nimetten tek tek hesap sorulacağı hatırlatılır.

​Modern Müslüman için bu âyetler; sadece mal değil, aynı zamanda beğeni, takipçi, konfor ve statü biriktirme yarışının da bir aynasıdır. Durup nefes almadığımız, "Ben neden buradayım?" diye sormadığımız her an, bu yarışın içinde kaybolma riskiyle karşı karşıyayız.

​2. Gönül Evi Dağınık mı?

​İmam Gazâlî (r.a.), kalbi bir kaleye benzetir. Eğer kalenin kapıları (göz, kulak, dil) kontrolsüzce her şeye açılırsa, içerideki huzur ordusu şehri terk eder. Bugün gözümüz ekranda, kulağımız dedikoduda, dilimiz ise hep "ben" demekte.

​Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu durumu ne kadar zarif ve uyarıcı bir dille ifade etmiştir:

​"Vücutta bir et parçası vardır ki, o sağlıklı olursa bütün vücut sağlıklı olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o kalptir!" (Buhârî)

​Sorun teknolojide veya dünyada değil; sorun, dünyanın kalbimize girmesinde. Gemi suyun üstünde yüzerse yol alır, içine su alırsa batar. Müslüman, dünyayı elinde tutmalı, kalbinde değil.

​3. Çözüm: "Modern Bir İnzivâ"

​Mevlânâ Hazretleri der ki: "Sen, değerinle değerlenirsin. Aradığın şeysin sen."

Eğer aradığımız şey geçiciyse, huzûrumuz da geçici olacaktır.

​Bugün ihtiyacımız olan şey, fiziksel olarak bir mağaraya çekilmek değil; zihinsel bir hicrettir.
• Haramdan helâle hicret.
• ​Gürültüden tefekküre hicret.
• ​Şikâyetten şükre hicret.

​Kalp, Allah’ın evidir. Oraya fâni olan her şeyi sığdırmaya çalışmak, saraya çöp doldurmaya benzer. Günün sonunda bizi kurtaracak olan, markalı kıyafetlerimiz veya yüksek unvanlarımız değil, Rabbimizin huzûruna götüreceğimiz o "selîm" kalptir.

​Gelin, bugün kendimize bir söz verelim: Her gün beş vakit alnımızı secdeye koyduğumuzda, sadece bedenimizi değil, yorulmuş rûhumuzu da O’nun rahmetine bırakalım. Çünkü:
​"Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur." (Ra’d Sûresi, 28)

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE