Dünya sahnesinde Türk’ün ağırlığının hissedilmediği her an, insanlık büyük bir kaosun ve adaletsizliğin pençesine düşüyor. Bugün küresel ölçekte yaşanan trajedilerden tutun, yerel siyasetin içine düştüğü "beka" maskeli ittifaklara kadar her şey, Türk ruhunun ve vizyonunun dar kalıplara hapsedilmesinin bir sonucudur.
Türk’ün adaleti dünyadan çekildiğinde, devlet başkanları haydutça kaçırılıyor, Filistin’de çocuk kanı akıtılıyor ve Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın feryadı arşa ulaşıyor. Adaletin kılıcı paslandığında, zalimler için meydan boş kalıyor. Çünkü Türk için savaş bir düğün, cihat ise Allah yolunda bir hakikat davasıdır. Bu genetik koddan, yani İslam’ın izzetinden uzaklaşan bir Türklük anlayışı, ne yazık ki bugün bizi en büyük düşmanlarla masaya oturma zilletine kadar sürüklemiştir.
Bugün Türkiye’de gelinen nokta içler acısıdır. Saray rejimini ayakta tutmak ve koltukları korumak adına, dün "gebertilmesi gereken bir cani" olarak ilan edilen Apo ile MHP’nin aynı düzlemde buluşması, Türk siyasi tarihinin en büyük kırılmalarından biridir. Türklüğü sadece Misak-ı Milli sınırlarına hapsetmeye kalkarsanız, o dar sınırlar içerisinde sizi terör odaklarıyla ittifak yapmaya mecbur bırakırlar. Oysa Türk’e Misak-ı Milli dar gelmektedir!
Türkiye'nin yeniden "Dünyanın Abisi" konumuna yükselmesi için acilen şu adımlar atılmalıdır:
-
Siyasal Dönüşüm: İlk aşamada mevcut Saray iktidarından kurtulmalı; demokratik, parlamenter sisteme ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir düzene geçilmelidir.
-
Ekonomik ve Askeri Atılım: Teknoloji üretimi öncelenmeli, ordu modernize edilmeli ve ekonomik büyüme sürdürülebilir hale getirilmelidir.
-
Türk Birleşik Devletleri: Sınırlarımıza hapsolmak yerine, Türk dünyasını tek bir çatı altında toplayacak büyük bir organizasyon kurulmalıdır.
-
D-8 ve Ezilen Uluslar: İslam dünyasında D-8 aktif hale getirilmeli; Sultan Galiyev’in vizyonuyla, dünyadaki tüm ezilen ulusların hamiliğini üstlenecek küresel bir örgüt inşa edilmelidir.
Eğer Türk dünyada söz sahibi olmazsa, bugün Maduro’nun başına gelen haydutluklar yarın başkasının kapısını çalar. Bizler ise sadece "benzin fiyatı ne olacak, kiralar artacak mı?" diye düşünen, vizyonsuz bir topluma dönüşürüz.
Dünya barışının anahtarı, Türk’ün yeniden tarihteki şanlı ve adil yerine dönmesidir. Unutulmamalıdır ki; Türk’ün olmadığı bir dünyada sadece güçlünün hukuku işler, Türk’ün olduğu dünyada ise hukukun gücü konuşur.
