DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Konya 29°C
Parçalı Bulutlu

Ve toprağa düşer tohum…

18.02.2019
180
A+
A-

Toprak, eskilerin deyimle “Turâb”.

Namaz sonrası okunan sûre’de “Keşke toprak olsaydım.” denir, dünyasını değiştirip, aslına uygun yaşamayanların dilinden:

اِنَّٓا اَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَر۪يبًاۚ يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُالْكَافِرُ يَا لَيْتَن۪ي كُنْتُ تُرَابًا

Okunuşu:  İnnâenżernâkum ‘ażâben karîbenyevmeyenzuru-lmer-u mâ kaddemetyedâhu ve yekûlu-lkâfiruyâleytenî kuntu turâbâ

Meâli: Şüphe yok ki Biz, sizi yakın bir azap ile korkutmuş olduk. O gün ki herkes iki elinin ne takdim etmiş olduğuna bakacaktır. Kâfir de, «Ah! Ben keşke, bir toprak olaydım,» diyecektir. (Ömer Nasuhi Bilmen)

Hz. Peygamberin Hz. Ali’ye verdiği bir isim de Ebu’t-Turâb idi, kuşkusuz. Toprağa dair söylenecek ne vardır, bundan sonra?İnsanoğlu’nun topraktan yaratılışına değinme, insanın topraktan geldiğini ifade etme, meraklısı için tefekkür hâli.

Toprak, bereketin menba’ı, kaynağıdır. Nevş û nemâ bulan tabiatta olmazsa olmazdır, rahmetle, baranla, yağmurla birlikte. Topraktan geldik, toprağa giderken itirazı olanları görmekteyiz, kendisini bunun dışında görenler vardır. Nihayetinde en sevdiklerimizi teslim etmiyor muyuz, toprağa?

Şiir ve Toprak

Şairlerin dünyasında toprak, vaz geçilmezdir, duygunun ve düşüncenin dile getirilmesinde.  Birkaç şairden iktibasla toprağa dair neler söylenmiştir? Bakmakta fayda vardır, özetle:

Çile Şairi Necip Fazıl, “Tohum ek, vermezse toprak utansın.” der.

Aşık Veysel, “Benim sadık yârim kara topraktır.” Tespitinde bulunur, “Dost dost diye nicesine sarıldım.” dedikten sonra.

MehemmedFuzûlî, hasta ve toprak arasındaki bağlantıyı şöyle kurar:“ĥaste kesmez mi hayātından tama gitse tabíb/ Gitse cān olmaz mı cism-i derd-perverĥāk-sār “

“Tabib gittiğinde hastanın hayatından ümit kesmez mi?” diye soran Şair, “son nefes gittiğinde dertli-hasta beden toprağa karışmaz mı?” şeklinde soruya soruyla cevap verir. 

Yunus Emre sarı çiçeğin dilinden aslının toprak olduğunu dile getirmez mi? Bu dörtlük, dilden dile gelmemiş midir, tarihten günümüze? Sordum sarı çiçeğe / Annen baban varmıdır / Çiçek eydür derviş baba / Annem babam topraktır

Kalkıp onlarca şairin şiirinden misal vermeye gerek var mıdır, bu makale içinde?

MerhûmÂkif’ten bahsetmemek olur mu, insanı derinden etkileyen mısralarıyla: Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!  /Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer / Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i / Bedr’inarslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Toprağa dair söylenen, üzerinde yaşanan vatandır. Vatan, insanın sahip olduğu, üzerinde doğduğu, atalarının dünden bugüne gelen mirasının üzerinde kaldığı, tarihiyle kültürüyle sanatıyla mimarisiyle yek parça her şeydir, aslında.

Şehir ve İnsan

Toprak ve şehir arasında bağ kurarsak, yazmaya gerek var mıdır? Şehirde artık topraktan ayrı düşen insanlık, betondan ve demirden oluşturulan katlarda toprağı saksıda görür, oldu balkonlarda yetiştirilirse çiçek.

İnsanın dünyasından toprak alınıp gitti.

En pahalı deterjanlarla çamur lekeleri çıkarılmaya başlandı.

Ayağını toprağa bırakmayalı, bedenini toprakla buluşturmayalı yılları geçenlerimiz vardır, kuşkusuz.Hekimler, çıplak ayakla toprağın üzerinde gezintinin insan bedeni üzerinde faydalarını reçete şeklinde sunar oldu, vücutta biriken elektriğin toprağa verilmesi için.

Kelebeği, karıncayı, serçeyi, solucanı kitaplardan öğrenen yeni nesil, elmanın ağaçta yetiştirildiğini bilmez oldu.

Bahçeli evinde akan çeşmenin şırıltısını unutmayanımız vardır, muhakkak.

Çeşmenin yanı başında bir iki dut ağacı, bir incir ağacı, olmazsa olmazlardan kaysı ya da elma ağacı. Ağaçların oluşturduğu gölgelik. Kuş sesleri…

Toprakta biten çimler, yem yeşil. Bir yanda biber, domates, patlıcan fideleri. Üstünden kopartılan yeşil soğan ve bitmeyen maydanos. Belki de hatmi yetişmiş, bahçede, kendince. Birkaç demet görünen nane.

Yerde iz bırakırcasına giden karıncalar, şaşmaz şekilde ekmek kırıntılarını nasibi bilmiş. Bir çekirge, şaşırtıyor, ufak çocuğu. Serçe kuşunun kanat çırpması.

Komşu kadının nefes alması için oturduğu an. Sunulan ikram. Çocuklara anlattığı güzel masallar. İki ağaç arasında kurulan salıncak, mışıl mışıl uyuyan bebek.

Beri yanda toprağı eşeleyen kedi, muhakkak bir şeyler hissediyor, toprak altında. Ona eşlik eden küçük çocuk, kuyruğunu yakalamak istemekte. Tırmalanınca yükselen çığlık.

Follukta sımsıcak yumurtayı alan gelin, elinde tuttuğu yürümeye alışan bebesi.

Bir kuzu melemesi…

Onlarca sayılmayacak denli.

Aynı anda yükselen ses… Yanı başınızda hareketlenme. Akşama doğru gelen sürü. Sağımlık olanlar sıraya geçmekte. Bir yanda kuzular öbür yanda anaları.

Peynir, süt, yoğurt… Özellikle ağız sütü. Gerek küçük gerek büyük başta. Derde deva, derman adına şifa.

Köyde kalmaktasınız, kendinizce bıkmışsınız, monoton hayattan. Ömrünüzde yaşadığınız şehir, yaşamınızı çekilmez hale getirmiş.

Tasta ayran içemediğiniz şehirden uzaktasınız. Önünüzde yayık ayranı, kendisine has kokusunu duyarsınız.

Ekmeğin şehirde nişastadan, karbonhidrattan oluştuğunu bilmeyen yok. Fırınlarda bir kâğıt: Tam Buğday Ekmeği. Ekmeğin kepeğini, rüşeymini al, has ekmek diye hastalıklarla âlemi boğuştur.

Sıcağı el yakan, kokusu doyuran, üstünde buğusu görülen tandır ekmeğini alıp yerken, arasına aldığınız yağ, eriyor kendinden.

Bir uyku hali. Gördüğünüz rüya kabilinden. Kalkıyorsunuz, etrafınız dört duvar. Gözünüzü kapatmanız nafile. Devamını görmeniz na-mümkün. Yanağınızda akan yaş ve dudaklarınızda tuzluluk. 

Hüzün ve İdrâk

Bu yazıyı bölük pörçük kaleme alırken dışarda yağan rahmet, ıslatıyor ruhumu. Pencereyi açıyorum, toprağın kokusunu duymak için.

Her yer asfalt ve beton.

Zifiri karanlık.

Sabah ezanı okunmakta, henüz.

Dışarı çıkmak istiyorum, zamana yenik düşmüşüz şehirde.

Topraktan alıkonulmuş zindanına döndü, asrın her şehir.

Çocuk olsaydım, şehirde ve yaşamış olsaydı dedem, kendisine şunu söylerdim:

-Dede beni köyüne götür, orada yemyeşillikler var,

Dedem, alacaktı, elimden gideceğimiz köye kadar anlatacaktı, çocukluğunu bir bir:

-Bak yavrum, şurada hayvan otlatırdık, bunun üstünde çeşmesi vardır, köyün, aşağıdaki dereye akan. Şu gördüğün yaylada evimiz vardı, yazdan güze dek kaldığımız. İlerisinde harmanı topladığımız meydan var, az ötesinde sazlık.

Sonra düşlerdim, gittiğimiz köyde bizi nelerin beklediğini.

Gidemiyorum, Sevgili ve Aziz Okur!..

Köyde ne evimiz kaldı ne tarlamız ne bahçemiz.

Yaşımız kemâle ereli çok oldu.

“Toprak”  denince sınırlı sayfada yazmak istedik, meramımızı.

Son Söz ve Meram

Sual etseler bana, “Gider misiniz köye?”

Derginin yaprakları arasında kalmasın düşüncelerimiz, gözümü kırpmadan “Evet!.”derim. Şehirde mezar yeri dahi kalmamışken, köyde kabrimiz başına dikilecek ağacımız olacak, yazın sulayacak yakınımız muhakkak olacak.

-Kurban, beni şehirde yalnız bırakmayın!.. Toprağa gömdüğünüz yerde kuş sesi eksik olmasın, su çağlasın isterim. Belki yol üzerinde bir yer. Gelip geçen çeşmeden su içerken Fatiha okur, ruhuna cemaatin, biz kabirde olanların. Şehirde kimimiz kimsemiz, kabirleri ziyaret etmez, oldu, bayramlarda dahi… Bu benim vasiyetimdir, şu kefen param. 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.