DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 31°C
Gök Gürültülü

Köyümüzde Eski Değirmenler: Aşağı Değirmenin Sihri ve Eşkıya Etçi Bakı

16.01.2019
163
A+
A-

Bazen hayaller efsanelere ve masallara dönüşür, sonra da onlar gerçeğe, değil mi?

Elektriğin, radyo ve televizyonun olmadığı 1960’lı yıllar ya masal dinlerdik ya da masal kitabı okurduk.

Ocağın başı toplanma yeri olur, ateşin yalazı odanın içine gölgelerimizi düşürürdü. Kimi zaman bu gölgelerde Karagöz Hacivat oyunları gibi gölge oyunları sergilerdik.

Anamızın hazırladığı cıvık bulamaç hamuru ateşte ısınan sacın üzerine damıtır, şipleme denilen bir akıtma pastalarımızı pişirirdik. Kış günlerinde teneke ve sonra 1970’lerde köyümüze gelen kuzine sobalarda da bu uygulamalar sürer giderdi. 

Büyüklerimizin anlattıkları masallar, efsaneler ve hikayeler bu gölgelerin dans ettiği ortamda adeta dirilirlerdi. Köyümüzde yaygın olan Gıllıbicik efsanelerinin yanında en çok korktuğum eşkıya Etçi Bakı’nın efsanesi idi.

Gündüzleri  Ebem’in evimizin karşısındaki  Kavaklı  Dağını Ormanını göstererek  anlattıkları bu hikayelerin bir parçası olurdu.  O dağın zirvesinde köknar (biz iledin deriz) ağaçlarının en sık olduğu yeri göstererek ;“Ağaçların en sık olduğu yere Gür derler, orada en azılısından kırk tane eşkıya yaşar, şimdi biz onları ağaçlardan göremeyiz..” derdi.

Köyümüzün dört bir yanı Ergenekon gibi yüksek dağlarla çevrilidir. Göksu’nun kaynaklarının oyduğu derin vadiler dış dünyaya açılan tüneller gibidir. Doğuda Sazak Sarpı,  Boğaz ve Kuyubelen, güneyde Akpınar ve Abdineği,  batıda Kurudere ve kuzeyde Mezar Gediği, Eşekçi taşı ve Dervent çıkış noktalarını oluşturan bu geçitlerin adıdır.

Anlatacağım hikaye Boğaz’daki Aşağı Değirmen’de yaşanmıştır.

Boğaz’da Aşağı, Orta ve Yukarı olmak üzere üç değirmen vardı. Hatırladığıma göre Aşağı Değirmen Ahmat Ustaların, Orta Değirmen Tıkırların, Yukarı Değirmen Hasan Efendi’nindi.

Şimdilerde Aşağı ve Orta Değirmenler yıkılıp yok olup gitti. Yukarı Değirmeni de bir süre Hasan Efendi dedemin oğlu Şevket Dayım ve sonra Sait Dayım ve oğlu Şevket bir süre çalıştırdılar. Şu anda kullanılmasa da yerinde iskeleti duruyor.

Çocukluğumda köyümüzdeki bu değirmenlerin yanında Dedemli’deki İğdeli, Fakılar altında Suğla değirmenlerine de gidilirdi.

Bu değirmenler çevre köylülerimizden başka güneyin Yaylacı Yörüklerinin de develeri ile yük getirdiği yerlerdi.

Roma döneminden beri kullanıldığı için “Rum Değirmeni” de denilen Anadolu’da kullanılan bu su değirmenleri bir bakıma toplumun her kesimin buluştuğu, ekonomik olarak kalbinin attığı yerlerdi.

Sonra elektrik geldi un fabrikaları has un denilen kepeği alınmış beyaz unlar çıkardılar. Kendi tarlasından ekip biçmek, harmanda rüzgar, değirmende sıra beklemek günler alıyordu.  Üstelik bu doğal unlar kap karaydı. Bakkalın kentten getirdiği  kar beyazı unlar insanların gözünü aldı. Has un yemek kentliliği çağrıştırmayı, bir üs elitliği çağrıştırdı. Ekilen tarlalar azaldıkça, değirmen de değirmencilikte yavaş yavaş ortadan kalktı gitti.

Bize kalan değirmen yıkıntılarından geçerken efsanelerine dalıp gitmek oluyor.

Anlatacağım Efsane Köyümüzün Boğaz’da bulunan Aşağı Değirmen efsanesi. Efsaneye göre bu değirmen önceleri kendi kendine ununu öğütür çuvallara doldururmuş. Ama bir gün değirmeni eşkıyalar basmış, eşkıyanın birinin kanı buraya aktığından büyü bozulmuş. Kan akan yerde kutsallık kayboluyormuş!

Eşkıyanın kanı neden, nasıl akıtılmış, efsaneye geçelim:

Efsaneye konu olan eşkıya  Etçi Bakı’dır. Neden etçi dediler bilinmez ama o günlerde duyduğum insan eti yiyen yamyamların da efsanelerde yer alması. Belki bu da onlardan biriydi. Aşağı Değirmen’e neye geldi, ihtiyar amcanın kızının namusu için mi, etini yemek için mi çocukluğumda dinlerken ayırt edemediğim gibi şimdi de net bir şey söylemem zor.

Ama bir gece değirmenin kapısına Etçi Bakı ve iki adamı gelirler. -Tak tak, kapıyı çalarlar. Değirmenci dayımız, gecenin bu yarısı gelen hayrına gelmez, der ve kızını, değirmenin alt bölümündeki çarkanağa(su çarkı) saklayıp sonra da kapıyı açar.

Düşündüğü gibi karşısında üç eşkıya “Amca içeri girebilir miyiz?” derler, amca da çaresiz onları içeri alır.   İçeri giren eşkıyalar değirmenin içinde bir şey aramaya başlarlar ki Amcamız ne aradıklarını sorar.

Eşkıya şefi Etçi Bakı “Bir kızın olduğunu duyardık, nerede onu almaya geldik” der. Zaten kızı için geldiklerini bilen Yaşlı Değirmenci  Amca onları kızdırmayacak bir ifadeyle “Evladım kızımı bugün köye götürmüştüm, yarın size getireyim” der. Onun sözlerine inanan eşkıyalar “Tamam yarın yine geleceğiz” deyip bir şeyler yiyip karınlarını doyurup ayrılırlar.

İhtiyar Değirmenci durur mu, eşkıyalar ayrılıp ayrılmaz hiç soluk almadan dere boyundan köyün yolunu tutar. Köyle değirmen arası iki üç kilometredir, dereyi büyük söğüt ağaçları kapladığı için kimseye görünmeden köye varmıştır.

Köyde hemen o gece üç tane oğluna durumu anlatır onları silahlandırıp yine geldiği yoldan oğullarıyla birlikte değirmene ulaşırlar. Değirmene varınca değirmenin çarkanağına gençler saklanırlar.

Akşam olunca kızı almak için eşkıyalar geri gelirler. Değirmenci ihtiyara “Amca kızını getirdin mi?” diye sorunca O da “Getirdim, biraz bekleyin” der sakladığı yerden oğullarını çağırır, onlar da silahlarıyla gelip eşkıyadan Etçi Bakı’yı vururlar.

Hayatta kalan adamlarından birine el taşını, diğerine de Etçi Bakı’nın ölüsünü sarıp Kavaklı Dağı’na doğru yola çıkarlar. Kavaklı Dağı’nın doğu uzantısında Kurualan’ın üstünde bir yerde kıvrıla kıvrıla gittiği için Dolama Yol denilen bir yayla yolu vardır. Bu yolun da 100-200 metre yukarısında “Dipsiz” denilen bir mağara var. Adı Etçi Bakı.

Bu adın neden verildiğini daha önce burada sığır güderken büyüklerim beni  mağaraya yaklaşmamam için uyarıp hikayesini şöyle anlatmışalardı:

“ Aman ağaçların arkasına dikkat et, orada dipsiz bir mağara var. Oraya pek yaklaşma düşüp yok olursun, zamanında oraya bir eşkıya atmışlar, adına atılan eşkıyanın adını vermişler, bu yüzden” Etçi Bakı “demişler”.

Aşağı Değirmen’deki yaşanan efsaneyi dinlerken artık pazılın parçasını birleştirebiliyordum. Değirmenci Amcamızın oğulları eşkıyaları buraya götürüp atmışlardı. Bu efsaneyi dinledikten sonra değirmene birkaç büyüklerimle ben de un öğütmeye gittik.

 Buğdayı tekneye kendimiz koyup, taş dönüp un olunca, un çuvallarına kendimiz unu koyup, yük için hazırladığımızda kendi kendime “keşke değirmenci dayının oğulları eşkıyayı değirmene girmeden vursaydı da, biz de böyle yorulmasaydık. Kendi kendine ununu öğüten hazırlayan sihirli değirmenin işleyişini ben de görebilseydim” diye söyleniyordum.

O günlerde okuduğum “Sihirli Değirmen” adlı bir masal kitabı da bu düşüncelere dalmamda bir hayli yardımcı olmuştu.

Günümüzde zaman zaman bir tarafından buğday koyup diğer tarafından, un, makarna, çikolata çıkan entegre un fabrikalarını gördükçe; “Her halde çocukluğumuzun masallarındaki sihirli  değirmenler bu fabrikaların habercisiydi!” diyorum.

Bazen hayaller efsanelere ve masallara dönüşür, sonra da onlar gerçeğe, değil mi?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.