HAYÂ GİDERSE, HER ŞEY GİDER!

HAYÂ GİDERSE, HER ŞEY GİDER!

Biz özgürlüğe düşman değiliz. Kim düşman olabilir ki?

Özgürlük, insana Allah'ın verdiği en kıymetli emanettir. Ama her emanet gibi onun da bir sınırı, bir ahlâkı, bir edebi vardır. Sınırı olmayan emanet, emanet olmaktan çıkar, felakete dönüşür.

Bugün bize Batı'dan ithal edilen ve özgürlük diye yutturulmaya çalışılan şey özgürlük değildir. Adını doğru koyalım: Bu düpedüz sınırsızlıktır.

Özgürlük, "istediğimi yaparım, istediğim gibi soyunurum, istediğimi teşhir ederim" demek değildir. Özgürlük, "yaptığımın bir mesuliyeti var, attığım her adımın bir hesabı var" diyebilmektir.

Ve bugün o mesuliyet duygusu yerle bir edilmiştir.

MAHREMİYET ÖLDÜ, YAŞASIN TEŞHİR!

Bugün sokaklarımızda, sosyal medya ve internet mecralarında mahremiyet teşhire dönüşmüştür. İşte çöküşün tam da başladığı yer burasıdır.

Eskiden mahrem olan, gizli olan, aile içinde kalan, edep perdesiyle korunan ne varsa bugün izlenme uğruna, beğeni uğruna, üç kuruşluk çıkar ve reyting uğruna adeta pazara çıkarılmış durumdadır.

Bir anne ile evladının mahrem sohbeti canlı yayında,
Bir eşin eşine olan en hususi muhabbeti sosyal medyada,
Bir gencin utanması, bir yaşlının gözyaşı, bir ailenin kavgası, bir kadının bedeni...
Hepsi ekranlarda, kamera karşısında bir gösteriye, bir metaya dönüştü.

Çıplaklık özgürlük diye alkışlanıyor. Teşhir çağdaşlık diye pazarlanıyor. Edepsizlik cesaret diye yutturuluyor.

Ve en tehlikelisi ne biliyor musunuz? Artık utanmamaya başladık. Utanmayı gericilik saydık. Hayâ etmeyi yobazlık olarak görür hâle geldik.

Oysa hayâ imandandır. Peygamber sözüdür bu. Hayâsını kaybeden bir toplum sadece ahlâkını değil, istikbâlini de kaybeder. Çünkü hayâ, toplumun bağışıklık sistemidir. Bağışıklık çökerse, en küçük mikrop bile o bünyeyi öldürür. Bugün yaşadığımız tam olarak budur.

BU BİR PROJEDİR!

Televizyon ekranlarında ve sosyal medyada sabahtan akşama kadar aile yapımızı dinamitleyen görüntüler ve programlar tesadüf değildir.
Bedenini, evini, yatak odasını teşhir etmeyi marifet sanan akımlar tesadüf değildir.
Sokakta, çarşıda, plajda özgürlük adına her türlü edepsizliği ve çıplaklığı normalleştirme çabası tesadüf değildir.

Bunların tamamı aynı projenin parçalarıdır: İnsanı insan yapan o ince perdeyi yırtmak. O perdenin adı hayâdır. O perdenin adı edeptir. O perde yırtılırsa, insanla hayvan arasındaki fark da ortadan kalkar.

Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy bakın ne diyor:

"Kim demiş Avrupa insanı medenî?
Ne edep var ne hayâ çırılçıplak bedeni!
Eğer medeniyet açıp saçmaksa bedeni;
Desenize hayvanlar bizden daha medenî!"

Bizim medeniyetimizde kadın teşhir edilmez, baş tacı edilir. Bedeni üzerinden prim yapılmaz, iffeti üzerine titrenir.
Bizim medeniyetimizde aile tüketilmez, korunur. Reyting malzemesi yapılmaz, gözlerden sakınılır.
Bizim medeniyetimizde mahremiyet ayaklar altına alınmaz, üzerine titrenir.

Şunu herkes iyi bilmeli: Sınırsız özgürlük, özgürlük değil köleliktir. Nefsinin kölesi olmak, modanın kölesi olmak, el âlem beğensin diye kendini pazarlamak, izlenme rakamlarına kul köle olmaktır.

Bugün susarsak, yarın konuşabileceğimiz bir ailemiz kalmayacak.
Bugün susarsak, yarın sığınabileceğimiz bir mahallemiz kalmayacak.
Bugün susarsak, yarın aynaya bakacak yüzümüz kalmayacak.

Bu yüzden susmuyor, haykırıyoruz:

Özgürlük sınırsızlık değildir!
Mahremiyetin teşhiri çağdaşlık değildir!
Hayâsızlık asla ve asla özgürlük olamaz!

Bu bir ahlâk çağrısıdır.
Bu bir medeniyet çağrısıdır.
Bu bir istikbâl çağrısıdır.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar

YORUM EKLE