DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Parçalı Bulutlu

Sempozyumlarda İngiliz hayranlığı son bulmalıdır!…

02.12.2018
123
A+
A-

Bu güne kadar katıldığımız ulusal ve uluslararası sempozyumlarda, kongrelerde bildirilerimiz daima şehir ve şehir araştırmaları konusunda olmuştur.

Bu güne kadar katıldığımız ulusal ve uluslararası sempozyumlarda, kongrelerde bildirilerimiz daima şehir ve şehir araştırmaları konusunda olmuştur. Şehir alanında yaptığımız araştırmalarda sempozyumlarda karşılaştığımız en büyük zorluk, sempozyum bildirilerinin olmazsa olmazı, özetlerin İngilizce olarak sunulmasıdır. Ben, birkaç sempozyuma özellikle İngilizce Özet sunmaktan kendimi men ettiğim için, sunduğumuz bildiriler, kitaplaşan bildiriler arasında yer almadı.

Yaşadığımız ülkede kitaplaşan bildirilerin dünyadaki diğer ülkelerin bilim adamlarınca takip edilmesi, anlaşılması için bir yabancı dilde özetinin sunulması gerekiyormuş. Hatta bu zorunluluk imiş. Şehir araştırmaları için edindiğimiz kimi bildiri kitaplarında bildiri sahibi metnini İngilizce, Fransızca, Arapça sunarken, bunu Türkçe olarak bildirilerini sunanların ne yapmaları gerektiğine açıklık getirilmemiş, henüz.

Bir bilim adamı, bildiri sunduğu o ülkenin dilinde bildirisini sunmak zorunda değil midir? Belki itiraz eden çıkar: “ Başka bir ülkeden gelip, bizi bize anlatan bilim adamına bu yapılmaz.” Doğrusu, kendi ülkemde sunduğum bildiriyi benim kalkıp yabancı bir dilde özetini hazırlamam da şık kalır mı?

Sempozyumu sunan kurumlar-kuruluşlar, kendilerine Türkçe bildiri sunanların vermiş olduğu özeti, istenen yabancı dile çeviremez mi? Hatta beş-altı dile bu özetleri çevirmeleri de kendi bilecekleri iştir. Ne yazık ki sömürge haline gelmiş anlayış, kendi insanını kendi dilinde anlatmasının önünde halen engel olmakla övünür: Bilimsellik bunu gerektiriyor.

Ben bildirimin yer aldığı kitapta yabancı dilde yazılan bildirinin tercümesini talep etmekle, yasa karşısında suç işlemiş olur muyum? İngilizce bildiriyi, Fransızca bildiriyi anlamamam, hata mı kabul edilir? Bir Arap ülkesinden gelip bildirisini sunan Arap akademisyenin faydalı olan bildirisinden Arapça bilmediğim için, bildirimin de yer aldığı kitaptan yararlanamam, nasıl izah edilebilir?

Bir üniversitenin sayın rektörü, bu hususta nasıl bir açılım yapabilir, meselenin çözümü hususunda? Kendi ülkende sunduğun bildirinin özeti yabancı dilden istenmektedir. Bir sempozyumda en çok yüz bildiri sunulursa, her bildiri yarım sayfa ise elli sayfa tercüme, bazen yüz binlerin harcandığı sempozyum için çok mu masraflıdır?

-Efendim, bildirinizin İngilizce özeti gönderilmemiştir. Bu sebeple bildiriniz, yayınlanan kitapta yer almayacaktır.
Ültimatom niteliğinde bir not.

Başkasının vermiş olduğu bildiri, kendi konuştuğum şekilde kitapta yer alırken, bu nasıl bir mantıktır? Buna cevap verilmez, elbette.

Kendi ülkende vermiş olduğun bir bildirinin takipçisi olmak isteyen senin dilini bilmek zorundadır.

Sempozyumlar, meraklısının takip ettiği, akademisyenler topluluğunun daha çok makalelerini sunduğu, araştırmalarını herkese açıkladığı, düşüncelerini bildiri halinde sunduğu etkinliklerdir. Arada bir, üniversiteyle ilgisi bulunmayan, bildiriler üzerinden puan derdi olmadan, sadece çalışmalarını sunan bizim gibi araştırmacı-yazarlar, nedense bu tür sempozyumlarda ara dolgu malzemesi konumunda görülürler:
-Biz, akademisyenler bir konuda bildiri ya da makale hazırlarken, onlarca kaynak araştırır, aylarca çalışır,..

Üzülüyoruz, üniversiteye kapağı atan, “Akademisyen Zırhı” koruması altında bulunan böylesi kimi zavallı ruhlara.
Hakikatten üzülür ve acımaktayız, böylesi unvanıyla konuşan tiplere…

Düne kadar beraber öğretmen olduğumuz, beş-on yıl önce bir sınavla ya da tezle üniversiteye müdahil olan kimi isimler, dün öğretmen olduklarını unutmuş görünürler:
-Biz, akademisyenler!…

Adeta bir nutuğun başlangıç hitabesi!..
Belki karşısında binlerce dinleyeni varmış misali bir sesleniş:
-Biz, akademisyenler!..

Sunduğumuz bildirilerde sempozyum düzenleme heyetinde-komisyonunda yer alan zevat ile protokol hazretleri açılış sonrası gidince, boş salonlara konuştuğumuzu saklayamam, saklamamız mümkün değildir.

Bazen on- on beş kişinin dinleyici olduğu salonda beş-altı kişi mutlaka bildiri sunanlardır. Kimi bildiri sahipleri, on-yirmi öğrencisini çağırır, kendisini alkışlatmamış değildir.

Bir sempozyumda bildiri sunum salonundayız. Salonda bulunan yedi kişiden dördü, sırasını bekleyen tebliğciler.

Aralarından biri biziz, bildiri sunanların. Bildiri sıramız geldiğinde bildiriler kitaplaştığında konumuzun ele alınmasının daha iyi değerlendirileceğini ifade ediyoruz.

Bizden sonra gelen arkadaş, salonda nezaketten bulunan bize süresini beş dakika aşarak, metni okuyunca, ikincisi aynı metodu slaytlar eşliğinde deneyince, sırası gelen son arkadaşımız, bizi emsal göstererek, salonda sempozyumu düzenleyen kimselerden hiçbir kimsenin (?) olmadığını belirterek, sunum yapmayacağını belirterek, konuşmasını tamamladı.

Hem bu sempozyumları düzenleyen kurumlar ve kuruluşlar, bildiriler kitaplaştıktan sonra bunun takipçisi olmakta mıdır? Pek sanmıyoruz; bildirilerin kâğıt üzerinde kaldığını biliyoruz.
Sempozyumlar çoğunlukla günümüzde davet edilenlerin çoğunun kısa tatil olarak gördüğü, şehri gezmenin, görmenin daha çok ön plânda olduğu gezi programlarına dönüşmüş durumdadır.

-Hocam, sizden sempozyum katılım ücreti almıyoruz, arkadaşlar bilmesin!…

-Yahu birader, sempozyum kendi şehrimizde yapılmaktadır. Bizim ulaşım ve konaklama giderimiz yok. Yemek dediğin ayinvarî yapılan toplantılara da katılmıyoruz, çoğunlukla. Bu ne parası?

Sempozyumlar da artık puan toplama esasına endeksli, bildirilerin parayla kitaplaştığı etkinliklere dönüşmüş, sonunda.
Hem, siz herkesin katılamadığı bir sempozyuma davet edilmişseniz, bunun kıymetini bilmelisiniz:

-Hocam, hangi üniversiteden?

Karşınızdaki kelli-felli adam!.. Cevabını hemen veriyorum:

-Ben öğretmenim, Hocam.

“Ya!…” diye sesli harfin uzatıldığı hayret veren bir ifade:
-Akademisyen sanmıştım!:..

Çıldırmanın son haddi:

-Hocam, biz akademisyen değiliz, bildiğiniz gibi. Elliye yakın konferans, toplantı, çalıştay, kongre ve sempozyuma katıldık. İki binden fazla makalemiz, onlarca kitabımız var. Araştırmacı-yazarız, Eğitimciyiz.

Kendisine kaç makale yazdığınız sorulsa, “on-on beş” denilir, “kitap” deseniz belki tezi bir yayınevince ücret karşılığı basılmıştır, sempozyum bildirisi deseniz, “üç-dört “sınırında.
Allah’tan gelen bir genç, bizi görünce düğmelerini ilikleyerek, selam verdi. Hürmetle eğildi, el öpmesine izin vermeyince saygıda kusur etmeden, “Hakkınız ödenmez, Hocam.” deyiverdi.

Meraklı Akademisyen şaşırınca geleni merak etmemesi için kendisini tanıştırdım:
-Bu bizim öğrencimiz Doç. Dr. Canser K…

Erken vakitte öten horozun başının kesilmesi misali, daha yeni doktor olmuş akademisyen, başı önünde, “Memnun oldum, Hocam.” Dedi:
-Ben de A…… Üniversitesinden Doktor V….

Memnuniyetimi izhar edince sözü çay içmeye davet etmekle kestim:

-Haydi gelin, bir çay içelim!..

“Yemek” denilince, yemek hakkının bizi de içine aldığını, hakkın daha çok yabancılara ait olduğunu, şehir dışından gelenlerin memnuniyetinin esas alınması gerektiğini belirttim.
Doktorumuz, üzerinde katıldığımız sempozyumun ismini taşıyan çantasını açarken, aklıma geleni söyleyemedim:

-Şu çantadan bize de ayrılmıştır, muhakkak. Gidiver de evladım, alıver bir tane.

Sunduğum bildiri özetiyle beraber ceketimin iç cebinde.
İngilizce özet metin isteyen, yazı puntosunu şart koşan, paragraf boşluğunu özellikle belirten, sağdan-soldan, yukarıdan-aşağıdan bırakılacak boşluğa önem veren, dipnotların nasıl yazılacağına dair iki sayfa açıklama yapan sempozyum kurulu, nedense hangi yemeğin verileceğine dair toplantı yapar, hangi kişiye çanta verileceğine karar verir, isimlerine plaket hazırlar, en iyi yerlerde konaklamaları için özveride bulunur, hava alanından özel araçla aldırır, şehrin en güzel yerlerini gezdirir, yedidir, içirir.

Bir sempozyumda bildirisini sunan Hocayla tanıştırıldım:
-Siz, araştırmacı-yazarsınız, Hocam. Misafirimiz Ahmet Bey, bildirisini sundu. Anlattığı yerleri görmemiş, o yapıları gezdirir misiniz?

Güzel bir şekilde cevapladım, masum olan isteği:
-Hocam, Cahit Sıtkı bildirimi bu gün sundum. Sadece mezar karesi için Ankara Cebeci’ye uğradım. Bu kareyi çekmeseydim, bildirimde kullanmazdım. Hocamız, sempozyumdan bir gün önce gelir, bu yerleri gezip dolaşır, bildirisinde geçen yerleri gördükten sonra tebliğini sunardı. Kusura bakmayınız, bu güne kadar ondan fazla sempozyum bildirisi sundum, gezmediğim-görmediğim yerleri hiç anlatmadım.

Sahi siz hangi bildiriniz için İngilizce Özetini, Yeminli Tercümana yaptırdınız, Bay Akademisyen?

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.