Medeniyetin İdam Sehpası

​Medeniyetin İdam Sehpası: Batı’nın "İnsan Hakları" Tiyatrosu

​Modern dünya, bize yıllardır bir 'evrensel değerler' masalı anlatıyor: İnsan onuru, yaşam hakkı, hukukun üstünlüğü ve demokrasinin kutsallığı... Ancak geçtiğimiz günlerde İsrail Parlamentosu’nun, sadece Filistinli esirlere uygulanacak bir idam yasasını onaylaması ve bu durum karşısında o gür sesli Avrupa’nın, 'özgürlükler dünyası' ABD’nin ve sözde insan hakları havarisi Batı kurumlarının takındığı sessiz tavır, tarihe bir utanç vesikası olarak geçmektedir.

​Seçici Vicdan, İkiyüzlü Adalet

​Avrupa Birliği, dünyanın herhangi bir noktasında —eğer o nokta kendi çıkarlarına hizmet etmiyorsa— verilen bir hapis kararında bile "demokrasi elden gidiyor" çığlıkları atarken; konu İsrail’in hukuk sistemini ırksal bir intikam aracına dönüştürmesi olduğunda neden aniden dilsizleşiyor? Kendi kıtasında idam cezasını "barbarlık" olarak niteleyip üyelik şartı koşan Avrupa, konu Filistinli bir gencin yaşam hakkı olduğunda bu barbarlığı neden "stratejik bir güvenlik kararı" sessizliğiyle karşılıyor?

​Burada mesele sıradan bir ceza yasası değişikliği değildir; mesele, hukukun evrensellik ilkesinin bizzat o hukuku korumakla yükümlü olanlarca katledilmesidir. Bir yasayı, suçun niteliğine göre değil de sadece belirli bir etnik gruba veya işgal altındaki bir halka uygulanacak şekilde tasarlamak, 21. yüzyılın ortasında bir 'hukuk apartheidı' inşâ etmektir. Bu terim, adaletin herkes için eşit işlediği bir sistemden vazgeçilip, hukukun bir ırkı veya grubu ezmek için araçsallaştırıldığı iki katmanlı, ayrımcı bir rejim demektir. Batı, bu kurumsallaşmış zorbalığa sessiz kalarak aslında kendi değerler hiyerarşisinde Filistinli bir canın, Avrupalı bir ideolojiden veya siyasî çıkardan daha değersiz olduğunu zımnen itiraf etmektedir.

​"Medeniyet" Maskesi ve Kanlı Gerçekler

​Batı’nın medeniyet anlayışı, ne yazık ki sadece kendi sınırları içinde geçerli olan bir konfor alanıdır. Sınırların dışına çıkıldığında; Orta Doğu’da, Gazze’de veya Batı Şeria’da bu 'yüce değerler' yerini jeopolitik çıkarlara, silah lobilerine ve suç ortaklığının getirdiği derin bir sessizliğe bırakmaktadır. Kendi halkları söz konusu olduğunda yaşam hakkını savunanların, İsrail’de Filistinli esirler için idam sehpaları kurulurken bu duruma kayıtsız kalması, sadece siyasî bir tercih değil, ahlâkî bir iflastır.

​Hangi modern anayasa, hangi insan hakları beyannamesi bir halkın direnişini idamla cezalandırmayı "hukukî" görür? Eğer bu karar başka bir coğrafyada alınmış olsaydı, bugün dünya başkentleri yaptırım kararlarıyla sarsılırdı. Ancak söz konusu İsrail olduğunda, Batılı başkentlerdeki o "hassas terazi" bozuluyor; yerini "endişeliyiz" gibi içi boş, diplomatik gevelemelere bırakıyor.

​Tarih Unutmayacaktır

​Sadece Filistinlilere uygulanması öngörülen bu idam kararı, aslında Batı’nın kurguladığı "insan hakları" söyleminin de idam fermanıdır.
Medeniyet, sadece kendi benzerinizi koruduğunuzda değil, adaleti "öteki" için de ayakta tutabildiğinizde var olur.

​Bugün bu karara karşı yükseltilmeyen her ses, yarın kurulacak idam sehpalarının harcına bir tuğla koymaktadır. Batı, bu ikiyüzlü tavrıyla sadece Filistinlilerin değil, kendi elleriyle yazdığı o "evrensel" yasaların da cellâdı olmaktadır. Maske düşmüş, geriye sadece güçlünün hukukunu savunan, çürümüş bir sistem kalmıştır.

​Ve tarih şunu yazacaktır: Bir halkın yaşam hakkı gaspedilirken, "uygar dünya" sadece izlemekle yetindi.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE