
Devletin En Büyük Kalesi: Gururlu ve Refah İçinde Bir Toplum
Yapılan hamleler ve takdir toplayan adımlar moral verse de, mutfaktaki yangın ve yükselen maliyetler vatandaşı zorlamaya devam ediyor.
Güçlü Devletin Temeli: Millî Savunma, Teknoloji ve Beka Stratejisi
Türkiye Cumhuriyeti, jeopolitik açıdan dünyanın en çalkantılı ve kritik coğrafyalarından birinde yer almaktadır. İç ve dış tehditlerin eksik olmadığı bu coğrafyada devletimizin bekasını korumak, sınır güvenliğini teminat altına almak ve küresel ölçekte caydırıcı bir güç haline gelmek hayatî bir zorunluluktur.
Son yıllarda devletimizin millî güvenlik alanında attığı kararlı adımlar, geliştirdiği savunma mekanizmaları ve vizyoner teknolojik hamleler takdire şayandır. Özellikle yerli ve millî savunma sanayimizde ulaşılan seviye; insansız hava, kara ve deniz araçlarından stratejik füze sistemlerine, siber savunma altyapılarından yerli havacılık projelerine kadar uzanan geniş bir yelpazede göğsümüzü kabartmaktadır. Dışa bağımlılığı asgarî seviyeye indiren bu tarihî atılımlar, yalnızca askerî bir başarı değil; bağımsız dış politikanın ve güçlü bir devlet aklının en somut nişanesidir. Teknolojik ilerlemeyi yüksek katma değerli üretime dönüştüren bu kararlılık, ülkemizin küresel güç dengelerindeki konumunu pekiştirmekte ve vatandaşlarımıza haklı bir gurur yaşatmaktadır.
Dışarıda Güçlü, İçeride Adil: Savunma Başarısından Sosyal Cepheye Geçiş
Ancak unutulmamalıdır ki, tarihin her döneminde güçlü ve bağımsız devletlerin varlığı, yalnızca teknolojik ve askeri savunma kapasitesiyle değil; iç cephenin sağlamlığı, toplumsal dokunun dayanıklılığı ve yurttaşlar arasında sağlanan gelir adaletiyle muhafaza edilmiştir. Ordusu güçlü, teknolojisi üstün bir devletin en büyük dayanağı; o devlete aidiyet hissiyle bağlı, refah ve adalet içinde yaşayan gururlu ve huzurlu bir toplumdur.
Savunma sanayimizde gösterdiğimiz üstün başarı millî sınırlarımızı nasıl güvenli kılıyorsa, sosyal güvenlikte ve gelir dağılımında sağlayacağımız adalet de iç cephemizi ve toplumsal barışımızı aynı kararlılıkla koruyacaktır. Sınırlarımızda sağlanan bu yüksek güvenlik şemsiyesinin altında yaşayan vatandaşlarımızın, ağır hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı karşında ezilmemesi, millî dayanışmamızın tamamlayıcı unsurudur. Dolayısıyla savunmadaki vizyoner yaklaşımın, toplumun geniş kesimlerini kapsayan adil bir gelir politikasına yansıtılması objektif bir gerekliliktir.
Temmuz 2026 Ekonomik Tablosu ve Geçim Gerçeği
TÜRK-İŞ tarafından açıklanan Temmuz 2026 verileri, dar ve sabit gelirli yurttaşların karşı karşıya kaldığı yakıcı tabloyu gözler önüne sermektedir:
• Açlık Sınırı: 36.939,87 TL (4 kişilik bir ailenin asgari gıda harcaması)
• Yoksulluk Sınırı: 120.325,30 TL (Tüm temel insani harcamalar dahil)
• Bekâr Bir Çalışanın Yaşama Maliyeti: 47.758,39 TL
• Mutfak Enflasyonu: Aylık %3,30 | 7 Aylık %22,54 | Yıllık Ortalama %40,60
Bu veriler ışığında, 28.075,50 TL seviyesindeki net asgari ücret, 36.939,87 TL olan açlık sınırının 8.864,37 TL altında kalmıştır. Asgari ücretin dahi açlık sınırını karşılayamadığı bir ortamda, emekli ve dar gelirli kesimlerin hayat mücadelesi ağır bir sınava dönüşmektedir.
Gelir Uçurumu ve Maaş Skalasındaki Dengesizlik
Devletimizin savunma alanında sergilediği hassasiyetin, gelir dağılımında da sergilenmesi toplumsal vicdanın en büyük beklentisidir. Temmuz 2026 itibariyle yürürlükte olan maaş tablosu şu şekildedir:
• En Düşük Emekli Maaşı: 23.552 TL (Açlık sınırının 13.387 TL altında)
• Asgari Ücret (Net): 28.075 TL (Açlık sınırının 8.864 TL altında)
• En Düşük Memur Emeklisi Maaşı: 31.527 TL (Açlık sınırının 5.412 TL altında)
• En Düşük Memur Maaşı: 70.257 TL
• Emekli Milletvekili Aylığı: 201.677 TL
• Görevdeki Milletvekili Maaşı: 310.332 TL
• Çifte Maaşlı Milletvekili (Milletvekili + Emekli Vekil): 512.009 TL
Yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş bir emeklinin 23.552 TL ile yaşam mücadelesi vermesi, buna karşın çifte maaşlı bir milletvekilinin gelirinin 512.009 TL seviyesine ulaşması (en düşük emekli maaşının 21,7 katı), toplumsal denge açısından onarılması gereken bir eşitsizlik ortaya koymaktadır.
Sistemik Sorunlar ve Haksız Yasal Düzenlemeler
• 5510 Sayılı Kanun ve ABO (Aylık Bağlama Oranı) Tahribatı:
2008 reformuyla %60-%70 seviyelerindeki ABO’nun yıllık %2’ye (7200 gün için %40 seviyelerine) düşürülmesi ve büyümeden verilen refah payının %100’den %30’a indirilmesi, emekli aylıklarının asgari ücret karşısında sistemli şekilde erimesine neden olmuştur.
• Memur Emeklilerine Yansıtılmayan Seyyanen Zam:
2023 yılında çalışan memurlara verilen 8.077 TL'lik seyyanen ek ödemenin memur emeklilerinden esirgenmesi, aynı mevzuata tabi çalışan ve emekli arasındaki dengeyi bozmuştur. Bugün en düşük memur maaşı (70.257 TL) ile en düşük memur emeklisi maaşı (31.527 TL) arasındaki devasa uçurum bu uygulamanın sonucudur.
İlgililere ve Yasa Yapıcılara Yapıcı Öneriler
Savunma sanayiinde yakaladığımız yerli ve millî vizyonun sosyal güvenlik ve gelir politikalarına da yansıtılması adına şu adımların atılması gerekmektedir:
• 5510 Sayılı Kanunda Reform ve ABO'nun Yükseltilmesi: Aylık Bağlama Oranı (ABO) katsayısı yeniden eski seviyelerine (%60-70 bandına) yükseltilmeli; güncelleme katsayısındaki refah payı %100’e çıkarılmalıdır.
• Taban Emekli Maaşının Asgari Ücrete Endekslenmesi: En düşük emekli maaşı doğrudan net asgari ücrete endekslenmeli ve hiçbir vatandaşımız açlık sınırının altında bir aylığa mahkûm edilmemelidir.
• Seyyanen Zammın Memur Emeklilerine Verilmesi: 2023’te memurlara verilen seyyanen zam tutarı, güncellenmiş şekliyle tüm memur emeklilerinin aylıklarına yansıtılmalıdır.
• Milletvekili Gelirlerinin Dengeye Kavuşturulması: Görevdeki milletvekillerinin emekli vekil aylığı alması (çifte maaş) uygulamasına son verilmeli; vekil maaşları toplumun genel ekonomik koşullarıyla uyumlu makul bir katsayıya bağlanmalıdır.
• Adil Bir İntibak Yasası: Farklı dönemlerde emekli olan vatandaşlar arasındaki maaş eşitsizliklerini giderecek bütüncül bir İntibak Yasası yürürlüğe konulmalıdır.
Bütünsel Güç ve Toplumsal Barış
Devletimizin savunma alanındaki başarılarıyla gurur duyarken, bu gücü toplumsal adalete dönüştürmek en büyük vizyonumuz olmalıdır. Güçlü bir teknoloji ve ordu, ancak refah içinde yaşayan, devletine güvenen ve adil paylaştığına inanan bir toplumla ebedî kılınabilir. Yasa yapıcıların ve devlet yetkililerinin bu hakkaniyetli adımları atarak iç cephemizi tahkim edeceğine olan inancımız tamdır.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
