DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 13°C
Parçalı Bulutlu

Üç şehir, bir kahve, kırk yıl hatır

27.02.2019
186
A+
A-

Size bu satırları Anadolu’mun güneyinde asırlık bir kahvehanede çay içerken yazıyorum. Evet evet gerçekten çay içiyorum. Çünkü kahve hiçbir meşguliyeti kabul etmeyecek kadar özel bir içecek benim için.

Tanıyanlar bilirler kahve benim için tarih ve edebiyat tutkusu gibi bir şey. Evimde 100’ü aşmış dolaplara sığmayan bir fincan koleksiyonu, dolabımda onlarca çeşit kahve… bir akşam her şey için üşenebilirim ancak o anki ruh halime göre bir fincan seçip kahve içmeye asla! Neler gelmez ki aklıma… eski bir bedesten kahvehanesi, yavaştan musiki nameleri, bazen memleket meseleleri çoğu zaman aşk serüvenleri…

Tabi ya özen ister kahve içmek. Öyle sıradan bardaklarda, şekilsiz fincanlarda, alelade mekanlarda, öylesine insanlar ile içilecek bir içecek değil. Fincanlar sevgili gibi güzel olmalı yani dudaklarına dokunduğuna değmeli. Karşındaki sen kahveni yudumlarken susmalı, içtiğin mekan tarihin koynundan kopmalı…Kahvenin en güzel çekirdekleri kullanılmalı rengi koyu, kokusu keskin ve tabi ki taze olmalı…

Ah neyse kahve edebiyatına fazla daldık ancak ben gittiğim her şehirde böyle yerler arıyorum kahve içmek için. İşte tam da aradığım özelliklere sahip üç şehirde üç mekan tanıdım. Gaziantep, Bursa ve İstanbul…

Şu anda çay içtiğim mekanı anlatayım size. Gaziantep’te, 1635’ten Beri Kahvenin Mekanı mottosu ile varlığını devam ettiren tarihi Tahmis Kahvesi… Pekçok gezgin tarafından tanınan bu mekanın, kahve içmenin hakkını verdiğini söyleyebilirim.

Kahvenin Anadolu’daki serüvenini 1517’ye dayandırırsak çok erken bir dönem sayabiliriz Tahmis’in macerasını. Tahmis, kahvenin dövüldüğü yer anlamına geliyormuş.Türkmen Ağası ve Sancak beyi Mustafa Ağa tarafından Mevlevi Tekkesi’ne gelir getirmesi için halis bir amaç ile yaptırılmış.  Kısa zamanda ahilerin, halkın toplanma yeri haline gelmiş. Şiir ve musiki meclisleri düzenlenmiş, halk hikayeleri anlatılmış, Karagöz – Hacivat gösterileri düzenlenmiş. Halk Ramazan aylarında biraraya gelir eğlenirmiş. Daha sonraları bu mekana “Hayat Mektebi” denilmiş. Hayat bilgisi ne güzel işlenmiştir burada! Kahvenin 40 yıllık hatrına 40 yıllık müdavimleri varmış Tahmis’in. Peki kahve? Kahvenin kokusu da tadı da size mekanda olduğunuzu hatırlatacak kadar keskin ve güzel. Damla sakızlısı, Osmanlısı, dibeği, sadesi…

Şimdi de Bursa’ya gidelim. Bursa bana göre Türkiye’nin cennet köşelerinden biri. Bu yüzden severek seyahat ettiğim yerlerin başında geliyor. Bir gün Bursa’nın güzelliklerini fotoğraflar iken bir yerde kahve molası vereyim istedim. Önce mekan yaşatmalı dedim ve Kozahan’agirdim. Hemen karşıda camlarına rengarenk fincanların asılı olduğu dükkanı farkettim. Baktım ki kapısında belli belirsiz Kahveci Ali Erel yazıyor. Kapının önüne oturarak bir kahve söyledim. Kahvemi getiren gence fincanları sordum. Başladı bu dükkanın hikayesini anlatmaya… Furkan adındaki gencin ailesi Osmanlı döneminde Karaman’dan göç ettirilmiş ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu sınırları içinde denizcilik ile uğraşmaya başlamış. O zamanlarda da adları Ereller imiş. Furkan ailesinin kökenlerini incelemek için Avusturya’ya gitmiş geçen yıl.

İşin garip tarafı ailede bugün herkes denizci… Furkan ise şimdilik makine mühendisliği öğrencisiyim ama potansiyel bir denizciyim diyor.

Dükkandaki fincanlar çok uzak memleketlerden gelmiş 130 – 140 yıllık fincanlar olduğunu söyledi. Tabi aralarında yeniler de var. Japon figürlü olanlar çok dikkatimi çekti. Furkan’ın akrabalarından biri, Sultan Abdülhamid tarafından Japonya ile ilişkileri düzenlemek maksadı ile 1889 yılında Japonya’ya gönderilen Ertuğrul Fırkateyni’nde denizci imiş. Kazadan sonra bir süre Japonya’da kalmak zorunda kalmış. Onun dönüşünde getirdiği asırlık fincanlar .. Ayrıca 2004 yılında Bursa’yı ziyaret eden Kraliçe Elizabeth burada kahve içmiş ve fincanını bu özel koleksiyona hediye etmiş. Kahvenin lezzeti saraylara layık yani :).

Beni heyecanlandıran bir diğer kahve ise Galata Köprüsü’nün hemen yanı başındaki Halis Bekirzade…Şunu söyleyebilirim ki İstanbul kaosu içinde sizi sakinleştirebilecek tek şey burada içeceğiniz bir fincan kahve. Mekanın tasarımı sizi Topkapı Sarayı’ndaki yemiş odalarına götürüyor. İçinde ise kahvenin yanında tadabileceğiniz envai çeşit kurabiye lokum ve tatlı… Kahvenin tadı ise tamamının en iyisi :).

Kahvenizin her şehirde bir ömür hatırı olsun…

Bol seyahatli zamanlar…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.