DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 36°C
Sıcak

Vay be, dün ben de sade vatandaştım…

06.04.2019
182
A+
A-

2008 yılı bir Ramazan gününde doktora tez savunmam için Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünün seminer salonunda son hazırlıkları yapıp heyecanlı bir şekilde jüri üyelerini bekliyorum. 

Sunum için o günün şartlarında teknolojinin bahşettiği tüm nimetleri kullanmak üzere hazırlamışken, ne olur ne olmaz elektrik kesilir, program çalışmaz, bilgisayar çöker diye klasik olsa bile “hand out” diye tabir edilen “dinleyici kopyalarını” da hazırda bulunduruyordum.  Neyse ki sorunsuz bir şekilde tez savunmamı tamamlayıp, doktor unvanı almaya hak kazanmıştım.  Artık sıra resmi prosedürleri hazırlamaya kalmıştı.  Kağıtlar, dosyalar, cd’ler ve imza işleri…. Tüm bu işlemler ile uğraşırken, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Tepebaşılı Hocamın odasına uğradım. 

– Haydi, bakalım geçmiş olsun, hayırlı olsun Yağmur Hocam, dedi

Ben de kendisine teşekkür ettim.

– Hocam şu pencereden aşağıya bir bak, bakalım ne göreceksin? diyerek pencereyi işaret etti.

Fatih Hocamın ne demek istediğini daha doğrusu ne amaçla böyle bir şey istediğini anlamamıştım ancak yine de 8. kattan aşağıya doğru baktım.  Ramazan ayı olması sebebi ile bir durgunluk vardı ancak her zamanki kampüs görüntüsüydü işte.  İnsanlar oradan oraya karınca gibi koşuşturuyordu, park yerinde araçlar vardı, ağaçlar her zaman ki gibi dingindi… Bunlardan bahsettim.

– Başka ne görüyorsun? diye sorusunu yineledi Fatih Hocam.

Bir taraftan tez savunma sonrası üzerimden bir yük kalkmasının verdiği yorgunluk, bir taraftan ne cevap vermem gerektiğini düşünürken “Vallahi, benden bu kadar Hocam” dedim.

– Gel Hocam gel, otur da bir hikâye anlatayım sana, dedi.

Adamın birisi yıllardan beri muhtar seçilebilmek için uğraşıp dururmuş. Birkaç seçim atlattıktan sonra nihayet muhtar seçilmiş.  Ertesi gün evinin teras katında oturmuş sedirine, almış kahvesini eline, bir taraftan kahvesini içerken, bir taraftan da nargilesini höpürdetiyormuş… Arada bir terastan aşağıya bakıp, gelen geçen insanları süzermiş, sonra kendi kendine “vay be, şu işe bak, daha dün ben de bunlar gibi sade vatandaştım, şimdi muhtar oldum” diye söylenerek keyiflenirmiş…

– Mesaj alındı, Hocam dedim ve epeyce gülüştük. 

O gün, bugün bu hikâyeyi hiç unutmam, denk geldikçe çevremdeki insanlara anlatırım.

İnsan büyüdükçe küçülmeyi bilmeli. Büyümek ne ise?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.