Tarihçi, geçmişe tanıklık, geleceğe rehberlik eder!..

21.05.2019 - Salı 23:13

İnsanlar tarafından, çoğunlukla tarihle ilgili; “İnsanlığın Ortak Hafızası” şeklinde basitleştirilmiş bir tarifi yapılır. Fazla detaya boğmamak için burada bu tarifle yetinmekte yarar var.

Bu tarife bağlı olarak, ne kadar geçmişe giderse insanın, o kadar hafızası insanlık tarihinin derinliklerini kucaklar.
Binlerce yıllık yok olmakta olan bir geçmişi araştırıp belgeleyen tarihçi, gelecek kuşaklara aktarmanın heyecanını duyar.. Bu yüzden o, bazen geçmişte yaşar, bazen de gelecekte..
Bu yönüyle tarihçi geçmişle gelecek arasında bir köprü gibidir. Kimi bu köprüden geçmişe gider, kimi de geleceğe yürür.


Tarih, genelde insanlık aleminin, özelde bir toplumun hizmetindedir.
Tarih göstermiştir ki; tarihe sahip çıkmayan milletler uzun süre ayakta kalamamıştır.
Tarihe sahip çıkmanın yolu tarihçilere sahip çıkmaktan geçer.
Tarihçileri olmayan milletlerin tarihini başkaları yazar..
Başkalarının tarihini yazdıkları milletler kısa sürede tarihin çöp çukurunda kaybolup gitmişlerdir.
Geçmişe bakıldığında, tarihte var olan milletlerin köklü bir tarihçilik geleneği görülür.
Çinliler, Hintliler, Yunanlılar, Araplar, İranlılar, İtalyanlar, Almanlar, Fransızlar, İngilizler, Ruslar..
Köklü bir geçmişi olan Türk milleti, bu sözü edilen milletlerle tarihin derin koridorlarında birçok kez karşı karşılaşmıştır.
Milletler var olmalarını kahramanlarına, kalıcı olmalarını tarihçilerine borçludur.
Tarihçi bir milletin manevi mimarıdır.
Bu çabasında bütün bilimlerin desteğini alır. İnsanın tarihi olduğu gibi her bir canlının, nesnenin tarihi var.

İnsanlık tarihinde ilkyazıyla birlikte tarihçilikte var olmuştur.
Beş bin yıl önce Sümer tarihçilerinin yazdıkları, günümüzde Sümerleri bilmemizi, anlamamızı sağlar.
Sümerlerden beri birçok topluluk tarih sahnesinde yer almıştır. Tarihlerini yazanlar kalıcı olmuş yazamayanlar unutulmuş.. Ya da barbarlıklarıyla anılmaktadırlar.
Tarihçileri olmayan milletlerin tarihleri de olmaz..
Olursa da barbarlıkla suçlanan bir tarih olur.
Bilge Kağan yazmasaydı adımızı Bengü Taş’a,
Bataklıklar içinde kolsuz bacaksız bir çocuk kalacaktık Çin kaynaklarında..
Yollug Tigin’in yazdığı sözlerde tanıdık özümüzü,
Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib, Dede Korkut’la ayakta tutarken ruhumuzu,
Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş, Karacaoğlan, Aşık Ömer, Manas, Mağcan, Çolpan, Yurdakul, Şehriyar, Ahmet Cevat, Gökalp., beslenirken bu kaynaktan, millete ulaşıp durur sözleri.
Tarih yapanların önderi Mustafa Kemal Atatürk biliyordu ki, tarih yapmak kadar yazan da önemlidir. Yoksa bütün çabalar boşa gidecektir;

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” diyordu.
Eğer gerçek tarihçiler olmazsa, doğrularını yazmazsa, meydan boş kalacaktır.
Başarılar ters yüz edilip, sahtekârların insafına kalacaktır.
“Su uyur düşman uyumaz” demiş atalarımız!..
Evet tarihi öğrenmeli, hem de iyice; sadece tarihimizi değil, başkalarının da tarihini öğrenmeliyiz!.
Ama bütün dünyayı düşman görmek de yanlış!
İnsanlığın yol aldığı ortak adımları var; İnsana, hayvana, çevreye saygı gibi..
Bazen ummadık anlarda, insanlığın bittiği anlarda, bir güneş gibi insanca yaşama duyarlılığı parıldar.
Dili, dini ne olursa olsun bir karınca için canını verene de tanıktır tarih;
Bir pul için milyonlarca cana kıyana da tanıklık etmiştir…
Bu bilinmezlikler içinde tarih; sadece savaşların değil, barışların da sahne olmuştur.
Tarihin kitabında: Binlerce yıl önce toprağa atılmış bir buğday tanesi; meydan savaşlarındaki zaferlerden evladır!

Tarihçi, bir yandan insanlık aleminin ortak adımlarına tanıklık ederken, diğer yandan da bir milletin inşasına tanıklık eder.
Kısaca Tarihçi, geçmişe tanıklık, geleceğe rehberlik eder..

YORUM YAZ
1 YORUM
  • Aytül Kaplan dedi ki:

    Ama yeni ortaöğretim programında Tarih dersi seçmeli yapılıyor. ..anlamak mümkün değil. ..