Sessiz Kurban

13.12.2018 - Perşembe 19:39
Gözde Karadağ

Eveeeet, yine bir Jane Casey romanının yorumu ile sizlerleyim.
Her defasında kendisine olan hayranlığımı dile getiriyorum ve bundan hiç gocunmuyorum. Zira yazarın kalemine müptelâ olunmayacak gibi değil! Anlatımı, betimlemeleri, açıkta konu bırakmayışı, yumuşak geçişleri tek kelime ile muazzam.

Bir yığın kitap yorumu yazmış biri olarak, nedendir bilinmez kitap bittikten sonra geriliyor ve müthiş bir heyecana kapılıyorum. İçimde yoruma dair onca birikmiş söz oluyor ve heyecanım katlanıyor!

Kitaba gelecek olursak;
Bu kitabın diğerlerinden biraz farklı olduğunu düşünüyorum. Zira bu kez karakterlerin hayatına biraz daha fazla değinilmiş. Olay Kennford'ların evinde gece yarısı işlenen bir cinayet ile başlıyor. Philip Kennford, sorumsuz, kadın düşkünü, aile ilişkisi çok sağlam olmayan ancak mesleğinde ün sahibi, başarılı bir avukattır. Gece yüzmesinden henüz çıkmış olan Lydia, eve adımını atar atmaz annesi ve ikiz kardeşini boğazları kesilmiş olarak salonda bulur. Bu esnada baba Philip Kennford üst kattadır ve o da darp edilmiştir. Ancak soruştumayı yürüten Godley ekibinden Dedektif Meave ve üssü Derwent, avukattan hiç hazzetmezler, hatta onu bir şüpheli konumuna bile koyarlar… Zaten ilerleyen bölümlerde kısmen haklı olduklarını da göreceksiniz. Şüpheli listesindeki bir diğer isim ise o gece sağ kalan Lydia'dır. Zira sorgulamada hiç bir şekilde konuşmamaktadır.

Meave ve Derwent olayı detaylı araştırdıkça aile hayatından epey kopuk ferdlerin, nasıl bir çatı altında olduklarına anlam veremiyorlar ve olayların aydınlanması bir yana, işlerin gittikçe daha da karmaşık hale geldiğinin farkına varıyorlar. Tabi bu esnada Meave ve Rob cephesinde de işler çığırından çıkıyor. Yalnız bu bölümde Derwent'e şaşırmadım desem yalan söylemiş olurum. Demek ki her sert kabuklu bedenin içinde yumuşak bir can varmış…

Olay örgüsü her kitabında olduğu gibi epey akıcı. Kitabı okurken sanki TLC TV'de "BLOOD RELATIVES" izliyor gibiydim. Bir o kadar karmaşık, bir o kadar akıcı ve bir o kadar durağan… Kitabın sonu ise tamamiyle ters köşe. Hiç bir konuda okurun aklında soru işareti kalmıyor ve Jane Casey işinde gerçekten de usta!
Öyle birşey ki, sanki kitap 1000 parçalık bir puzzle, konular da parçaları, yazar ise dağılmış parçaları başarılı kurgusuyla tık tık tık yerine oturtuyor sonra da güzeller güzeli bir tablo çıkartıyor ortaya, bize de seyretmesi, ilmek ilmek okuması kalıyor…

Kitabın teknik özelliklerine de değinecek olursak; Kapak tasarımı diğer serilerin konsepti ile aynı, objeler farklı ve gerçekten çok ama çok güzel. Gri ve kırmızı uyumu müthiş bir gizem katıyor. Puntoları yine her zamanki gibi kocaman. Kısacası zevkle okunabilecek güzel bir kitap. Ben çok sevdim ve kesinlikle tavsiye ederim. Kitap bittikten sonra neredeyse 500 sayfayı kana kana içtiğinizi farkediyorsunuz. En azından yazar bana böyle bir his veriyor ve bu durumsa benim çok hoşuma gidiyor. Umarım sizler de severek okur ve her sayfasından zevk alırsınız…

Olimpos Yayınları'na böyle güzel kitaplarla bizleri buluşturduğu için, kendi adıma çok teşekkür ederim…

Yeni yorumlarda görüşmek üzere.

Selâm ve Saygılarımla…

YORUM YAZ