Mukaddesata Saldırıyı Örtbas Etme Kurnazlığı

Bir Yanlışı Başka Bir Yanlışla Savunmak, O Yanlışa Ortak Olmaktır!

​Mukaddesata Saldırıyı "Safsata" İle Örtbas Etme Kurnazlığı

​Toplumsal huzurun, bir arada yaşama kültürünün ve inanç hürriyetinin en temel şartı, kitlelerin mukaddes kabul ettiği değerlere saygıdır. Ne var ki son yıllarda "mizah", "ifade özgürlüğü" ya da "sanat" adı altında Müslümanların dînî değerlerine, âyetlerine ve kutsallarına yönelik aleni bir hürmetsizlik furyası peydahlandı. Bu fütursuzluğa karşı inançlı insanların haklı, demokratik ve insanî bir tepki ortaya koyması ise ne hikmetse hep aynı "ezber" duvarına tosluyor.

​Ne zaman kutsalımıza bir saldırı yapılsa ve biz buna ses çıkarsak, malum bir zihniyet hemen koro halinde aynı argümanları servis ediyor: "Efendim, geçmişte x siyasetçi 'Bakara-Makara' dediğinde neredeydiniz?", "Şu vakıfta, bu yurtta ahlaksızlıklar yaşandığında neden aynı tepkiyi vermediniz?"

​Bu argümanların her bir kelimesi, dînî değerlere yapılan saygısızlığı gölgeleme, örtbas etme ve suçluluk psikolojisini bastırma kurnazlığından ibarettir. Karşımızda entelektüel bir eleştiri değil, organize bir "safsata siyaseti" vardır.

​Bu zihniyetin en büyük yanılgısı (veya kasıtlı çarpıtması), dînî değerlerin muhafazası ile şahıslar üzerinden üretilen algı operasyonlarını bir tutmaktır. Her şeyden önce, dillerine doladıkları o malum iddia bizzat hedef alınan siyasetçi tarafından defaatle yalanlanmış; kendisinin asla böyle bir konuşma yapmadığı, dînî değerleri hafife alan tek bir kelime dâhi sarf etmediği kesin bir dille beyan edilmiştir.

​Nitekim yürütülen incelemeler ve hukukî süreçler, söz konusu ses kayıtlarının karanlık bir dönemin mimarı olan FETÖ’cü teröristler tarafından üretildiğini, kelimelerin ve seslerin parça parça bir araya getirilerek kurgulandığı aleni bir "montaj kumpası" olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bir terör örgütünün iftirasını ve sahte montajlarını bugün meclis kürsülerine ya da sosyal medyaya taşıyarak dürüstlük taslamak, en hafif tabirle siyasî bir ahlâk sorunudur.

​Ortada tescilli bir terör kumpası varken, bunu alıp bugün dînî değerlere yapılan aleni saldırıları örtbas etmek için kalkan olarak kullanmak, tam anlamıyla bir mantık sefaletidir.

​Vakıf veya dernek yurtlarında yaşanan, kamuoyu vicdanını sızlatan adlî ve ahlâkî vakalar üzerinden dindar insanları samimiyet testine tabi tutmak, tam bir haysiyet cellatlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Bahsi geçen çirkin vakalar ortaya çıktığı andan itibaren devletin yargı organları harekete geçmiş, failler en ağır cezaları almış ve toplumun her kesimi bu ahlâksızlığı lanetlemiştir. Ancak bu topraklarda dindar veya seküler fark etmeksizin vicdan sahibi her ferdin lanetlediği bu sapkınlığın ardından yaşanan süreç, adaletin ve hukukun nasıl bir algı operasyonuna kurban edilmek istendiğini de net bir şekilde göstermiştir.

Malum zihniyetin derdinin hiçbir zaman çocukların hakkını savunmak olmadığı aşikârdır. Onlar; dünyanın her yerinde ve her türlü yapıda (okullarda, spor kulüplerinde veya seküler kurumlarda) karşımıza çıkabilecek bu münferit, sapkın adlî suçu ranta çevirmek istemişlerdir. Evrensel hukukun en temel direği olan "suçun şahsiliği" ilkesini ayaklar altına alarak, cürmü topyekun dînî kurumlara, vakıflara ve inançlı insanlara fatura etmeye yeltenmişlerdir.

​Sanki bu aşağılık fiil o kurumların kurumsal bir politikasıymış gibi sistematik bir iftira kampanyası yürütülmüş, dindar insanlar toplumsal alanda haksız bir suçluluk psikolojisine itilmek istenmiştir. Tescilli bir sapığın cürmünü, bugün dînî değerlere yapılan aleni saldırıları ve mukaddesatla alay eden sözde komedyenleri örtbas etmek için siyasî bir kalkan olarak kullanmaya kalkışmak, ahlâkî bir çürümenin ve kötü niyetli bir algı operasyonunun en açık vesikasıdır.

​Bu savunma mekanizmasını geliştirenlerin derdi hiçbir zaman adalet, ahlâk ya da temiz siyaset olmamıştır. Eğer öyle olsaydı, kutsala yapılan saldırıya da, yaşanan ahlâksızlığa da aynı netlikte karşı çıkarlardı. Oysa yaptıkları şey çok net: Kendi mahallelerinden bir "sözde komedyen" ya da figüran İslâm’ın değerleriyle eğlendiğinde, suçluluğu bastırmak için hemen hafıza odalarından eski dosyaları çıkarıp masaya fırlatıyorlar. Amaç; dînî değerleri değersizleştirmek, tepki verenleri ise ikiyüzlülükle suçlayarak susturmaktır.

​Müslüman hassasiyeti; birilerinin siyasî ajandasına, konjonktürel kasetlerine veya şahısların pozisyonlarına göre eğilip bükülecek bir terazi değildir. Bu toprakların mayası olan inanç değerlerine yapılan saldırılara "ama"sız, "fakat"sız karşı durmak bir insanlık vazifesidir.
​Kutsalımıza yapılan saygısızlığı, geçmişin polemikleriyle sulandırmaya çalışanlara geçit vermeyeceğiz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki: Bir yanlışı başka bir yanlışla savunmak, o yanlışa ortak olmanın en kibirli yoludur.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE