DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 17°C
Az Bulutlu

Pekin’de Türkistanlı Kardeşlerimiz Uygurlar ve Türkistanlı Hacılar..

13.12.2018
143
A+
A-

Türkistanlılar Türkiye’den gelenleri Hacı gibi görürler..
Çünkü bunun bir geleneği vardı; Türkistanlı Hacılar İstanbul’a uğrardı..
Ancak bir Batılı,Macar Türkoloğu, Sahte Derviş, Ajan Vambery’i 150 yıl önce Hacı Reşit Efendi olarak Türkistan’a bu yolu kullanarak böyle girebilmişti.. Yine de; Rus işgalinde, tahribatından önce bölgeye giren bir gezgin olarak gözlemleri çok önemlidir..

2001 yılında Moğolistan’da Moğolistan’daki Bilge Kağan Hazinelerinin Restorasyonu projesini başlatıp Pekin üzerinden dönüyordum.
Moğolistan’da bir arkadaşından Uygur kardeşimiz Abdülreşit Celil beyin telefon numarasını almıştım. Pekin’e varınca ilk işim Abdülreşit’i aradım; o da birkaç saat içinde bulunduğum Hua Dua Oteline teşrif etti.
Bir Türkistan lokantasına gittik.. AncakTürkistanlı kardeşlerimizin yemeği yenebilirdi. Böcü börtü, kaplumbağa, yılan, beyin ağırlıklı Çin mutfağını anlatmama gerek yok sanırım..

Pekin’de Türkistan lokantalarını bulamadığınızda aç kalırsınız.
Şu anda ülkemizde öğretim üyesi olarak çalışan Abdülreşit kardeşimizle olan dostluğumuz o gün başlamıştı.. Sayesinde o gün güzel bir Türkistan lokantasında yemek yediğimiz gibi, o akşam da bir Türk ailesinde Türkistan çorbalarını ve Urumçi meyve kurularını tanıma imkanım oldu..
Pekin’deki tanıdığım kardeşlerimiz bizden farksızdı..
Bu günlerde zor günler yaşayan kardeşlerimiz, Umarım o günlerdeki az da olsa o huzurlarına tekrar dönebilirler.

Pekin’de tanıdığım Uygur Mutfağındaki yemekler çok fazla acılı baharatı dışında bize göre yemeklerdi. Baharat acısını yenebilmek için her yemeği bir kaşık alışımda yanında bir yudum da yeşil çay içiyordum..
Şiş Kebaba Zırh Kebap diyorlardı. Pideleri aynı idi ve bizim tandır kebaba da pide içinde olmasından da Non Kebap diyorlardı. NanFarsça’dan geçmişti ama kökeni Sümerce NİNDA’ya kadar gider, daha sonar Hititler de NİNDA’yı kullanmış. Zaten Hititçe de bu kelime yardımı ile çözülmüş.
Binlerce yıllık bir kültürü olan ve bizim bir parçamız olan bir Uygurlar yok oluyor.. Uygur demişken en uygar Türk topluluğu onlar olduğu için Atatürk Uygar sözcüğünü de Uygar’dan türetmiştir.

Lokanta’da Azınlıklar Üniversitesinden Sarı Uygur sosyolog bir kardeşimizle de tanıştık. Onların dilinde unuttuğumuz bir çok Türkçe kelime olduğunu fark ettim..
Lokantada daha bir kaç Uygur kardeşimizle tanıştıktan sonra Uygur Neşriyat yayımcıları ile görüştük.
Uygurca Dede Korkut’u basmışlardı, Bahattin Ögel’in Türk Mitolojisi; Reşat Nuri’nin ve Aziz Nesin’in kitaplarını planlıyorlardı.

Bir gün sonra da Çin Seddi’ni gezdik ve kentte bazı Uygur Türküyle tanıştık.. Tanıştığım soydaşlarımız Türkiye’den geldiğimizi görünce gözleri parlıyordu.
Onlar için Türkiye’den birini görmek kutsal topraklardan gelen Hacılar gibiydi. Aynı şekilde Türkiye’ye gidip gelen bir Türkistanlı da onlar için bir hacıydı.
Aslında tarihlerinde Türkiye ile Hacılığın çok derin bir bağlantısı vardı.

Osmanlı döneminde Türkistanlı Hacılar önce İstanbul’a gelirler orada Osmanlı yönetiminden yol haçlıklarını alırlar ve sonra da Hicaz’a giderlerdi. Hac farizalarını gerçekleştirdikten sonra da yine aynı yolla İstanbul’a gelinir haçlıkları alındıktan sonra ve oradan Türkistan’a dönülürdü.

İstanbul ile Türkistan arasında üç Hacı yolu vardı. Kuzeyde Kırımdan, Kafkasya’dan Hazar kuzeyinden Türkistan ve güneyde Suriye Şam üzerinden geçen yol.. Bu yollar İran’la siyası olarak kötü olunan dönemlerde daha çok kullanılırdı. Bir de asıl ortadan geçen Karadeniz üzerinden Trabzon, Tebriz ve Tahran üzerinden Türkmenistan’a giden yoldu. Türkistanlıların bu geleneğini bilen Macar Seyyahı Vambery 1863 yılında bu yolu sözünü ettiğimiz hacılarla kullandı.

Macar Türk akrabalığını öğrenen Vambery gençliğinden itibaren Türkistan’a gitme gibi hedefi kafasında şekillendirmişti. Önce Petersburg’a gidip orada bir takım Türkistanlıları tanıdı, sonra İstanbul’a geldi.
Çok iyi İstanbul Türkçesi ve Çağatay Türk lehçesini de öğrendi. Farsça ve Arapçasını da bir hayli geliştirdi. Macarca, Rusça, Almancası zaten vardı. Dört yıl İstanbul’da kendisini Türkistan seyahati için hazırladı.

Adını Reşit Efendi olarak değiştirdi ve herkes onu bu yeni ismiyle çağırdı. Kendisine Dış İşlerinde memuriyetler de teklif edildi. Kabul etmedi. Trabzon üzerinden yola çıktı. Tahran’a vardı.
Tahran’da bir yıla yakın kalıp dört ay boyunca bir tekkede dervişler gibi yaşayarak, bölgedeki derviş kültürüyle ilgili pratik yaptı.
Tahran’daki, İstanbul’dan arkadaşı Osmanlı elçisi Haydar Efendi kapıda onu derviş haliyle tanıyamamıştı.

Haydar Efendi, onu Türkistan seyahatinden vazgeçirmek için daha önce Türkistan yolculuklarında öldürülen Batılı seyyahları anlattı.. Ama nafile! O kararlıydı..
Yolundan vazgeçmeyince elçiliğin doktoru ona zor zamanlarda kullanması için üç şişe siyanür verdi. O, bu siyanür şişelerini alacaktı, ama 2 yıl sonra Türkistan dönüşü doktora emanetini iade etti.

Vambery’in28 Mart 1860’ta başladığı Türkistan seyahatiiki yıla yakın sürdü.
Tahran’da Kaşgarlı ve Hokantlı hacıların kafilesine katılıp Türkmenistan’a oradan da Buhara, Semerkant ve Hive Hanlıklarına geçti.
İstanbul’luReşit Efendi olarak yol boyunca saygı gördü. Ajan olduğunu söyleyenler de oldu; Hive ve Buhara hanlarının yapmış olduğu Müslümanlık sınavlarını geçti.

Kendisine altın ve bir eşekle ödüllendirildi. Eşeği kabul etmesine karşın, altının dervişi bozacağını söyleyerek kabul etmedi. Bu hareketi onun derviş olup olmadığıyla ilgili şüpheleri bertaraf etmiş olmalıdır.
Görüldüğü gibi Türkistan’a ancak bir yabancı Hacı olarak girilebilirdi. O da öyle yaptı.

Türkistan’da iki yıl bölgedeki dil ve edebiyat unsurlarını topladı. Batıya götürdü. İlk izlenimlerini İngilizce yayımladı(Vámbéry 1864).
Çoğu bilgilerini İngiltere, Macaristan, Rusya ve Osmanlı devletlerine sattığı düşünülen bir ajan olarak adından söz edildi.
Türkistan’dan getirdiği Türk kültürüyle ilgili Batı’ya getirdiği bilgiler Türkolojinin temelini oluşturdu. Kendisi bu yüzden Türkoloji’nin kurucusu sayılır. Türkleri, Macarları akraba sayan bir ekolün kurucusudur. Fakat onun bu görüşüne karşı çıkan bir ekol de ortaya çıktı.

Kaynakça:

Vámbéry 1864; ÁrminVámbéry, Travels in Central Asia, beingtheaccount of a journeyfromTeheranacrosstheTurkomanDesert on theEasternshore of theCaspiantoKhiva, Bokhara, andSamarcand,  1864; in theyear 1863. London

Vámbéry, The Life and Adventures of ArminiusVambery, NEW YORK FREDERICK A. STOKES COMPANY,http://vmek.oszk.hu/11700/11722/11722.pdf

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.