DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Parçalı Bulutlu

Tarih’e Empatik Bir Bakış; Tarih ve Psikoloji İlişkisi

28.11.2018
139
A+
A-

Usta bana biraz su getir! Kökleri Yunanca’dan gelen Empati terimi son yıllarda sıklıkla kullanılıyor. Empati, diğer insanların hisleri ve duyguları ile hakkında farkındalıktır.

Usta bana biraz su getir!

Kökleri Yunanca’dan gelen Empati terimi son yıllarda sıklıkla kullanılıyor. Empati, diğer insanların hisleri ve duyguları ile hakkında farkındalıktır.

Kısacası kendimizi başkasının yerine koymaktır.

Bu konuda güzel bir atasözümüz var: İğneyi kendine batır çuvaldızı başkasına. Belki de bunu en iyi karşılayan kelimemiz; Vicdan!.

Edebiyatımızda ilk kez Ömer Seyfettin’in “Kaşağı” hikayesinde hissetmiştim bu duyguyu, sonra da Refik Halit’in Gurbet Hikayelerindeki “Eskici” hikayesinde.

Hikayenin ilkinde hikayenin baş kahramanı kardeşi Hasan’ı kaşağıyı kırmakla suçlamış, babası onu dövmüş, bir de üstelik yalancılıkla suçlamıştı. Hasan kahrından ölmüştü.

Diğer hikayede de İstanbul’dan Hayfa’ya gönderilen Hasan, başta adının Hassen olarak telaffuzundan rahatsız olmuş, yabancı bir ülkede sessizliğe girmişti.

Bir gün tanımadığı bir eskici ağzına çivileri doldurunca, O’na çivilerin ağzına batıp batmadığını içtenlikle sorunca yabancılaşmış iki tanıdık ses buluşmuştu.

Onlar birbirlerinde kendilerini bulurken ben de onlarda kendimi buluyordum onlarda adeta. Empati bu olsa gerekti?.

Orta ve Lise yıllarımızda Peyami Safa’nın Matmazel Noraliya’nınKoltuğu’nda, Biz İnsanlar’ında, Yalnızız, Fatih-Harbiye, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda psikolojik tahlilleriyle karşılaştık.

Üniversite’de Prof.Dr. Haluk Yavuzer ve Prof.Dr. Sabri Özbaydar hocalarımızın formasyon derslerinde Tecrübi Psikolojisi üzerine konuşmaları vardı.   Fakültemizin Tecrübi Psikoloji dergileri de bu konuda oldukça zengin içeriğe sahipti.

1990’lı yıllarda Psikolojiyi Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nun İnsan İnsana ve Savaşçı , Prof.Dr. Üstün dökmen’in  İletişim Çatışmaları ve Empati, Küçük Şeyler gibi kitaplarıyla  daha da sevdik.

Ama ben Psikoloji Tarih ilişkisini en iyi Üstün Dökmen’in İletişim Çatışmaları ve Empati’sinden öğrendim.

Arkeoloji, coğrafya, etnoloji, sosyoloji sanat ve edebiyat gibi bilimlerle tarihin ne kadar iç içe olduğunu görüyordum.

Sadece bireylerin ruhsal olarak davranış ve zihin gelişimi üzerine indirgediğimiz Psikoloji biliminin geniş bir yelpazesi olduğunu fark etmiştim. Dökmen iletişim yoluyla tarihimizle empati  kurmamızın yollarını gösteriyordu.

Dede Korkut’ta ad koymadan, Ahlat Mezar taşlarındaki usta imzalarından, Uluğ Bey’in kafasının oğlu tarafından kesilmesine, Erzurum’da Çifte Minare’den çırağın minareden diğer minaredeki ustasına “Usta bana bir su versene!” demesine kadar analizleri bize bir başka bakış açısı kazandırıyordu.

Onun sayesinde Padişahın kızını istemeye annesini gönderen Keloğlan’ı ayıplamıyordum. Aksine bu Türk toplumunun gençlere kazandırdığı bir özgüvendi. İnsanların hedefi büyük olmalıydı.

Batıda 1970’lerden bu yana “HistoricalEmpaty(Tarihsel Empati)” gibi faaliyetlerin olduğunu görüyoruz. Tarihi şahsiyetlere duygusal yakınlığının faydası ve zararları üzerine çalışmalar bulunmaktadır.

Son zamanlarda tarihi filmlerin televizyonlarda yer verildiğini görmekteyiz. Aslına sadık oldukça tarihi şahsiyetlerle empatinin gençlerimize faydalı olacağı düşüncesindeyim. Reyting uğruna parlatılmış bir tarihin  ise faydasından çok zararı olacaktır.

Üstün Dökmen Hocamızın işaret ettiği gibi; Erzurum’daki çifte minarelerin yapımında çalışan usta ile çırağın diyaloğundan ders çıkarmalıyız.  Çırağın aşağıya bakıp, diğer minaredeki ustasından “Usta bana biraz su getir!” züppeliğine girmeden ustaya saygı, emeğe saygı, sanata saygı, bilime saygıyı öğrenmeliyiz.

20. yüzyılın başlarında farklı bilim dalları, farklı disiplinlere önem veriliyordu. Bu, yüzyılın ortalarında değişmeye başladı. Batıda disiplinler arası işbirliği yaşanıyor.

Biz de hâlâ kendi hücresinden çıkmayan bilim alanları var. Egosu yüksek başka alanları küçümseyen bilim insanlarının nesli dünyada azalıyor.

Onun için başka alanlardan da faydalanma işbirliğine gitmeliyiz. Psikoloji de öyle. Bize tarihle iletişim kurmamızı, empati kurmamızın yolunu açıyor.

Bu sözlerimize uygun 150 yıl önce bir iktisatçının sözü ile son veriyorum:

Sadece iktisat bilen bir iktisatçı iyi bir iktisatçı değildir”(JhonStuartMill).

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.