
DERDİNİZ EĞİTİM DEĞİL, DİN DÜŞMANLIĞI!
Meyhane Masasında Devrim Nutukları, Sokakta Halk Düşmanlığı: Seccâdeden Korkan Zavallılar
Meyhane masalarında devrim nutukları atıp milletin mukaddesatına savaş açanlar, okullardaki mescit kararına yine linç kampanyasıyla saldırdı.
Türkiye’de kendine "halkçı", "ilerici" veya "solcu" süsü veren bir kesimin yıllardır tedavi edemediği kronik bir hastalığı var: Sözde halk adına konuşmak ama o halkın mânevî değerlerine; inancına, kıblesine, seccâdesine, başörtüsüne ve ruh köklerine düşmanlık etmek.
İşçinin hakkını savunduklarını iddia ederler fakat o işçi iş tulumuyla seccadeye oturduğunda kendisine "gerici" muamelesi yaparlar.
Yoksulun ekmeğinden bahsederler ancak o yoksul cuma namazına gittiğinde bunu "laikliğe tehdit" ilan ederler.
Halkçılığı sadece ekonomik bir söylemden ibaret sanan; bu milletin mânevî dünyasını, tarihini ve inancını küçümseyen bu kibirli zihniyet, halktan kopuk ideolojik fantezilerinin içinde çürümeye devam ediyor.
Bu anlayışın son hezeyanı yine şaşırtmadı: İstanbul Valiliğinin okullarda mescit alanları oluşturulması yönündeki kararına karşı başlatılan o malum linç kampanyası...
Manşetlerine bir bakın... Dînî ve insanî olan ne varsa önüne aşağılayıcı bir sıfat eklemeyi marifet sayıyorlar. İbadet imkânı sunulmasına "dinselleşme dayatması", öğrencilerin namaz kılmasına "gerici hamle", cuma namazına gitmek isteyen gençlere kolaylık sağlanmasına "toplu ibadet baskısı" diyorlar. Hatta "ibadet ihtiyacı" ifadesini tırnak içine alarak milyonlarca insanın en doğal hakkını adeta uydurulmuş bir gerekçe gibi sunmaya cüret ediyorlar.
İnsana sormazlar mı: Bir okulda mescit bulunmasının bu ülkeye, bu eğitime ne zararı vardır?
Bir okul binasında laboratuvar, kütüphane, spor salonu ve kantin bulunabiliyorken ibadet etmek isteyen öğrenciler için temiz ve güvenli bir alan ayrılınca neden dünya başınıza yıkılıyor?
Öğrencinin teneffüste 10 dakika namaz kılması hangi bilimsel denklemi bozuyor, hangi dersin müfredatını engelliyor? Bir kütüphanenin varlığı herkesi zorla kitap okumaya sevk etmediği gibi bir mescidin varlığı da kimseyi zorla namaz kılmaya mecbur bırakmaz.
Sizin derdiniz eğitim falan değil; sizin derdiniz açıkça bu halkın dîniyle, inancıyla ve değerleriyle kavga etmektir.
Bu ülkede eğitim sisteminin devasa sorunları olduğu bir gerçektir. Eğitimde disiplinsizlik, öğrencilerden öğretmenlere yönelik şiddet, akran zorbalığı, denetimsiz uygulamalar, yetişen inançsız ve maneviyatsız nesiller, öğretmen açığı, liyakatsizlik ve geleceksizlik bu toplumun kanayan yaralarıdır. Bunların faturası iktidara kesilmeli, hesabı sorulmalıdır. Ancak tüm bu can yakıcı sorunları sıralayıp faturayı okuldaki mescide kesmek; mantığın değil, hastalıklı bir ideolojik şartlanmışlığın ürünüdür.
Bir çocuk akran zorbalığına maruz kalıyorsa bunun sorumlusu okulun mescidi değildir! Bir genç deizme veya ateizme yöneliyorsa bunun sebebi mescit değildir! Bir genç mezun olduğunda iş bulamıyorsa bunun sebebi cuma namazı değildir! Eğitimde nitelik düşmüşse bunun faili seccade değildir!
Eğitimdeki bütün aksaklıkları halı altına süpürüp "Okullara mescit yapılıyor" diye feryat etmek, hastanın ateşini ölçmek yerine odadaki seccadeyi suçlamaya benzer. Bu, sebep-sonuç ilişkisini altüst eden trajikomik bir akıl tutulmasıdır.
Sizin çifte standartlı jakoben laiklik anlayışınız artık deşifre olmuştur. Size göre okul çıkışında bara gitmek "bireysel özgürlük" ve "çağdaşlık" iken cuma namazına gitmek "dinsel kuşatma"dır. İçki masaları "özgürlük alanı", mescit kültürü "baskı aracı"dır. Böyle bir anlayışın ne özgürlükle ne demokrasiyle ne de halkçılıkla ilgisi vardır.
Gerçek özgürlük; seküler olanın hakkını koruduğun kadar başörtülü öğrencinin de namaz kılan gencin de hakkını amasız, fakatsız savunabilmektir. İbadete zorlamak ne kadar büyük bir baskıysa ibadet etmek isteyene imkân tanımamak da o kadar büyük bir hak ihlâlidir.
Kaldı ki bu okullara giden evlatlar, Müslüman ailelerin çocuklarıdır. Bu çocuklara ailelerinin talepleri ve dînî hassasiyetleri doğrultusunda mukaddes değerlerini öğretmek, benimsetmek devlet olmanın asli gereğidir. Burası Müslüman bir ülkedir... İslâm inancında da devlet anlayışında da bu milletin nesillerinin malını ve canını korumak kadar aklını, neslini ve dînini korumak da zarurî bir görevdir.
Bu marjinal sol zihniyet, bu ülkeyi sadece kendilerinin yaşam alanı sanıyor. Beyler, kendinize gelin; bu topraklar Türk ve Müslüman yurdudur! Bu toprakların bağrında yatan aziz şehitlerimiz, sizin köksüz ideolojiniz için can vermedi. Onlar bu topraklarda ezanlar susmasın, duâlar dinmesin, al bayrak inmesin diye can verdiler. Aklınızı başınıza alın ve oturun oturduğunuz yerde...
Siz ve sizin zihniyetiniz; halkın ekmeğini savunur gibi yapıp secdesini aşağılayarak bu topraklarda tek bir adım bile ilerleyemezsiniz.
İnsanı sadece midesi olan ekonomik bir canlı sananlar, Anadolu insanının rûhunu hiçbir zaman anlayamadı. Camiye giden işçiyi "bilinçsiz", başörtülü kadını "gerici", Kur'an öğrenen çocuğu "karanlıkta" görenler; seçim akşamları sandık sonuçlarına bakıp neden halktan karşılık bulamadıklarını sormaya devam etsinler.
Meyhane masalarında birkaç kadeh eşliğinde memleket kurtarmak, devrim nutukları atmak, halkı küçümseyip dîni bütün kötülüklerin kaynağı ilan etmek son derece konforludur. Zor olan ise bu ülkenin inançlı insanıyla eşit, saygılı ve samimi bir bağ kurabilmek; onun değerlerini çiğnemeden bir adalet mücadelesi verebilmektir.
Eğitimdeki sorunları eleştirin, niteliksiz eğitimin peşine düşün. "Bu eğitim sistemi neden sorumluluk bilincine sahip, ahlâklı nesiller yetiştirmiyor?" diye bunu sorgulayın. Ama bunları yaparken öğrencinin seccadesine basmayın!
Çünkü bu ülkede eğitim sistemini çökerten şey okul binasındaki mescit değil; adaletsizlik, liyakatsizlik, denetimsizlik ve disiplinsizliktir. Namaz kılan çocuğu gerici ilan ederek ilerici olunmaz. Müslüman halkın secdesine hakaret ederek halkçı olunmaz.
Artık bir karar verin: Bu ülkenin gerçek sahibi olan halkla barışacak mısınız, yoksa o halkın dînine karşı yürüttüğünüz yüz yıllık savaşı sürdürecek misiniz?
Şunu asla unutmayın: İslâm’la, mescitle ve bu halkın seccâdesiyle kavga etmeyi devrimcilik sananların bu ülkede yapabileceği tek devrim, meyhane masasındaki bardakların yerini değiştirmekten ibaret kalacaktır.
Mithat GÜDÜ
Emekli İmam Hatip / Gazeteci-Yazar
