SUSMAK, GÖNÜLLERDEKİ YANGINA BENZİN DÖKMEKTİR!

Artık camilerimizde minber ve kürsülerden dökülen kelimeler, kalpleri titretmeli; vaazlar, uykudaki vicdanları ayağa kaldırmalı! Ekranlar, yetkili merciler ve vicdan sahibi her bir birey, modern dünyanın cilalı yalanlarına karşı artık susmamalı. Bu hakikatleri birer uyarı gibi değil, birer kurtuluş reçetesi gibi; bağıra bağıra, ağlaya ağlaya haykırmalılar...
Susmak, yangına benzin dökmektir!

KORSAN CUMA HUTBESİ

Aziz Müminler,

Zamanın içinden bir uğultu yükseliyor.
Bu uğultu, yalnızca makinelerin sesi değildir.
Bu, yalnızca kalabalıkların gürültüsü değildir.
Bu, insanın kendi elleriyle kurduğu yeni bir karanlığın sesidir.

Öyle bir karanlık ki artık gece gibi inmiyor.
Işık kılığına giriyor.
Aydınlanma diye geliyor.
Özgürlük diye konuşuyor.
Bilim diye övünüyor.
İlerleme diye alkış topluyor.
Fakat kalbe girdiğinde secdeyi söküyor, vicdanı çürütüyor, hayâyı boğuyor, insanı insandan, kulu Rabbinden koparıyor.

Ey îman edenler,

Şunu iyi bilin:
Şeytan her çağda aynı yüzle gelmez.
Bazen put olur, bazen taht olur, bazen servet olur.
Bazen de fikir olur.
Bazen slogan olur.
Bazen bir ekranın içinden konuşur.
Bazen bir kürsüden seslenir.
Bazen bir laboratuvarda beyaz önlük giyer.
Bazen bir kameranın önünde gülümser.
Bazen de insanın kendi içinden, kendi sesiymiş gibi fısıldar.

Der ki:
“Boyun eğme.”
“Secde etme.”
“Sınır tanıma.”
“Kendini aş, kendini kur, kendini ilah yap.”
İşte felaket tam burada başlar.

Çünkü şeytanın ilk günahı şehvet değildi; kibirdi.
İlk isyanı cehaletten değil, benlikten doğdu.
“Ben” dedi.
“Ben daha üstünüm” dedi.
“Ben emre boyun eğmem” dedi.
Ve o andan itibaren lanet, sadece bir varlığın üzerine değil; kibri din edinmiş bütün çağların üzerine yazıldı.

Muhterem Müslümanlar,

Bugün önümüzde duran en büyük tehlike, çıplak inkârın kendisi bile değildir.
Asıl tehlike, inkârın süslenmiş hâlidir.
Asıl tehlike, isyanın estetikle parlatılmasıdır.
Asıl tehlike, zulmetin nur diye pazarlanmasıdır.

İnsanlara artık kaba bir küfür diliyle gelmiyorlar.
Onlara şöyle diyorlar:

“Helal-haram demeyin; bu çağ eski çağ değil.”
“İffet demeyin; bu beden yalnızca sizin.”
“Fıtrat demeyin; insan kendini yeniden yazar.”
“Hakikat demeyin; herkes kendi doğrusunu üretir.”
“Kulluk demeyin; insan kendi kaderinin tanrısıdır.”

İşte bu sözler, ateşin ipek elbise giymiş hâlidir.
İşte bu çağrı, cehennemin gül kokulu davetiyesidir.
İşte bu, insanı zincirle değil alkışla köleleştiren düzenin dilidir.

Aziz Kardeşlerim,

Bir çağ düşünün:
Bilgi artıyor ama hikmet ölüyor.
İletişim artıyor ama hakikat kayboluyor.
İmkân artıyor ama merhamet eksiliyor.
İnsan yıldızlara bakıyor ama kendi ruhuna körleşiyor.
Elindeki cihazlarla dünyayı ölçüyor ama kendi kalbindeki uçurumu göremiyor.

Çünkü bu çağın putu taştan değil.
Bu çağın putu görünmez.
Kimi zaman hazdır.
Kimi zaman egodur.
Kimi zaman sınırsız özgürlük yalanıdır.
Kimi zaman insanı Allah’tan bağımsız bir kudret gibi gösteren gururdur.

Bugün putlar kırılmadı; biçim değiştirdi.
Bir zamanlar insanlar putların önünde eğiliyordu.
Şimdi arzularının önünde eğiliyorlar.
Bir zamanlar heykellere kurban sunuluyordu.
Şimdi benliklerine kurban veriyorlar:
Ailelerini, haya duygularını, masumiyetlerini, vicdanlarını, evlatlarını…

Ey Müminler,

Karanlık, sadece günah işlemek değildir.
Karanlık, günahı erdem sanmaktır.
Karanlık, çürümeyi gelişim zannetmektir.
Karanlık, fıtratı bozup buna özgürlük demektir.
Karanlık, insanı Allah’ın kuluyken kendi nefsinin kölesi hâline getirmektir.

Bugün nice insan, zincir taşıdığı hâlde kendini özgür sanıyor.
Nice insan, uçuruma yürüdüğü hâlde kendini ilerliyor sanıyor.
Nice insan, ruhunu kaybettiği hâlde kendini kazandığını zannediyor.

Fakat hakikat acımasızdır; makyaj kabul etmez.
İnsan ya kuldur ya azgındır.
Ya teslim olur ya taşar.
Ya nurun yoluna girer ya ateşin etrafında döner.

Muhterem Cemaat,

Bazı karanlıklar kılıçla gelmez.
Onlar şarkıyla gelir.
Görüntüyle gelir.
Moda ile gelir.
Mizahla gelir.
Bilim kisvesiyle gelir.
Hak kavramını parçalayarak gelir.
Utanmayı “baskı”, iffeti “gerilik”, teslimiyeti “zayıflık”, kulluğu “kölelik” diye yaftalayarak gelir.

Sonra insanın içine bir cümle bırakır:
“Kimse sana karışamaz.”
İşte cehenneme açılan kapılardan biri de budur.
Çünkü Allah’ın hükmünü susturup nefsin sesini yücelten her çağrı, insanı görünmez bir mabede sürükler.
Orada tanrı yoktur; ama herkes tanrı rolüne soyunmuştur.
Orada vahiy yoktur; ama herkes hüküm dağıtır.
Orada secde yoktur; ama herkes kendine tapar.

Aziz Müminler,

Bu çağ, kibri medeniyet sandı.
Hevâyı hak sandı.
Taşkınlığı cesaret sandı.
Sınır tanımamayı ilerleme sandı.
İşte bu yüzden dışı parlayan ama içi çürüyen bir dünya kuruldu.

Beton yükseldi, kalpler çöktü.
Ağlar genişledi, aileler dağıldı.
Diller çoğaldı, sözün bereketi kayboldu.
İnsan kendini büyüttü büyüttü büyüttü…
Sonunda Rabbini unuttu.

Ve Rabbini unutan insan, önce yönünü kaybeder.
Sonra ölçüsünü kaybeder.
Sonra utanmasını kaybeder.
En sonunda da insanlığını kaybeder.

Ey Allah’ın kulları,

Şimdi toparlanma vaktidir.
Şimdi yeniden secdeyi hatırlama vaktidir.
Şimdi göz kamaştıran yalanların iç yüzünü görme vaktidir.
Şimdi çocuklarımızı bu çağın cilalı zehrinden koruma vaktidir.
Şimdi evlerimizi yalnızca duvarla değil, imanla tahkim etme vaktidir.

Çünkü bu savaş yalnız sokakta değildir.
Bu savaş okulda, ekranda, dilde, modada, düşüncede, arzuda, bakışta, niyette sürmektedir.
Şeytan artık kapıyı kırarak girmiyor; davet edilerek içeri alınıyor.
Ve nice evde televizyonun ışığı var ama Kur’an’ın nuru yok.
Nice göz açık ama basiret kör.
Nice zihin dolu ama kalp ölü.

Öyleyse kendinize gelin.
Nefsinizi sorgulayın.
Evlatlarınıza sahip çıkın.
Hakikatin adını eğip bükenlere aldanmayın.
Her parlayanı nur sanmayın.
Her yeniyi hayır sanmayın.
Her güçlü olanı haklı sanmayın.
Her özgürlük çağrısının insanı gerçekten özgürleştirdiğini zannetmeyin.

Çünkü bazen en parlak ışık, uçuruma kurulmuş bir tuzaktır.

Hutbemizi dua ile bitirelim:

Allah’ım, bizi çağın cilalı karanlıklarına aldananlardan eyleme.
Bizi nefsini ilah edinenlerden eyleme.
Kalbimizi kibirden, aklımızı sapmadan, gözümüzü fitneden muhafaza eyle.
Evlerimize Kur’an’ın nurunu, çocuklarımıza hayâ ve îman şuûrunu, ümmete dirâyet ve basîret nasîp eyle.
Hakkı eğip bükenlerin, bâtılı süsleyip pazarlayanların şerrinden bizleri muhafaza buyur.
Bize secdeyi sevdir, isyanı çirkin göster.
Bize nûrunu ver; zira Sen nur vermezsen, hiçbir parıltı bize yol olmaz.

Âmîn.

Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip ve Araştırmacı Gazeteci -Yazar

YORUM EKLE