
Sünnet’i Dışlayarak Kur’an Anlaşılabilir mi?
"Sadece Kur’an" Söylemi ve Peygambersiz Din Tasavvurunun İlmî Çıkmazı
Zaman zaman bazı çevrelerce “Sadece Kur’an” söylemi adı altında Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) dindeki konumunu işlevsizleştiren, sahih hadis külliyatını ve Sünnet-i Seniyye’yi tamamen devre dışı bırakmayı hedefleyen bir anlayış yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu çevrelerin sıkça dile getirdiği, "15-20 tane veya bir tane bile problemli hadis varsa dînin tamamı bozulur, öyleyse hadislerin tamamını atalım ve yalnızca Kur'an'la yetinelim" şeklindeki iddiaları, ilk bakışta "dînin özünü korumak" gibi sunulsa da hem Kur’an’ın kendi ifadeleriyle hem de dînin fiili uygulanışıyla çelişen ciddî mantık ve usul hataları barındırmaktadır.
İsimlere takılmaksızın, söz konusu iddiaların ve argümanların sahih dînî bilgiler ışığında neden temelsiz olduğunu madde madde ele alalım:
1. "Peygamber Sadece Bir Postacı mıdır?" (Tebliğ ve Tebyîn Görevi)
İddia: Peygamber’in görevi yalnızca âyetleri duyurmaktır (tebliğdir). Kendi başına hiçbir açıklama, yorum veya beyan yetkisi yoktur.
İlmî Cevap:
Bu iddia, Kur'an âyetlerinin bir kısmını alıp diğerlerini görmezden gelen eksik bir okumadır. Kur'an-ı Kerim, Efendimiz’e (s.a.v.) sadece "tebliğ" (ulaştırma) değil, aynı zamanda "Tebyîn" (açıklama) görevini de açıkça yüklemiştir:
“İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp ibret alsınlar diye sana da bu Zikr'i (Kur'an'ı) indirdik.” (Nahl Sûresi, 44; ayrıca bkz. Nahl Sûresi, 64)
Klasik müfessirlerin büyük çoğunluğu, Nahl Sûresi 44. âyette geçen "لِتُبَيِّنَ (li-tubeyyine)" ifadesini, Kur'an'ın hükümlerini söz, fiil ve uygulamalarıyla açıklama görevi olarak anlamıştır.
Eğer Peygamber'in (s.a.v.) görevi sadece ilâhî mesajı ulaştırmaktan ibaret olsaydı, âyette ayrıca "لِتُبَيِّنَ (li-tubeyyine)", yani "açıklaman için" ifadesine yer verilmezdi. Tebliğ âyetleri (Mâide 99, Âl-i İmrân 20 vb.), Peygamber'in insanları dîne zorlamakla yükümlü olmadığını bildirir; ancak bu durum, onun Kur'an'ı açıklama, öğretme ve yaşayarak uygulama görevini ortadan kaldırmaz.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur'an'ın canlı müfessiri ve uygulayıcısıdır. Namazın rekatları ve kılınış şekli, zekâtın nisap oranları, haccın edâ ediliş detayları Kur'an’da teferruatlıca yer almaz; bunlar Resûlullah'ın uygulamaları ve açıklamalarıyla netleşmiştir. Peygamber’in açıklama yetkisini yok saymak, dîni icra edilemeyen teorik bir metne dönüştürmek demektir.
2. İtaat Ayrımı ve "İkili Yönetim" Safsatası
İddia: Peygamber’e itaat etmek, sadece O’nun getirdiği Kur’an’a uymaktır. Peygamber’e ayrı bir itaat alanı tanımak şirk veya "tesniyeli (ikili) yönetimdir."
İlmî Cevap:
Rabbimiz Kur'an-ı Kerim’in onlarca âyetinde "Allah'a itaat edin ve Resûl'e itaat edin" buyurarak "Resul" kelimesini ve "itaat edin" fiilini müstakil olarak tekrarlamıştır (Örn: Nisâ 59, Nisâ 80, Nûr 54).
Eğer Peygamber'in işlevi sadece Kur'an mektubunu taşıyan bir elçiden ibaret olsaydı, "Allah'a itaat edin" cümlesi yeterli olurdu; ayrıca "Peygamber'e itaat edin" emrine gerek kalmazdı. Hatta Cenâb-ı Hak bu bağlayıcılığı şöyle ilan eder:
“Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.” (Haşr Sûresi, 7)
Âyet her ne kadar fey (savaşılmadan elde edilen mallar) taksimi hakkında nâzil olmuş olsa da, müfessirlerin büyük çoğunluğu lafzının umum ifade ettiğini kabul etmiş ve Resûlullah'ın (s.a.v.) emir ve yasaklarının bağlayıcılığına da delil olarak değerlendirmiştir.
“Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle tabi olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (Nisâ Sûresi, 65)
Peygamber’in hüküm ve uygulama yetkisi Allah'a ortak olmak değil, tam aksine Allah’ın emrine ve yönlendirmesine itaat etmektir.
3. Vahiy Sadece Kur'an'dan mı İbarettir? (Gayri Metlüv Vahiy)
İddia: Peygamber'e gelen tek vahiy Kur'an'dır; Peygamber Kur'an dışında herhangi bir ilâhî bildirimle desteklenmemiştir.
İlmî Cevap:
Kur'an-ı Kerim dikkatle incelendiğinde, bazı âlimler tarafından Kur'an metninde yer almayan ilâhî bildirimlerin ve yönlendirmelerin varlığına delil olarak değerlendirilen örnekler bulunmaktadır. Ehl-i Sünnet âlimleri bu tür bildirimleri "gayr-i metluv vahiy" kapsamında değerlendirmiştir.
• Kıble Değişimi: “Senin yüzünün göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz...” (Bakara Sûresi, 144)
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir süre Mescîd-i Aksâ'ya yönelerek namaz kılmıştır. Ancak Kur'an'da başlangıçta Mescîd-i Aksâ'ya yönelme emrini bildiren bir âyet bulunmamaktadır. Bu sebeple Ehl-i Sünnet âlimleri, bu uygulamanın vahiy veya ilâhî yönlendirme ile gerçekleştiğini ifade etmişlerdir.
• Tahrîm Sûresi Örneği: Tahrîm Sûresi 3. âyette Hz. Peygamber'in (s.a.v.) eşlerinden birine verdiği bir sırrı onun başkasına haber vermesi üzerine Allah'ın bu durumu kendisine bildirdiği anlatılır. Eşi, “Bunu sana kim bildirdi?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Bana her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan Allah haber verdi.” buyurur.
Ancak bu olayın bütün ayrıntıları Kur'an metninde yer almamaktadır. Ehl-i Sünnet âlimleri bu tür örnekleri, Hz. Peygamber'in Kur'an dışında da ilâhî bildirim ve rehberlikle desteklendiğine delil olarak değerlendirmiştir.
4. "Bir Damla Kanalizasyon Suyu" Benzetmesi ve Hadis Usûlü Gerçeği
İddia: Pırıl pırıl bir bardak suya bir damla pislik damlasa o su içilmez. Hadislerin içinde sorunlu rivayetler olduğuna göre hepsini çöpe atmalıyız.
İlmî Cevap:
Bu benzetme son derece yüzeyseldir ve İslâm bilim tarihini hiçe sayan bir metodoloji hatasıdır. Sorunlu veya zayıf bir rivayetin varlığı, hadis müessesesinin tamamını geçersiz kılmaz.
İslâm âlimleri "Bu su kirlendi" diyerek suyu döküp susuz kalmayı seçmemiş; aksine dünyada eşi benzeri görülmemiş bir "Hadis Usûlü, İsnad Tetkîki ve Cerh-Tâdil" ilmi kurmuşlardır. Sahih, hasen, zayıf ve mevzu (uydurma) ayrımı yüzyıllardır en katı metodolojik süzgeçlerle yapılmaktadır. Sorunlu bir rivayeti tespit edip reddetmek ilmî bir süreçtir; fakat buradan kalkıp "tüm hadisleri reddedelim" demek, kirli bir bardağı görünce evdeki bütün su kaynaklarını yok etmeye benzer. Doğru olan, suyu kaynağında (ilmî tenkit ile) denetlemektir; kaynağın kendisini kurutmaya çalışmak değil.
5. Kur'an Bize Nasıl Ulaştıysa Hadisler de Aynı Silsileyle Ulaştı
İddia: Kur'an kesin olarak korunmuş ve güvenilir biçimde aktarılmıştır; hadisler ise beşer sözleri olduğu için güvenilmezdir.
İlmî Cevap:
Kur'an'ın ve hadislerin nakil yöntemleri aynı değildir; ancak her ikisinin de sonraki nesillere ulaşmasında ilk kaynak, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) dönemine şahit olan sahabe neslidir.
Kur'an-ı Kerim'i bizlere ulaştıran başlıca nesil Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdullah b. Mes'ûd (r.a.) gibi sahabiler ve onların takipçileridir. Aynı sahabe nesli, Resûlullah'ın (s.a.v.) sözlerini, fiillerini ve uygulamalarını da sonraki nesillere aktarmıştır.
Bununla birlikte Kur'an'ın nakli, bütün ümmetin nesilden nesile aktardığı tevâtür yoluyla gerçekleşirken; hadisler farklı rivayet derecelerine sahip olup sahih, hasen, zayıf gibi kategorilere ayrılmıştır. Bu sebeple hadislerin tamamını aynı seviyede değerlendirmek doğru değildir.
Ancak Kur'an'ı ve hadisleri ilk aktaran sahabe neslini bütünüyle güvenilmez kabul etmek, tarihî olarak ciddi bir çelişki doğurur. Zira Kur'an'ın bize ulaşmasında güvenilir kabul edilen ilk nesil, aynı zamanda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sünnetini nakleden temel halkadır.
Doğru yaklaşım, hadisleri toptan reddetmek değil; hadisleri kendi usul ve ölçüleri içerisinde değerlendirmek, sahih olanı zayıf ve uydurma rivayetlerden ayırmaktır.
6. Fıkhî/Tarihsel Tartışmaları Hadis Düşmanlığına Mâl Etmek
İddia: Recm, irtidat, vasiyet veya bazı tartışmalı rivayetler üzerinden bütün hadis külliyatı yargılanmalı ve hadis sistemi tamamen reddedilmelidir.
İlmî Cevap:
Örnek gösterilen bazı hukukî ve içtihadî meseleler (recm, irtidat, vasiyet vb.), İslâm hukuk tarihinde âlimler tarafından hadis usulü, rivayetlerin sıhhati, metin tenkidi, Kur'an'ın bütünlüğü ve tarihî bağlam çerçevesinde kapsamlı biçimde ele alınmıştır.
İslâm âlimleri, rivayetleri sadece nakil yönüyle değil; sened, metin, Kur'an'ın temel ilkeleri ve sahih sünnet anlayışı açısından değerlendirmiş, bu değerlendirmeler sonucunda farklı içtihatlara ulaşmışlardır. Bazı rivayetlerin sıhhati, yorumlanması veya uygulanma şartları konusunda ortaya çıkan tartışmalar, hadis ilminin kendi içinde yürüttüğü ilmî bir sürecin parçasıdır.
Dolayısıyla belirli rivayetler veya fıkhî meseleler etrafındaki tartışmaları gerekçe göstererek hadislerin tamamını ve hadis ilmini bütünüyle reddetmek, tek tek meselelerdeki ilmî değerlendirmelerle bir ilim dalının tamamını mahkûm etmek anlamına gelir.
Doğru yaklaşım, rivayetleri sorgusuz kabul etmek olmadığı gibi, bütün hadis mirasını toptan reddetmek de değildir. Esas olan, hadis usulünün ortaya koyduğu ölçüler çerçevesinde sahih olanı zayıf veya uydurma rivayetlerden ayırarak değerlendirmektir.
Ancak "ya hep ya hiç" kolaycılığına kaçarak Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) ve Sünnet-i Seniyye'yi devre dışı bırakmak; Kur'an'ı Allah'ın muradına göre değil, kişilerin kendi hevâ, hobi ve konjonktürel arzularına göre biçimlendirmesine zemin hazırlar. Sünnet, Kur'an'ın canlı uygulamasıdır.
Bizler "Sadece Kur'an" sloganı altında Peygamber'siz bir din tasavvuru inşa etmeye çalışanların aksine; Kur'an'ı Resûlullah'ın (s.a.v.) rehberliğinde anlayıp yaşayan Sahih İslâm çizgisinde kalmaya devam edeceğiz.
Yarın huzûr-u ilâhîde ne kendi hevalarımız ne de yetkisiz yorumlarımız konuşacak; Resûlullah’ın izinde Kur’an ve Sünnet'le şekillenmiş bir kulluk rehberimiz olacaktır.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip / Gazeteci - Yazar
