DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 13°C
Parçalı Bulutlu

Sosyal medyada almış başını gidiyor bir “kâğıt bardak” hikâyesi…

03.01.2019
1.002
A+
A-

Son günlerde sosyal medyada almış başını gidiyor bir “Kâğıt Bardak” hikâyesi, yaşlısı genci, okumuşu okumamışı herkes bu hikâyeyi paylaşıyor.  Hâlbuki bizim kültürümüzde yer alan yüzyıllar önce yaşamış Nasrettin Hoca’nın “ye kürküm ye” hikâyesi ile hiçbir farkı yok bu hikâyenin… 

Yıllardan beri yazmayı düşündüğüm ancak bugüne kadar yalnızca birkaç bölüm yazabildiğim “Paşa’nın Anıları” kitabımdan bu konu ile bağlantılı olarak alıntı vermek istiyorum;

“…gelelim bu insan suretindeki “günebakan”  Konya tabiri ile “günâşık” lara, bu bitki adı üzerinde Güneşe Âşık, güneşin doğduğu yerden batana kadar geçen süreçte döner durur, güneş neredeyse onun başı da o yöndedir. Sabit bir duruşu yoktur, güneş yani güç neredeyse o da o yöne döner…”

“2013 yılı Nisan ayında vefat eden mekânı Cennet olsun Fevzi Günüç Hocamın cenazesinde bir önceki rektör Süleyman Hoca ve eski rektör yardımcıları da vardı, dikkatimi çeken Süleyman Hoca’nın yanına günâşıklar uğramıyordu, ne varsa yeni rektörde var, Hakkı Hoca da var diyenler, pekmez etrafında dolanan sinek misali çöreleşmişlerdi…”

Sözü fazla uzatmak istemiyorum hangi kurum olursa olsun bize verilen görevi ya layığı ile yerine getiren “yönetici” oluruz ya da etrafımızdaki “günaşıklar” ile durumu idare eden “idareci” oluruz yani sözüm o ki “yönetici” olabilmek esastır. Yöneticiliğin ilk şartlarından birisi de iyi günde kötü günde hep yanında olacak sağlam bir ekip oluşturmaktır. Ve belki de en önemlisi, bu ekibin içinde “padişahım çok yaşa” diyenler değil, hoşumuza gitse de gitmese de “kral çıplak” diyenler yer almalıdır.  Elbette bunu yapabilmek yürek ister, nefsinle ciddi anlamda mücadele ister….

Bu yazıyı yazmama sebep olan Simon Sinek’in “Leaders Eat Last: Why Some Teams Pull Together and Others Don’t” kitabında yer alan KÂĞIT BARDAK hikâyesi ise şöyledir;

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.

Elinde kâğıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.

Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.

Derin bir nefes aldı ve “Biliyor musunuz ne düşünüyorum? ” diye sordu,

“Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu.  Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.  Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.  Özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi.  Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim.”

Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti

“Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum” bir an durdu ve sonra “Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.  Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım.  Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.  Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.  Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.  Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.  Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kâğıt bardağa kahveyi kendim doldurdum.”

Seyirci gülmeye başlamıştı.

“Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu.

Benim asıl bardağım işte bu.”

Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. Alkışlar bitince de şunları söyledi;

“Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler.  Çünkü aslında hep layık olduğunuz kâğıt bardaktır…”

YORUMLAR
  1. Aycup dedi ki:

    Karton bardak 👍

  2. Merve Uzun dedi ki:

    Kaleminize sağlık hocam.. İdare eden değil yönetebilen olmak duasıyla.. Hep dediğiniz gibi koyun değil çoban olabilmek mesele.