DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 11°C
Karla Karışık Yağmur

Türkiye’nin Ulu Camileri eserinin tenkidi

15.03.2019
96
A+
A-

Coğrafyamızda ibadethanelerin ilki yapıldığında, genelde “kadîm-eski” şeklinde isimlendirilir. Bu ibadethaneyi, diğerlerinden ayıran büyüklüğü, ihtişamı söz konusu olduğu zaman, ayırt edici hususiyeti ortaya çıkar.

Mabetler, insanlık tarihi kadar geçmişe sahiptir, dünden bugüne. Kimi zaman bu mabetlerin ne zaman yapıldığına dair tartışmalar olur, kimi yıkılan mabetlerin restorasyonu gündeme gelir, bazen mabete ya da mabetlere ait yurt dışına kaçırılan çini, kitabe, minber ya da kapı olmak üzere takipçisi olunan nesneler söz konusudur.

Türkiye Ulu Camileri, bir fotoğraf albümü. 15 Temmuz’da hayatını kaybeden Merhum Mustafa Cambaz tarafından fotoğraflanan mabetlerin seçilen karelerini bir araya getirmektedir. Şaban Abak tarafından yayına hazırlanan eser, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca yayınlanmıştır. On bine yakın kareden seçilenler, albümde yerini bulmuştur, ayrıntılarıyla.

Albümlerde en sıkıntılı husus, fotoğraf altı yazılarıdır, çarpıcı ve vurucu olması gereken, fotoğrafı hakkıyla tanıtan. Bu eserde fotoğraf altı yazılarının oldukça savruk ve gereği gibi olmadığını görmekteyiz.

Cizre Ulu Camiî, Diyarbakır ile alakasını kurmadığımız, kuramadığımız bir camiî… Bu eserin Diyarbakır’daki camiilerle anılması, oldukça ilginçtir. ( Sayfa 162) Verilen bilgiler doğru olmasına rağmen Cizre Ulu Camiî, Şırnak İli sınırları içinde yer alır, Diyarbakır ile sadece tarihten gelen bağ vardır ki, günümüz coğrafî sınırlarının oldukça dışında kalmaktadır, bu ifade:

16 Mayıs 1990 Tarihinde 3647 Sayılı kanunla ilçeden ile dönüşen Şırnak, Siirt’ten Eruh’un Güçlükonak Bucağı ile Mardin’den İdil, Cizre ve Silopi ilçesinden oluşturulmuş, 73. İldir.

Albümün basım tarihi, 2018’dir, bu tarih Şırnak’ın il olmasından sonradır. Eserin yeni basımı söz konusu olursa, öncelikle Cizre Ulu Camiî, Şırnak başlığında ele alınmalıdır.

Eserin Diyarbakır ile ilgili Eğil’deki camii için ifade edilenler: “Caminin kimler tarafından ve ne zaman yapıldığı hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Farklı görüşlerin olduğu yapıyı Eğil Beylerinden Pir Bedir’in Eğil Beyliği’ni kurduktan sonra 1040 yılında yaptırmış olduğu bilinmektedir.” ( Sayfa 168)

Eserin alt yazılarını ele alırken, düşülmemesi gereken bir hata vardır ki, bu eserin önemine oldukça gölge düşürmektedir. Diyarbakır Hani Ulu Camii hakkında bilgi verilirken, “ Kesin olarak bilinmemekle birlikte Selçuklular tarafından 15. Yüzyılda inşâ edildiği sanılmaktadır. Ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmeyen yapının üzerinde yer alan kitabelere göre 1657 ve 1682 yıllarında onarım gördüğü anlaşılmaktadır.” Açıklaması oldukça sıkıntılı bir ifadedir.( Sayfa 172)

Selçukluların tarih sahnesinden silinmesinin tarihi 15. Yüzyıl olmamalıdır. Kronolojik olarak bu hataya düşülmemeliydi. Özellikle bir kültür merkezi, bu tarz eserleri yayınlarken, eserinin fotoğrafçısının harcadığı emeğe yazıktır. Bu tarz sıkıntılı alt yazılar, eserin değerini düşürmektedir, gölgelemektedir.

Bu eseri yayınlayan “Atatürk Kültür Merkezi”, alt yazıları oldukça ehil olmayan birine yazdırmış veya yazılanların doğruluğu sorgulanmamıştır. Diğer illere ait açıklamalara girmediğimiz için, Diyarbakır’ı yazımızın merkezine aldığımız için son bir aktarımda bulunalım.

Diyarbakır Ulu Camii, için yazılan bilgi notu: Çiçekli kûfî kitabesine göre Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın emriyle 484’te(1091) yaptırılmıştır. Yapının aslı şehrin Müslümanlar tarafından fethinden sonra kiliseden çevrilen bir camidir.( Sayfa 152)

Son cümlede görülen anlatım bozukluğunda mana yine maksada ulaşır. Fakat, şehrin fethinde zapt edilen mekân, sadece bir bölümüyle kilisedir. Bu kilise, teslisi kabullenmeyen, muvahhidi insanların adına kurulan, dönemin İslâm Akidesi’ne ters düşmeyen yapıdadır. Ashab-ı Kehf’e mekân olarak belirlediğimiz Ulu Camiî kilise eklentisi, Dakyanos Dönemi’nden sonra kayıplara karışan dönemin Allah’tan başka ilah tanımayan gençlerin hatırasına yapılmıştır. İmam el-Vakidî’nin Fütuhu’ş-Şam eserinde şehrin fethi ile Nasır-ı Husrev’in Sefernâmesi’nde konuyla ilgili bölüme bakılabilir.

Merhum Mustafa Cambaz’ın bu çalışması elbette önemlidir. Her şehri birer birer taraması ve tek başına ortaya çıkardığı albümün fotoğraf altyazıları sıkıntılı olmasaydı, biz bu tenkidi yazmazdık.

Şehir araştırmalarımızı yaparken, bu tarz sıkıntılı açıklamaların daha çok il gezi rehberlerinde yer alan bilgilerden kaynaklandığını tahmin ediyoruz. Diğer illerle ilgili fotoğraf altyazılarını ele almaya ve açıklama yapmaya gerek duymuyoruz.

2015’te dört ay zarfında 118 Camii ele alınıp, fotoğraflanmıştır. Seçmeler, 10.000 Kareye yakın arşivden alınmıştır.

Daha önceki eserlerde, kaynaklarda bu tarz kuşatıcı albüme rastlamamız mümkün değildir. Lakin kimi ulu camii için bilgiler, konuyla alakalı eserlerde yer almıştır.

“Ulu Camii” başlığı altında yer alan karelere baktığımızda bir de “Ulu Camii Belegeselleri” akla gelir, öncelikle. Bundan yıllar önce TRT’de 1978 Yılında Selçuklu Yapısı 16 Camii Belgeseli çekilmiştir. Belki kurum merak eder, bu belgesele emek veren ismi? Bu isim, şu anda TYB Vakfı Başkanı Sayın Mehmet Doğan’dır. Sayın Doğan’dan önce ulu camii hususunda çalışmalarda bulunanlar yok mudur? Elbette vardır, araştırılmalıdır.

Bu eserin ikinci basımına en azından elli sayfalık bir açıklama metni eklenmeli, fotoğraf albümü bu açıklamalarla daha bir değer kazanmalıdır.

Atatürk Kültür Merkezi, basımıyla, cildiyle, fotoğraflarıyla bu eseri prestij olarak yayınlarken, çalışmanın hakkını vermiştir, elbette. Merhum Mustafa Cambaz’ı da rahmetle anmaktayız, kuşkusuz. Bu kurum, elindeki imkânları yeterli iken, eli-kolu her tarafa uzanıyorken, bu eserin ikinci basımını bu şekilde yapmamalıdır, kanaatindeyiz.

Merhum Mustafa Cambaz’ı tanıyan, bu eseriyle ilgili röportajını okumuş biri olarak bunu dile getirmeyi ahde vefa addediyorum.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.