
Kelime-i Şehâdet Bir Varış Değil, Büyük Yolculuğun Başlangıcıdır
Îman Okuluna Kayıt Yetmez, Mezun Olabilecek miyiz?
Günümüzde sıkça duyulan bir söz vardır: "Ben de Müslümanım, senin benden ne farkın var?"
Bu soru, yüzeyden bakıldığında masum görünür; hatta kimi zaman bir eşitlik talebi gibi gelir kulağa. Ama özüne inildiğinde, içinde derin bir yanılgı barındırır. Çünkü bu soru, aslında şunu sormaktadır: "İkimiz de aynı okula kayıtlıysak, ikimiz de aynı bilgiye sahibiz demektir." Oysa kayıt olmak ile mezun olmak; okula girmek ile o okulun ilmini, irfânını, rûhunu sindirmek arasında dağlar kadar mesafe vardır.
Kayıt Olmak Yetmez
Kelime-i şehâdet, bir insanı İslâm'a dahil eder. Bu, büyük bir kapının açılmasıdır; inkâr karanlığından îman aydınlığına geçişin eşiğidir. Ancak bu eşikten adım atmak, hedefe varmak değildir. Bir üniversiteye kayıt yaptırmak ne kadar mezun olmak anlamına gelmiyorsa, Kelime-i şehâdet getirmek de îman yolculuğunun tamamlanması anlamına gelmez.
Tıp fakültesine kaydolan bir öğrenciyi düşünün. O artık tıp talebesidir, bu şüphe götürmez. Ama şu soruları sormalıyız: Ne kadar okudu? İhtisasını yaptı mı? Ameliyathaneye girdi mi, yoksa hâlâ birinci sınıf kitaplarını mı karıştırıyor? Çünkü tıbbın kapısından girmek başka şeydir, o kapının ardındaki engin ilmi, tecrübeyi ve irfânı kazanmak başka. Biri "Ben de tıp öğrencisiyim" derken bir diğeri yıllarını hastalara adadıysa, aynı cümleyi kurmak onları eşit kılmaz.
İşte îman da böyledir. Kelime-i şehâdet, îman okuluna kayıttır. Bu kayıt şereftir, bu şehâdeti taşımak büyük nîmettir. Lâkin asıl mesele, bu okulun sınıflarını geçmektir. Asıl mesele marifetle yol almaktır; yani kalbi ilimle, zikir ile, ahlâkla, takvâyla ve Allah'a yakınlıkla beslemektir. Seyrüsülûk, mertebe kateden bir yürüyüştür; başlamak güzeldir ama durmak tehlikelidir.
Çimen de Bitkidir, Çınar da
Tabiat bize bu hakikâti her gün göstermektedir.
Çimen de bitkidir, çınar da. İkisi de toprağa kök salmış, ikisi de suya ve güneşe muhtaç yaratılmıştır. Ama kim çimeni çınarla bir tutar? Kim yüzyıllık çınarın gölgesinde dinlenirken onun sıradan bir ot parçasıyla aynı olduğunu söyler?
Daha çarpıcı bir örnek: Kömür de karbon grubundandır, elmas da. Kimyasal açıdan aynı unsurdan pay almışlardır. Ama elmasın değeri, kömürün değeriyle mukayese edilir mi? İkisi de yer altından çıkar; ama biri ocaklarda yanar biter, diğeri taçlara işlenir, asırlar boyunca nesilden nesile geçer. Aradaki fark maddede değil, o maddenin geçirdiği dönüşümdedir; baskıdadır, ısıdadır, zamandadır, şekillenmesindedir.
Müminler de böyledir. "Ben de müminim, o da mümin; ne farkı var?" sorusu, çimeni çınarla eşitlemek kadar yüzeysel bir bakıştır. Evet, ikisi de îman okuluna kayıtlıdır; ama biri o okulun her dersini câni gönülden almış, her imtihanında sınanmış, her düşüşünden kalkmasını bilmiş; diğeri ise dersleri asmış, imtihanlardan kaçmış, ilk sınıftan öteye geçememiştir.
Peygamberler Bile Mertebe Mertebedir
Bu mertebelerin hakikâti öylesine köklüdür ki peygamberlere bile sirâyet etmiştir. Peygamberler; tebliğ, ismet ve vahiy açısından aynı şeref pâyesini taşırlar. Lâkin yine de aralarında mertebe farkı vardır. Kur'ân-ı Kerîm bunu açıkça ifade buyurur:
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۘ
"İşte o peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık." (Bakara, 253)
Bir peygamber vardır; kavmi onu dinlememiş, yalnız başına vefat etmiştir. Arkasında tek bir mümin bile bırakmamıştır. Bir peygamber vardır ki arkasında ümmetler bırakmış, getirdiği mesaj asırlarca insanlığın kaderini şekillendirmiştir. İkisi de peygamberdir. İkisi de hakka çağırmıştır. Ama ikisi aynı mıdır?
Aynı durum inkârcılar için de geçerlidir. Küfrün de mertebeleri vardır. Tenha bir köyde, yanlış bilgi içinde büyümüş; belki hiç hak bir ses duymamış, saf kalbiyle hayatını sürdürmüş biri ile; hak ve hakikâti bizzat görmüş, tüm delillerin karşısında kibrinden vazgeçmeyerek hem kendisi inkâra saplanmış hem de başkalarının inkârına sebep olmuş biri aynı değildir. Ebû Cehil'in küfrü ile sıradan bir gafletin küfrü bir tutulabilir mi? Bu soruya vicdanlı her insan "Hayır" der.
Şu hâlde mertebeler gerçektir. Ve bu gerçek, hem îman ehli için bir sorumluluk hem de bir ufuktur.
Son Nefes: Asıl İmtihan
Tüm bu hakikâtlerin üzerine bir de şunu eklemek gerekir: Başlamak kâfi değildir, bitirmek şarttır.
Îman okuluna girdik; peki berat alıp huzûr-u ilâhiyeye gidebilecek miyiz? Mümin olarak başladığımız yolculuğu, mümin olarak tamamlayabilecek miyiz?
Çünkü son nefes, bütün bir ömrün özeti gibidir. O nefeste insan ne ise odur; ne biriktirdiyse onunla huzûra çıkar. Kelime-i şehâdetle açılan defterin kapanış sayfası en kritik sayfadır. Başlangıcı güzel olup da sonu karanlıkta kapanan nice hikâyeler, tarihin sayfalarında mevcuttur.
Bu yüzden "Müslümanım" demek; varış değil, yola çıkıştır. Bu, bir güvence değil, bir sorumluluktur. Bu cümle, insanı rahatlatmamalı; bilakis onu daha derin bir soruyla baş başa bırakmalıdır: "Bu yolda nereye kadar gidebildim?"
Bir Dâvet
Kelime-i şehâdet getirdiyseniz, büyük bir nîmet içindesiniz. Bu kapıdan girmek, sayısız insanın kavuşamadığı bir şereftir. Ama bu şeref, sizi olduğunuz yerde dondurmak için değil; sizi daha ileriye çekmek için verilmiştir.
Çimenden çınara uzanan yol, bir ömrün yoludur.
Kömürden elmasa uzanan dönüşüm, sabrın ve sınavın meyvesidir.
Ve o son nefes; bütün bu yolun, bütün bu dönüşümün tasdîkidir.
Mümin geldik. Mümin gidelim.
Ama bunun için yola devam etmek şarttır.
Rabbimiz uyarıyor:
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
"İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “Îman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?" (Ankebût Sûresi, 2)
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبٖينَ
"Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; kezâ O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır." (Ankebût Sûresi, 3)
فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْرًا يَرَهُۜ
وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرًّا يَرَهُ
"Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim de zerre kadar şer işlerse onu görür." (Zilzâl Sûresi, 7-8)
Mithat GÜDÜ
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
