Nasıl Yaşarsanız Öyle Ölürsünüz!

​Şeytan Gibi Yaşayıp Evliyâ Gibi Ölmeyi Hayâl Etmeyin!

​Hayatın bitmek bilmeyen keşmekeşi içerisinde hepimiz birer yolcuyuz. Kimimiz menzîle odaklanmış, kimimiz ise yoldaki çiçeklerin câzibesine kapılmış gidiyoruz. Ancak bu yolculuğun hiç değişmeyen bir hakikâti var: Varış noktasını, yolda attığımız adımlar belirler.

​Pek çoğumuzun zihninde bir "yarın" hayâli var. "Bir gün düzelirim", "Yaşlanınca o kirli sayfaları kapatıp bembeyaz bir sayfa açarım" diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Oysa hayat, rastgele savrulan bir yaprak değil; her günümüzle, her tercihimizle kendi sonumuzu bizzat inşâ ettiğimiz disiplinli bir süreçtir.

​Büyük İslâm âlimi ve mutasavvıf İmam Gazâlî, asırlar öncesinden bugünümüze yankılanan o sert ama bir o kadar da gerçekçi uyarısıyla bizi sarsıyor:

​"Şeytan gibi yaşayıp evliyâ gibi ölmeyi hayâl etmeyin. Nasıl yaşadıysanız öyle öleceksiniz."

​Bu söz, sadece bir fikir değil, ilâhî bir kâidenin tezâhürüdür. Nitekim Gazâlî’nin bu îkâzı, Efendimiz (sav)’in şu nebevî uyarısının bir yankısıdır:

​"Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz."

​Ölüm Bir Son Değil, Yaşamın Özetidir

​Bizler ölümü genellikle her şeyin bittiği bir "final" olarak görürüz. Oysa ölüm bir son değil, koca bir ömrün en can alıcı özeti; diriliş ise o özetin bir yansımasıdır. Bugün attığımız her adım, söylediğimiz her söz, aldığımız her ah veya ettiğimiz her dua; yarınki varış noktamızın birer habercisidir.

​Hayat tarzımız ile hayâllerimiz arasındaki uçurumu kapatmak zorundayız. Şeytanî hırsların, kibrin, yalanın ve erteleme hastalığının pençesinde bir ömür sürüp, son nefeste bir "evliyâ" makâmı beklemek, ekmediği tarladan mahsul beklemek kadar abestir.

​Şimdi, Yolun Kendisini Düzeltme Vakti

​Kıymetli dostlar; temiz sayfa aslında her sabah güneşle birlikte önümüze yeniden açılıyor. Mesele o sayfayı nasıl doldurduğumuzdur. Yolun sonunu düzeltmenin tek yolu, bugün yürüdüğümüz yolu düzeltmektir.

​Nasıl ölmek istiyorsanız, öyle yaşayın! Eğer niyetimiz "güzel bir son" ise, bu sonu bugün yaşadığımız "an"ların içine gizlemeliyiz. Amellerimizi ve niyetlerimizi, o büyük günün terazisine uygun şekilde yeniden şekillendirmek için henüz geç değil.

​Unutmayalım; biz bu satırları beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için kaleme alıyoruz. Bizim vazifemiz tebliğdir, hidâyet ise ancak Allah’tandır.

​Bu hakikâte omuz vermek ve bir kardeşimizin daha uyanışına vesîle olmak hepimizin borcudur. Yolun sonunda "iyi ki" diyebilenlerden olmak duâsıyla...

Mithat Güdü 
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar

YORUM EKLE