
Asırlar Değişiyor, Ölüm ve Hesap Günü Değişmiyor!
• 21. Yüzyılın Refâhı, Allah'ın Sınırlarını Değiştirir mi?
• Yeni Bir Yuva Kurulurken Şeytanı mı, Allah’ı mı Razı Ediyoruz?
Modern insanın en büyük yanılgısı, içinde bulunduğu asrı "hakikâtin tek ölçüsü" sanmasıdır. "Hangi yüzyıldayız, bu çağda neyin kafasını yaşıyorsunuz?" sorusu, kibirli bir cehaletin tezahürüdür.
Tarihsel ve Naklî Gerçek
Tarih boyunca helâk edilen kavimlerin (Âd, Semûd, Lût, Nuh kavimleri ve Firavun nizamı) ortak özelliği, kendi dönemlerinin en yüksek teknolojisine, mîmarisine ve "medeniyetine" sahip olmalarıydı. Onlar da kendilerini uyaran peygamberlere "Sen geçmişin masallarını anlatıyorsun, çağ dışısın" demişlerdi.
Oysa zaman akar, mekânlar değişir, teknoloji ilerler; fakat insanın biyolojik, psikolojik ve mânevî yapısı ile kulun Allah’a olan muhtaçlığı asla değişmez. Ölümün, kabrin, mîzan ve hesabın 21. yüzyılı ile 1. yüzyılı arasında hiçbir fark yoktur.
Allah Teâlâ zamandan ve mekândan münezzehtir. O’nun koyduğu hükümler de kıyamete kadar bâkîdir:
"Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah, yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır." (Nisâ, 126)
"Düğünde Dekolte Giyindim Diye Cehenneme mi Gideceğim?"
Bu soru, günahı küçümseme ve basitleştirme hastalığının bir sonucudur. Büyük İslâm âlimi Hasan-ı Basrî bu zihniyeti şöyle uyarır:
"Mümin, günahını tepesinde her an düşmek üzere olan bir dağ gibi görür. Münafık ise günahını burnunun ucuna konmuş ve hemen uçacak bir sinek gibi hafifser."
Sosyal Modellenme ve Kültürel Aşınma
Mesele sadece bir kumaş parçasının eksikliği değildir; mesele Allah’ın "Settâr" (ayıpları örten) ismine ve tesettür emrine karşı sergilenen lakayıtlıktır. Efendimiz (s.a.v.) bu durumu asırlar öncesinden mûcizevî bir öngörüyle şöyle haber vermiştir:
"Giyinmiş ama çıplak olan, erkekleri kendilerine meylettiren ve kendileri de onlara meyleden kadınlar... Bunlar cennete giremezler ve onun kokusunu dahi alamazlar..." (Müslim, Libas, 125)
Bu hadis-i şerif, günahın "sosyal bir virüs" gibi yayılma karakterine işaret eder. Düğünde dekolte giyen bir kadın, sadece şahsî bir günah işlemez; o ortamdaki genç kızlara ve çocuklara haramı "normal, meşru ve estetik" göstererek kötü bir çığır açar. İslâm hukukunda "Sebep olan, yapan gibidir" kâidesi uyarınca, o kötülüğün yayılmasının vebâlini de omuzlar.
Kadın-Erek Birlikte Karışık Oynamanın Nesi Günah? (Aklî ve İlmî Boyut)
İslâm, kadını ve erkeği birbirine yabancı (namahrem) kıldığında, her iki cinsin de fıtri (yaratılıştan gelen) zaaflarını ve eğilimlerini gözetmiştir.
İlmî ve Psikolojik Gerçekler
Modern psikoloji ve nöroloji bilimleri göstermektedir ki; yüksek sesli müzik, ritmik hareketler (dans/oyun) ve loş/parlak ışık kombinasyonları, beyindeki mantık merkezini (prefrontal korteks) baskılar ve ilkel dürtüleri harekete geçirir. Bu ortamlarda salgılanan dopamin ve oksitosin, kişiyi cinsel uyarılmaya ve karşı cinse karşı kontrolsüz bir yakınlaşma hissine sürükler.
İnsanın biyolojisi ve psikolojisi bu tür yoğun uyarıcıların olduğu bir ortamda asla "nötr" kalamaz. "Biz arkadaşız, kardeş gibi oynuyoruz, kalbimiz temiz" iddiası, bilimin ve insan doğasının gerçekleriyle tamamen çelişen bir züğürt tesellisidir.
İslâm'ın Koruyucu Hekimliği (Sedd-i Zerâi)
İslâm dîni, insanı günaha götüren yolları baştan kapatır. Buna fıkıhta "Sedd-i Zerâi" (kötülüğe giden yolları tıkamak) denir.
Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
"Bir erkeğin, yanında mahremi olmayan bir yabancı kadınla baş başa kalması helâl değildir." (Buhârî, Nikâh, 111)
Büyük İslâm mütefekkiri İmam Gazzâlî, İhyâu Ulûmiddîn adlı eserinde kalbin kapılarının azalar (göz, kulak, el, ayak) olduğunu belirtir. Karışık eğlence ortamlarında gözlerin harama bakması, tenlerin birbirine değmesi, kalpteki iman nûrunu söndürür ve şehvete kapı aralar. Kul, haramın tam ortasında durup "Benim kalbime bir şey olmuyor" diyemez. Barutun ateş yanında yanmamayı iddia etmesi ne kadar akıl dışıysa, bu da o kadar mantıksızdır.
"Herkes Yapıyor" Mantığı: Çoğunluğun Helâki
"Herkes böyle evleniyor, herkes oynuyor, bir biz mi gerici kalacağız?" mantığı, şeytanın en kadîm aldatmacalarından biridir. İslâm'da bir şeyin helâl veya haram olmasının ölçüsü istatistikler değil, ilâhî vahiydir.
Kur'ân-ı Kerîm, çoğunluğa uymanın insanı felakete götüreceğini açıkça beyan eder:
"Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başkasına uymaz ve yalnızca tahmin yürütürler." (En'âm, 116)
Bugün haramların Müslüman topluluklar arasında yaygınlaşması, o haramları helâl yapmaz; aksine Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şu nebevî uyarısının gerçekleştiğini gösterir:
"Öyle bir zaman gelecek ki, haram yaygınlaşacak ve insanlar onu terk etmekte zorlanacak." (İbn Mâce, Fiten, 21)
İyiliği Emretmek (Tebliğ) Vazifesi ve Hakaret Edenler
Bir toplumda kötülükler açıkça işlenir ve kimse buna ses çıkarmazsa, Allah'ın azabı sadece o günahı işleyenlere değil, sessiz kalanlara da isabet eder. Bu yüzden Emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker (iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırmak) ümmetin can damarıdır.
Bugün günahları eleştiren, insanları Allah’ın sınırlarına davet eden müminlere "yobaz, gerici, örümcek kafalı" diyerek saldıranlar, aslında tarihteki peygamber düşmanlarının rollerini devralmışlardır:
Onlar (Hûd kavmi) ise: 'Seni dinlemeyeceğiz! Sen de bizim gibi bir insansın, seni yalancılardan biri olarak görüyoruz!' dediler. (Şuarâ, 123-186'dan özet)
Müslüman, kınayanların kınamasından korkmadan, nezâket ve hikmetle hakkı söylemeye devam etmelidir. Zira Efendimiz (s.a.v.) kötülüğe müdahaleyi îmanın bir gereği kılmıştır:
"İçinizden bir kötülük gören, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu, imanın en zayıf mertebesidir." (Müslim, Îmân, 78)
Dünya Hayatının Hakikâti ve Kalp Temizliği Aldatmacası
İnsanoğlu, hiç ölmeyecek gibi dünyaya sarılmakta, ancak bir ikindi gölgesi kadar kısa olan ömrünü haram eğlencelerle tüketmektedir. Efendimiz (s.a.v.) dünyanın değersizliğini şöyle tarif eder:
"Dünya, âhirete kıyasla birinizin parmağını denize daldırıp çıkarması gibidir. Baksın parmağı ne kadar su getirdi." (Müslim, Cennet, 55)
Bu kadar kısa bir hayatta, "Benim kalbim temiz, önemli olan niyet" diyerek amel defterini haramlarla doldurmak büyük bir aldanıştır. İmam İbn Kayyim el-Cevziyye'nin de belirttiği gibi, işlenen her günah kalpte siyah bir leke (ran) bırakır. Kul tövbe etmedikçe bu leke büyür ve kalbi tamamen kaplar.
"Hayır! Bilakis onların kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerini pas tutturmuştur." (Mutaffifîn, 14)
Namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen, haram ortamlarda kadın-erkek karışık eğlenen birinin "kalbim temiz" demesi; temeli olmayan bir binanın sağlam olduğunu iddia etmek gibidir. İslâm bir bütündür; sadece camide veya cenazede hatırlanacak bir ritüeller bütünü değildir.
"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekirse öylece korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün." (Âl-i İmrân, 102)
Düğünlerimiz Bereket Evi mi, Günah Yuvası mı?
İslâm dîni neşeye, eğlenceye, düğün yapmaya karşı değildir. Aksine, evliliği teşvik eder ve meşru sınırlar (kadınların kendi aralarında, erkeklerin kendi aralarında, gayrimeşru unsurlar barındırmadan eğlenmesi) dairesinde sevinç gösterilerine izin verir.
Ancak bir yuva kurulurken, o yuvanın ilk gecesinde Allah’ın sınırları çiğnenir, dekoltelerle şov yapılır, namahrem eller birbirine değer ve haram rüzgârları eserse; o evliliğin temeline bereket değil, mânevî kirlilik ve huzursuzluk ekilmiş olur.
"Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar." (Ankebût, 38)
Aklımız, vicdanımız ve önümüzde ilâhî rehberimiz Kur'ân varken, şeytanın süslediği bu geçici zevklere aldanmamalıyız. Yarın kabre girdiğimizde bize "Hangi modern çağda yaşadın?" diye sorulmayacak; "Rabbine ve O'nun sınırlarına ne kadar sadık kaldın?" diye sorulacaktır.
Allah’ım! Bizleri rızana ulaştıracak amellere muvaffak eyle. Yuvalarımızı, düğünlerimizi ve nesillerimizi haramların istilâsından muhâfaza buyur. Kalplerimizi îmanda sabit kıl. Âmîn.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
