
Tarafsızlık Yalandır!
Algı Oyunlarına Figüran Olmayın, Hakikâtin Yanında Durun!
Hayatımız boyunca sık sık duyarız: “Ben tarafsızım.” “Tarafsız davranmalıyız.” “Hiçbir tarafı tutmuyorum.”
Peki, gerçek hayatta böyle bir duruşun karşılığı var mıdır?
Aslında hiç kimse tam anlamıyla tarafsız olamaz; zira her duruş, bir tercihtir. Ya iyinin, doğrunun ve hakkın yanında saf tutarsınız ya da kötünün, yanlışın ve zulmün gölgesinde sessiz kalırsınız. Ortada durmak diye bir şey yoktur; insanlar sadece bizi buna inandırmaya çalışırlar. Susmak da bir taraftır ve çoğu zaman kötülüğün tarafıdır.
Düşünün bir kaza oluyor ve bir kadın hayatını kaybediyor. Yanından geçen biri, hiçbir etik kaygı gütmeden bacakları görünecek şekilde fotoğraf çekip “Ben tarafsızım, sadece haberi veriyorum” diyerek bu mahremiyet ihlâlini savunabilir mi? Diğer tarafta ise bir başkası hemen koşup üzerini örtüyor, cenazenin mahremiyetini koruyor. Hangisi daha insanî? Hangisi daha vicdanlı? Birincisi sözde tarafsızlığıyla övünürken, ikincisi "taraf tuttuğu" için mi eleştirilecek? Burada taraf tutmak merhamet; tarafsızlık ise buz gibi bir kayıtsızlıktır.
Millî menfaatler söz konusu olduğunda da durum farklı değildir. Savaş zamanı moral ve strateji, en az mühimmat kadar değerlidir.
Düşünün: Teröristler masum insanları öldürüyor ve ülke korku içinde. O sırada, “Filan terör örgütüne karşı en modern silahlarla donatılmış büyük bir birlik yola çıktı,” şeklinde bir haber yayılıyor. Bu, moral bozucu değil; aksine düşmanın gözünü korkutmak ve halkın maneviyatını yükseltmek için verilen yüreklendirici bir haberdir. Tarafsızlık adına çıkıp, “Aslında öyle bir birlik yok, yalan söyleniyor,” demenin milletin yararına olduğunu düşünebilir misiniz? Elbette hayır. Milletin ve hakikatin menfaati nerede ise orada durmak gerekir. Böylesi dönemlerde moral bozucu haberleri yaymak veya topluma güç verecek bilgileri "tarafsızlık" maskesiyle baltalamak, bazen vatana ihanetle eş değerdir.
Savaş zamanını göz önüne getirin: Düşman hattına doğru, uzaktan top gibi görünsün diye soba boruları ve kütükler diziliyor. Amaç, askerimize moral vermek, düşmana ise korku salmaktır. Birisi çıkıp, “Ben dürüst ve tarafsızım,” diyerek düşmana bunların sadece boru olduğunu fısıldasa; bu tarafsızlık mıdır yoksa ihanet mi? Tarihimizde yer alan, “İyiliğe vesîle olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan evlâdır,” sözü işte bu hassasiyet üzerine söylenmiştir. Memleketin zararına olan bir tarafsızlık, akıl kârı değildir.
Aynı ilkesizlik fikrî alanlarda da karşımıza çıkar. Bir inanç sistemi üzerine yazıyorsanız ve "Her dinden bahsediyorum ama hiçbirinin diğerinden üstün olduğunu söylemiyorum" diyorsanız, bu tarafsızlık değil, renksizliktir. İnandığı şeyi açıkça haykıramayanın inancı eksik kalmış demektir. Ya da bir şiir antolojisi hazırlarken, kalitesiz eserleri de "tarafsızlık" adına kitaba doldurursanız okuyucuya iyiyi değil, kaosu sunarsınız. Oysa nitelikten yana taraf olmak, sanata ve okura karşı dürüstlüktür.
Hz. İbrahim ateşe atılırken bir karınca su taşıyor. “Bu suyla ateş söner mi?” diye dalga geçiyorlar. Karınca cevap veriyor: “Sönmese de ben tarafımı belli ediyorum. Kimden yana olduğumu gösteriyorum.” İşte duruş bu! Sonuç ne olursa olsun, tarafını belli etmek erdemdir.
Yakın tarihimize bakalım. Adnan Menderes’i oylarıyla iktidara taşıyanlar, o idam sehpasına giderken korku ve sessizlik sarmalına büründü. O günün "tarafsız" kalma tercihi, yani o derin sessizlik, Menderes’in hazin sonuna zemin hazırladı. Demek ki sessizlik bazen en ağır bedeli olan tercihtir.
Israrla tarafsızlıktan bahsedenler, kendileri asla tarafsız değildir. Onlar, yalnızca karşıt görüşlerin susması ve muhalif seslerin sönmesi için 'tarafsızlık' maskesine sığınırlar. 'İyiye iyi, kötüye kötü deme' telkiniyle haksızlığı görünmez kılmaya çalışırlar. Oysa şartlara göre renk değiştiren bir bukalemun tavrı, şahsiyetli bir duruşun değil, karakter zafiyetinin göstergesidir.
Sosyal Medya ve Haberlerin Arka Planındaki Büyük Tehlike
Günümüzde haberler, makaleler ve sosyal medya içerikleri birer bilgi kaynağı olmanın ötesinde, zihinleri şekillendiren birer araç hâline gelmiştir. Ne yazık ki pek çok insan, önüne düşen içeriği analiz etmeden, arka planını düşünmeden kabullenmekte; adeta birer figüran gibi bu algı oyunlarına dâhil olmaktadır. Oysa hem içerik üretenlerin hem de bu içerikleri tüketenlerin büyük bir sorumluluğu vardır: İçerik üreticileri, 'tarafsızlık' maskesi altında sinsice yönlendirme yapmaktan vazgeçip dürüst ve ilkeli bir duruş sergilemeli; izleyiciler ise her gördüğüne inanmak yerine 'Bu bilgi kime hizmet ediyor?' sorusunu sormalıdır. Unutmayın, sorgulanmayan her içerik, başkasının kurduğu bir oyunun parçası olmanıza yol açar.
İçerik Üreticileri ve İzleyiciler İçin Tavsiyeler
İçerik Üreticilerine:
• Maske Takmayın: Tarafsızlık zırhına bürünüp gizli ajandalar gütmek yerine, değerlerinizi ve duruşunuzu dürüstçe ortaya koyun.
• Sorumluluk Alın: Paylaştığınız bir bilginin toplumda yaratacağı infiali veya moral çöküntüsünü önceden tartın. "Ben sadece duyduğumu söylüyorum" demek, sorumluluktan kaçmaktır.
• Hakikati Koruyun: Reyting veya etkileşim uğruna, memleketin veya doğrunun aleyhine olacak manipülasyonlardan kaçının.
İzleyicilere (Tüketicilere):
• Dijital Okuryazar Olun: Bir içeriği sadece beğenip paylaşmak yerine, kaynağını ve amacını sorgulayın. "Duygularımı mı tetikliyor yoksa aklıma mı hitap ediyor?" ayrımını yapın.
• Analiz Edin: Hiçbir içeriğin tamamen "amasız" ve "tarafsız" olmadığını bilin. Okuduğunuz metnin hangi pencereden bakmanızı istediğini fark edin.
• Pasif Olmayın: Yanlış veya art niyetli bir içeriği fark ettiğinizde sadece sessiz kalmayın; doğrusunu araştırıp etrafınızı bilinçlendirerek tarafınızı belli edin.
O yüzden çağrımız şudur:
Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.
Hakkın, doğrunun ve milletin menfaatinin olduğu yeri tespit edin ve orada dimdik durun. Tarafsız görünmekten korkun; çünkü tarafsızlık çoğu zaman korkaklığın, sinsiliğin ve vicdansızlığın kılıfıdır.
Doğrunun tarafında olmak, insan onuruna en yaraşır duruştur.
Selâm ve duâ ile…
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
