Modern kölelik sisteminin ne kadar parçasıyız?

24.02.2019 - Pazar 13:21
Doç. Dr. Yağmur KÜÇÜKBEZİRCİ

Mesleğim gereği ya da çalışmalarımdan dolayı belki de kişiler arası iletişim kurmayı sevdiğimden çok farklı ortamlarda, farklı dünya görüşlerinden bir başka deyişle farklı sosyokültürel ve sosyoekonomik alanlarda bulunan insanlar ile görüşme fırsatım oluyor.   Hangi kesimden olursa olsun genel olarak herkes bir telaş, bir yoğunluk bazen de anlamsız bir koşuşturmaca içinde… Birçok kimse mesaiye kalıyor, hafta sonları ek iş olarak bir şeyler yapıyor, gelirinin yetmediğini hatta bu kadar çok çalışmaz ise çoluk çocuk aç kalacaklarını dile getiriyor…

Geçmişi düşünüyorum, çocukluk yıllarıma hatta
gençlik yıllarıma dönüyorum, o dönemde daha dingin, daha sakin, stresin olmadığı
hatta stres kelimesinin bile bilinmediği günleri hatırlıyorum. 

Ne oldu bize böyle? Ne oldu da bu hale geldik? diye birbirimize bazen de kendi kendimize sorular sorarken aslında kendimizin de bu sistemin çarkları içerisinde dönen bir dişli olduğunu görmeyiz ya da her şeyi bilmemize rağmen görmek istemeyiz.  Dünya telaşı adı verdiğimiz sistemin içerisinde dönüp dururken “artan ihtiyaçlar!” karşısında her geçen gün bizim de bir dişlisi olduğumuz çarkın hızı gittikçe hızlanıyor. 

Peki nedir bu artan ihtiyaçlar?  Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en
temelinde yer alan “yeme, içme ve barınma” ya ek olarak günümüzde otomobil,
televizyon, cep telefonu, bilgisayar, no frost buzdolapları, ankastreli
mutfaklar, mikro dalgalı fırınlar, kumanda ile açılıp kapanan panjurlar, akıllı
ısınma sistemleri, akıllı evler, kısacası aklımızı kullanmamıza, yormamıza
gerek görmeyen bir dünya “akıllı” cihazlar… 

Evet hepsi hayatımızı kolaylaştıran, kısa sürede çok iş yapmamızı sağlayan araç gereçler.  Ancak telefon örneği üzerinden gidersek; bir yıl içerisinde aynı markanın onlarca farklı modeli çıkıyor.  Taksitle telefon aldığımızı varsayalım daha taksitler bitmeden aldığımız markanın bir üst modeli hatta iki, üç üst modeli çıkıyor.  “Eskisini! getir, yenisini götür” diyen firmanın yeni çıkarttığı XLİ PLUS ve her seferinde sonuna yeni harfler eklenerek yakında alfabede bulunan tüm harfleri bitirecek yeni modeller sanki uzaya götürüyormuşçasına sunuluyor.  Bu “yeni!" modeli almadığınız zaman ilkellikten modernliğe geçiş yapamadığınız gibi bir algı ile satın almaya zorlanıyorsunuz.  Hatta şimdi bu satırları yazarken aklıma çok eskiden ekranlarda gösterilen bir reklamda "yoksa siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?" sözü geldi. 

Evet, ben hala geçen yıllarda aldığım ve
üstüne belki üç beş yeni modelin çıktığı birilerine göre eski ancak bana göre
işimi gören ve belki de daha birçok özelliğini kullanmadığım hatta bazı
özelliklerini kullanmasını bilmediğim, merak etmediğim telefonumu
kullanıyorum. 

Neden mi?

Çünkü ben modern köle olmak istemiyorum.  Telefonun bir üst modeli çıkınca onu satın
alabilmek için “bir saat” daha fazla çalışmak, televizyonun bir üst modeli
çıkınca onu satın alabilmek için “iki saat” fazla çalışmak, otomobilin bir üst
modeli çıkınca “hafta sonlarını” da çalışma günlerime dâhil etmek
istemiyorum.  Eşimle, dostumla, sevdiğim
insanlar ile daha kaliteli zaman geçirmek istiyorum.

Sonuç olarak, ilk çağlarda başlayıp, 19.
yüzyılın sonlarında sona erdiği söylenen ancak günümüzde “modern kölelik” tabir
ettiğimiz sistemin ne kadar parçasıyız? diye de düşünmeden edemiyorum…

YORUM YAZ