
Fikir mi, İcraat mı? Toptancı Yargıdan Hakikâte
Maşallah, herkesin bir fikri var ama zikri yok. Bedava akıl dağıtan çok olur; fakat iş icraata gelince nedense kimse sıraya girmez. Bu durum, toplumumuzda fikir üretmenin kolay, sorumluluk almanın ise zor olduğunu gösteriyor. Oysa fikir, ancak icraatla değer kazanır; aksi hâlde kuru bir laf kalabalığından öteye geçmez. Tarih ve sosyoloji bize şunu öğretir: Bir toplumda eleştiri artıp sorumluluk alma duygusu azalırsa, o toplumda üretim düşer, polemik yükselir.
Klavye şövalyeliği yapmak kolay tabii; yürek sorgulaması yapanların önce aynaya bakması lazım. Ağzı olan konuşuyor ama eli taşın altına koymaya gelince herkes "arazi". En kolayı, başkasının üzerinden kahramanlık taslamaktır. Kendi sesini çıkarmaya cesareti olmayanların başkasını "maşa" olarak kullanmaya çalışması, tam bir acizlik örneğidir. Bizim emeğimiz de duruşumuz da bellidir: Gölge etmeyin, başka ihsân istemez. Gölgede duranın, güneşin altındakine yol tarifi yapması kadar komik bir şey yoktur. Akıl vermek yerine, biraz da el verin.
Muhalefet ve "Toptancı Yargı" Sorunu
Sık sık şu eleştiriyle karşılaşıyoruz: “Hocam, paylaşımlarınızda sürekli muhalefeti eleştiriyorsunuz; iktidarın hiç mi suçu yok?”
Evet, muhalefeti eleştiriyoruz. Peki, ben size sorayım: Muhalefet, sürekli iktidarı eleştiriyor; hem de bazen ağır hakaretler, iftiralar ve karalamalarla... Bu muhalefetin size göre hiç mi suçu yok?
Bunu sorduğumuzda maalesef cevap "kem küm" oluyor ve konu alakasız yönlere çekiliyor...
Diyoruz ki; bu muhalefet bir kere de çıkıp desin ki: "İktidarın evet, yanlışları var ama yaptığı şu işler güzel ve faydalı; bu noktada onları destekliyoruz." Hiç böyle bir cümle duyduğunuz mu? Hayır, duymadınız.
Neden? Çünkü psikolojide "toptancı yargı" denilen bu yaklaşım, objektifliği yok eder.
Muhalefet, yapılan her hayırlı işi körü körüne reddeden toptancı bir anlayışa sahip. İktidarın doğrularına bir kez olsun "hakkın hatırı için doğrudur" diyemeyenlerin, bizden kendi söylemlerine destek beklemesi ne mantığa ne de vicdana sığar. Ben, her şeyi reddeden böyle bir anlayışın nesini destekleyeyim?
İktidarın eksikleri, yanlışları yok mu? Elbette var. Koca bir devleti yönetiyorsunuz; günahı da olacaktır, sevabı da... Tarih boyunca hiçbir yönetim kusursuz olmamıştır. Roma İmparatorluğu'ndan Osmanlı'ya kadar her liderlik süreci insanî hatalarla yoğrulmuştur. Ancak siz iktidarın hiçbir icraatını doğru bulmayacaksınız, sonra da bizden muhalefete destek bekleyeceksiniz. Siz önce bizim doğrularımızı teslim edin, biz de sizin varsa doğrularınıza destek verelim. Adil ve akılcı olan budur.
Şayet her iki tarafın sevap ve günahlarını samimiyetle teraziye koyacak olursak, muhalefetin günah hanesi oldukça ağır basar. İktidarın da hataları vardır lâkin sevabı daha fazladır.
Ayrıca herkes bir davanın peşindedir. Muhalefet sekülerleşme veya ideolojik hegemonya mücadelesi verirken; iktidar millî-manevî kalkınma mücadelesi veriyor. Biz bunları görüyor ve safımızı ona göre belirliyoruz. Sosyolojide "tarafgirlik" her toplumda görülür; asıl mesele, hangi tarafın milletin hayrına olduğudur.
Eleştiri Üslubu ve Edep
Bizim de zaman zaman iktidarı eleştirdiğimiz noktalar oldu, bundan sonra da olacaktır. Ama bu, birilerinin keyfi olsun diye değil; doğru bildiğimizi usûlünce aktarmak içindir. Hakaret etmiyoruz, iftira atmıyoruz; ilmî verilerle konuşuyoruz.
Ne yazık ki bizi eleştiren bazı kesimlerin iktidara ve Sayın Erdoğan’a yönelik üslûbu yenilir yutulur cinsten değil. Aynı üslup bize asla yakışmaz ama o ağır sözlerin çok daha hafifini biz muhalefet için söylesek, kıyamet koparılır.
Ağzı, dili ve zihni bu kadar bulanık olanlar bize akıl vermeye kalktığında, kimse kusura bakmasın, onları ciddiye almayız. Önce insan olacağız, edep ve ahlâkımızı takınacağız. Konfüçyüs'ün dediği gibi: "Erdemli insan sözleriyle değil, eylemleriyle ikna eder."
Hafızayı Tazelemek: Nereden Nereye?
Biz bu memlekette bir açılışta besmele çektiği için fişlenenleri gördük. 28 Şubat sürecini yaşayanlar iyi hatırlar: Bir devlet görevlisinin namaz kılması, bir subayın hanımının, annesinin başörtülü olması suç sayıldı. Namaz kılan askerler ve polisler görevden alındı. Kur'an kursları kapatıldı, katsayı engeliyle İmam Hatiplerin önü kesildi. 1997-2002 yılları arasında 15.000'den fazla öğrenci mağdur edildi.
Bugün hamdolsun; kılık kıyafet özgürlüğü gelmiş, din eğitimi üzerindeki baskılar kalkmıştır. Hafız yetiştirme oranı %300 artmış, Diyanet, 4-6 yaş Kur'an kurslarıyla yüz binlerce çocuğumuza ulaşmıştır. Eksikler yok mudur? Elbette, sistemden veya yetişmiş eleman yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar mevcuttur. Ancak geçmişin "takoz siyaseti" ile bugünün imkânlarını kıyasladığımızda, durduğumuz yerin doğruluğu aşikârdır.
Mânevî Değerler Olmadan Bilim Yetersizdir
Bugün hâlâ zihniyetler arası bir mücadele devam ediyor. Bir taraf ülkenin kalkınması için maddî ve mânevî tüm değerleri kuşanmaya çalışırken; diğer taraf maneviyatı dışarıda bırakıp "sadece akıl ve bilim" diyerek ilerlemeyi yeterli görüyor. Oysa din, hayatın tam merkezinde olmalıdır.
Bilim felsefesi bize gösterir ki; Newton ve Kepler gibi dev isimler bile keşiflerini îmanî bir motivasyonla yapmışlardır. Modern nörobilim çalışmaları, maneviyatsız eğitimin empati ve ahlâk eksikliğine yol açtığını kanıtlıyor. Fen ilimleri elbette çok önemlidir ama tek başına yeterli değildir. Ahlâk ve maneviyatla yoğrulmayan bir nesil, kökü olmayan bir ağaç gibidir.
Eğer geçmişten bugüne bu mânevî iklimi tam manasıyla inşâ edebilseydik, bugün yıkıcı değil, "daha iyisini nasıl yaparız" diyen bir muhalefetle karşılaşırdık. "Tarafsızlık" iddiası çoğu zaman bir maskedir. Her insanın bir değer sistemi vardır; bizim tarafımız ise millî ve mânevî değerlerimizin yanıdır.
Sorumluluk almadan, sadece klavye başında akıl dağıtan anlayışın hiçbir kıymeti yoktur. Konuşmak kolay, taşın altına el koymak zordur. Eleştiri, emekle desteklenmiyorsa sadece gürültüdür. Bizim safımız; vatanın bekâsı ve hakikâtin ihyâsıdır. Gölgede duranların, güneşin altındakilere yol tarifi yapması beyhûdedir.
Daha iyisini birlikte inşâ etmek için, toptancı yıkıcılık yerine yapıcı katkı sunan bir kültüre ihtiyacımız var. Gerisi laf kalabalığıdır.
Düşünmek, sorgulamak ve hakikâte yaklaşmak isteyen herkese faydalı olması dileğiyle.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
