
Kur’an İslâm’ı mı, Yoksa Peygamber’siz Bir Din Projesi mi?
Son yıllarda ekranlarda ve sosyal mecralarda türeyen, kendilerine "ilahiyatçı" süsü vererek ümmetin tertemiz itikâdına zehir saçan bir zihniyetle karşı karşıyadır Müslümanlar.
Bu zihniyetin mensupları, ellerine aldıkları "Sadece Kur’an" bayrağıyla aslında İslâm’ın bin dört yüz küsur yıllık muazzam mîrasını, sünnet-i seniyyeyi ve müctehid imamların muazzam emeğini hedef almaktadırlar.
Namazın rûhu olan Tahiyyat duâsına dil uzatır, Sübhaneke’ye "Kur’an’da yok" diye burun kıvırır, rükû ve secdedeki tesbihleri "uydurma" ilan ederler. Güya dîni saflaştırıyorlarmış! Oysa bu bedhahların asıl amacı; Müslümanların zihnine şüphe tohumları ekmek, ibadetin içini boşaltmak ve ümmetin vahdetini parçalamaktır.
Sünnetsiz Bir Din, Haritasız Bir Yolculuktur
Bu sözde aydınlar, "Kur’an bize yeter" derken aslında Hz. Peygamber’in (s.a.v.) dindeki otoritesini devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. Sormak lazım: Hz. Peygamber bu dînin sadece bir "postacısı" mıydı, yoksa dîni bizzat yaşayan ve açıklayan bir "muallim" mi? Kur’an-ı Kerîm’de "Peygamber size neyi verdiyse onu alın, neyi de yasakladıysa ondan sakının" buyurulurken; namazın nasıl kılınacağını, hangi duânın nerede okunacağını bizzat Efendimizden (s.a.v.) öğrenmedik mi?
Şayet her şey sadece Kur’an’daki lafızlardan ibaretse, bugün "Kur’an yeter" diye bağıran bu zevat, neden ciltler dolusu kitap yazıp Müslümanlara satıyor? Madem Kur’an tek başına (her detay için) yeterliydi, neden sizin o fitne kokan yorumlarınıza ihtiyaç duyulsun? Kur’an’ı anlatmak için kitap yazmayı biliyorsunuz ama Hz. Peygamber’in sünnetini ve müctehid imamların içtihatlarını "gereksiz" diye reddediyorsunuz. Bu ne yaman bir çelişki, ne büyük bir hadsizliktir!
İlim Kılavuzsuz Olmaz
Gelelim o sığ mantıklarına... Dünyevî hiçbir ilim öğreticisiz olmazken, ebedî hayatın anahtarı olan din nasıl başıboş bırakılabilir?
• Bir tıp kitabını eline alan kişi, sadece okuyarak cerrah olabilir mi?
• Kanun maddelerini ezberleyen biri, bir hukukçu titizliğiyle hüküm kurabilir mi?
• Evlatlarımıza okulun yolunu göstermeden, sadece ders kitaplarını vererek onların mühendis olmasını bekleyebilir miyiz?
Mümkün değildir! Madde âleminde bile bir rehbere, bir kılavuza muhtaçken; mana âleminde, dînin hakikatlerinin anlaşılması ve hayata yansımasında Peygamber’in önderliğini devre dışı bırakmak, ancak aklın ve kalbin mühürlenmiş olmasıyla açıklanabilir.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bu dînin başöğretmenidir; müctehid imamlar ve gerçek ulemâ ise o kutlu pınarın suyunu bizlere ulaştıran varislerdir.
Samimiyetten Uzak Bir Algı Operasyonu
Şunu iyi görmek gerekir: Bu sözde ilahiyatçıların en büyük sığınağı, İslâm’ın aslından kopmuş bazı yapıların veya yeterli ilmî derinliğe sahip olmayan grupların yanlış uygulamalarıdır. Bazı oluşumlardaki hurâfe ve yanlış yorumları cımbızlayarak, sanki gerçek İslâm ve gelenek buymuş gibi servis ederler. Oysa dertleri bu yanlışları düzeltmek değil, bu arızalı örnekler üzerinden "Sünnet" ve "fıkıh" kavramlarının tamamını itibarsızlaştırmaktır. Eğer niyetleri samimi bir ıslah olsaydı, köklü ilmî mîrasımızı reddetmek yerine o mîrası bu yanlışlardan arındıracak hakîki çözümler sunarlardı. Maalesef onlar, yangını söndürmek yerine, çatısı akan bir binayı komple yıkıp ümmeti evsiz bırakmaya çalışan birer yıkım ekibi gibi davranıyorlar. Kendi sığ fikirlerini kabul ettirebilmek için bu istisnai yanlışları birer kaldıraç olarak kullanmaları, ilmî bir gayret değil, sinsi bir algı operasyonudur.
Mezhep İmamlarını İnkâr, Kendi Hevâsına Tapmaktır
Mezhep imamlarının binbir emekle ortaya koyduğu fıkıh birikimini "beşerî yorum" diyerek çöpe atanlar, aslında kendi sığ fikirlerini "tek gerçek" gibi pazarlamaya çalışıyorlar. İmam-ı Âzâm’ı veya İmam-ı Şâfii’yi beğenmeyen bu zihniyet, aslında "Onların içtihadı değil, benim görüşüm geçerli olsun" demektedir. Yani mesele dîne hizmet değil, dîni kendi hevâ ve heveslerine göre yeniden dizayn etme projesidir.
Müslüman Uyanık Olmalı!
Bu bozuk itikadın hedefi bellidir: Müslümanların vahdetini bozmak, kökleriyle bağını koparmak ve onları rüzgârın önündeki yaprak gibi savurmaktır. Sünneti inkâr eden, geleneği reddeden bir İslâm anlayışı, Batı’nın kucağında şekillendirilmiş "modernist" bir tuzaktır.
Ey Müslüman! Zihnini ve kalbini bu fitne tüccarlarına teslim etme. Kur’an ve Sünnet bir bütündür; etle tırnak gibidir. Sünneti devreden çıkaranın elinde Kur’an’ın hakikati değil, kendi fantezileri kalır.
Geçmişin fıkıh birikimi bizim hazinemizdir. Güncel meselelere çözüm ararken bu hazineyi reddederek değil, ondan ilham alarak yolumuza devam etmeliyiz.
Unutma; kökü olmayan ağacın meyvesi olmaz, rehberi olmayan yolcunun menzili hüsran olur.
Not: Mithat Güdü; beğeni toplamak için değil, bir idrak oluşturmak ve hakikati haykırmak için yazar. Hidâyet ise Allah’tandır. Bu hakikate omuz vermek ve bir kişinin daha bilinçlenmesine vesîle olmak için paylaşabilirsiniz.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Gazeteci-Yazar
