Ey Müslüman, Sen Neredesin?

​Hakikatin Yetimleri: Yalanın Saltanatında Müslümanın Sükûtu

​Günümüz dünyasında yankı odaları, doğruların değil, en yüksek sesle bağırılan yalanların kuşatması altındadır. Modern bir propaganda stratejisi olarak önümüze konulan "Büyük yalan, basit yalan" taktiği, kitleleri kendi iradesinden yoksun birer piyon gibi yönlendirirken; hakikatin asıl sahipleri derin bir sessizliğe gömülmüş durumda. Bugün kamusal alan yalandan beslenenlerin, bilgi akışı ise aldatmayı meslek edinenlerin tahakkümü altındadır. Peki, bu gürültülü bâtıl korosu karşısında, "hakkın" tarafında olduğunu iddia eden bizler neredeyiz?

​Yalanın Hızı, Hakikatin Eylemsizliği

​Bir yalan dünyayı üç kez turlar da, doğru ayakkabılarını ancak bağlar... Bugün sosyal medya ve kitle iletişim araçlarında şahit olduğumuz manzara tam olarak budur. Bâtılın temsilcileri, uydurdukları hurâfe, yalan ve iftiraları yaymak için her türlü yolu "mübah" görerek canla başla çalışırken; Müslümanlar, ellerindeki paha biçilemez hakikati yaymak noktasında tuhaf bir sessizlik ve vurdumduymazlık içindeler.

​Oysa Rabbimiz, Müslümanı tanımlarken onu sadece ibadet eden değil, müdahale eden bir özne olarak tanımlar:

​"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız." (Âl-i İmrân, 110)

​Bu âyet-i kerime bize bir "konfor alanı" vaat etmez; aksine omuzlarımıza ağır bir kamuoyu sorumluluğu yükler. Eğer iyilik yayılmıyorsa, kötülük boşlukları dolduracaktır.

​"Bana Dokunmayan Yılan" Zihniyeti Bir Müslüman Refleksi Değildir

​"Ben namazımı kılarım, tesbihatımı yaparım, suya sabuna dokunmam" demek, İslâm’ın rûhuna yabancılaşmaktır. Müslüman, çağının şâhididir. Yalan haberlerle toplumun sinir uçlarıyla oynanırken, kolektif vicdan yaralanırken veya ortak değerler ve hakikatler bilinçli bir şekilde tahrif edilirken susmak; o yalana zımnen ortak olmaktır.

​Efendimiz (s.a.v) bu pasifliğin tehlikesini şu meşhur hadisiyle çarpıcı bir şekilde ifade eder:

​"Sizden kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğuz etsin; ki bu imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân 78)

​Bugün "el" klavyedir, "dil" ise paylaştığımız her kelâmdır. Eğer dijital meydanlarda yalanın sesi, doğrunun sesini bastırıyorsa; bu bâtılın gücünden değil, hak ehlinin çekingenliğinden ve eylemsizliğindendir.

​Hz. Ali'nin Uyarısı ve Modern Yankılar

​İlim şehrinin kapısı Hz. Ali (r.a) şöyle der:

​"Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; zira hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz."

​Ve yine ekler: "Cahiller susunca, hakikat ehli galip gelir sanmayın; aksine cahillerin sesi çıktıkça hakikat garip kalır."

​Bugün Müslümanların "siyaset üstü kalma" veya "tartışmaya girmeme" bahanesiyle geri çekilmesi, meydanı tamamen algı operasyonlarına ve ahlâkî erozyona terk etmektir. Biz sustuğumuzda, evlatlarımızın zihni yalanlarla inşâ ediliyor. Biz yazmadığımızda, tarih müfterilerin kaleminden okunuyor.

​Ey Müslüman, Sen Neredesin?

​Hesap günü geldiğinde sadece kıldığımız namazlardan değil, sustuğumuz hakikatlerden de sorguya çekileceğiz. "Neden o iftira yayılırken bir kelime etmedin?", "Neden doğru bilgiyi ulaştırmak için gayret etmedin?" soruları muhatabını bekliyor.

​Yalanın, hilenin ve hayasızlığın başını alıp gittiği bu dijital çağda;
• ​Doğruyu savunmak "aktif" bir görevdir.
• ​Hakikati yaymak bir "sorumluluk"tur.
• ​Algılara teslim olmamak bir "îman" meselesidir.

​Artık silkelenme vaktidir. Bâtılın temsilcileri "büyük ve basit" yalanlarıyla zihinleri bulandırıp toplumsal huzuru ve geleceğimizi tehdit ederken, bizler o karanlığı dağıtacak hakikat ışığını taşımaktan aciz kalmamalıyız. Unutmayın; hakkın sustuğu yerde, bâtıl kendini hükümdar sanır.

Not: Beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazıyoruz. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE