
Vesayetçi Zihniyetin ve Radikal Sekülerleşmenin Teorisyeni: Moiz Kohen
Moiz Kohen —diğer adıyla Munis Tekinalp— laik ve seküler bir hayatı savundu. "Kahrolsun şeriat!" ve "Araplar bizi sırtımızdan hançerledi..." gibi söylemler, en sevdiği sloganlar arasında yer alıyordu.
Moiz Kohen, 1936 yılında kaleme aldığı Kemalizm adlı propaganda kitabında; Türklerin İslâm’ı kabul ettikten sonra özlerini kaybettiğini ve Arap kültürünün hâkimiyetine girdiğini ısrarla vurgulamıştır. Onun bu görüşü, yeni rejimin seçkinleri tarafından eski rejimi karalamak amacıyla kullanılan en önemli argümanlardan biri hâline geldi. Örneğin Kohen’in "Kahrolsun şeriat!" ifadeleri, ulusalcılar ve Kemalistlerce sıkça kullanılan bir slogana dönüştü. Yine ulusalcılar tarafından bir klişe hâline getirilen "Araplar bizi sırtımızdan hançerledi" söylemi de ilginçtir ki Moiz Kohen’e aitti. Kohen Türkiye’de "Arap düşmanlığını" körüklerken; soydaşı olan ve Lozan görüşmelerinde İsmet İnönü’nün Fransızca danışmanlığını/öğretmenliğini yapan Haim Nahum da Mısır’da Arapları Türklere karşı kışkırtmakla meşguldü.
Moiz Kohen’in Yeni Asır gazetesiyle başlayan ve Osmanlı kamuoyunu seküler bir "değişim ve dönüşüme" hazırlama misyonu; Genç Kalemler, Türk Yurdu ve İslâm Mecmuası gibi İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organlarında devam etti. Yazmış olduğu makaleler ve kitaplarla, Osmanlı sonrasında teşekkül edecek yeni rejimin zihinsel çerçevesini çizdi. Her şeyden önce, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesinin psikolojik altyapısını hazırlayan en önemli kalemşörlerden biri oldu. Savaş öncesinde kaleme aldığı ve Cemiyet yönetimi tarafından çeşitli dillere çevrilen Türkler Bu Muharebede Ne Kazanabilirler? adlı risalesinde, savaşın ana hedefinin "Turan’ı kurtarmak" olduğunu savunuyordu.
Kohen, Cumhuriyet’in ilanından sonra ise sıkı bir Kemalist oldu. Dahası, Kemalizm’in ideolojisini tanıtan makale ve kitaplarına bir de CHP militanlığını ekledi. 1915’te Türkismus und Pantürkismus, 1928’de Türkleştirme, 1936’da Kemalizm ve 1944’te Türk Ruhu isimli eserleri kaleme alarak yeni rejimin felsefesini sistemleştirme görevini üstlendi. Kohen, sadece fikrî anlamda Türklüğe hizmet etmekle kalmadı; Türkçülüğü özendiren çeşitli cemiyetler de kurdu. 1928 yılında Nissim Mazliyah, Dr. Samuel Abrevaya ve Yunus Nadi ile birlikte kurdukları Tamim-i Lisan-ı Osmani Cemiyeti, Türk Hars Birliği ve Türk Kültür Cemiyeti, onun düşüncelerini pratiğe döktüğü başlıca kuruluşlardı.
Kohen, Emmanuel Carasso gibi Cemiyet içerisinde resmî ve üst düzey bir görev almamış olsa da hiçbir zaman derin iktidar çemberinin dışında kalmadı. Meşrutiyet sonrasında Cemiyet kadrolarının eğitilmesinde büyük rol oynadı. Avrupa’daki siyasi partiler hakkında Cemiyete bağlı İttihat Kulüplerinde seminerler vererek yeni rejimin kökleşmesini sağladı. Cumhuriyet döneminde ise yönetici olmayan seçkinler ("elitler") arasında yer aldı. Bu dönemde Türkçülük çalışmalarından ziyade Batı medeniyetine önem veren Kohen’in, Meşrutiyet yıllarında Cemiyet üyelerine verdiği konferansların yerini, artık Halkevlerinde tek parti üyelerine verdiği seminerler almıştı.
Politik seçkinlerin ve atanmışların halk egemenliğine üstünlüğü, bir başka deyişle "halka rağmen zorbalık", Kohen tarafından teorileştirilmişti. Tek Parti dönemindeki ceberrut uygulamaları "kuruluş felsefesi" kılıfıyla açıklama taktiği ve vesayetin meşrulaştırılması, yine Moiz Kohen’in bir ürünüydü. O, Kemalizm adlı kitabında vesayetçi anlayışı savunurken şöyle diyordu:
"Millet için idare-i hükümet edilişini anlayabiliriz. Fakat millet marifetiyle idare nasıl olunur? Bugün hiç kimse millî hâkimiyet prensibini inkâr etmemektedir. Fakat bu hâkimiyeti nasıl kullanmalı? Milletin emelini nasıl keşfetmeli ve nasıl anlamalı? Halk kitleleri şekilsiz ve şuursuz değil midir? Harpte harekâtı idare eden, ona kumanda eden ordu, yani asker kitlesi midir; yoksa erkân-ı harbiye zabitleri (kurmay subaylar) midir? Mademki her şeyde vücudu idare eden baştır; bütün bir milletin mukadderatının mevzubahis olduğu siyaset işinde niçin böyle olmasın?"
İşte Moiz Kohen’in Cumhuriyet döneminde kuramsallaştırdığı bu vesayetçi bakış açısı, aslında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin de temel felsefesiydi.
Soydaşı ünlü tarihçi Prof. Dr. Jacob M. Landau tarafından "Ulusal ülküyü savunan bir yurtsever" olarak tanıtılan Kohen’in, Türkiye’de yeni kültür kodlarının benimsetilmesinde büyük gayretleri oldu. Örneğin resmî ideolojinin yerleşmesinde psikolojik savaş aracı olarak işlev gören ve daha sonra CHP’nin resmî yayın organına dönüşen Hakimiyet-i Milliye (Ulus) gazetesinde önemli görevler üstlendi. Nitekim Kohen, "Kahrolsun şeriat!" ifadesini ve Mustafa Kemal’in "Türk peygamberi" olduğunu iddia ettiği yazılarını bu gazetede yayımlamıştı.
Şeriatı "çöl kanunu" olarak niteleyen Kohen, yeni rejimden duyduğu memnuniyeti ifade ederken asıl misyonunu da şu sözlerle dışa vuracaktı:
"Artık 1935’teyiz. 12 senelik bir müddet zarfında yeni Türk; kendine yeni bir ruh, yeni bir ahlâk, yeni bir tarih, hatta Allah’ı artık 'Tanrı' diye andığı için diyebilirim ki yeni bir Allah yaratmıştır. Türk’ün şimdi kafası başka, serpuşu (başlığı), alfabesi başkadır. Onun şimdi başka bir devleti, başka bir ekonomisi, nihayet başka bir dili vardır. Fakat başka bir şey daha vardır ki görünürde ehemmiyetsiz olmakla beraber, bu istihalelerle (dönüşümlerle) yakışık almıyordu..."
Moiz Kohen için laiklik vazgeçilmez bir ilkeydi. Kemalizm isimli kitabında laiklikten bahsederken 11. bölüme "Kahrolsun Şeriat Hükümeti" başlığını atmayı uygun görmüştü. Kohen’in en çok çekindiği şey, şeriat yönetiminin bir gün yeniden geri gelmesiydi. Bu yüzden CHP ilkelerinin anayasaya eklenmesini hararetle savunuyordu:
"Bir milletin müesseselerini tanzim edip kanunlarını devletçi prensiplere göre takrir ettikten sonra, ferdî ve liberal tecrübelere sahne oluşunu tasavvur ediniz! Yine bir memleket tasavvur ediniz ki teokrasi hareketlerinden temizlendikten ve tamamen laik esaslar üzerine tanzim edildikten sonra, yeniden şeriat tecrübelerinin oyuncağı olsun..."
Moiz Kohen’in "Türklerin İslâmiyet’i benimsedikten sonra benliklerini kaybettikleri, Arap kültürünün etkisinde kaldıkları ve İslamiyet’in ilerlemeye engel olduğu" yönündeki tezinin; yeni nesillere Osmanlı’nın yıkılışının "haklı" gerekçeleri olarak sunulması herhâlde bir tesadüf olmasa gerektir.
Not: Yaşar Gören’in Enver ve Mustafa Kemal’in Kitabı (1908–1938) isimli eserinden alıntılanarak Mithat Güdü tarafından hazırlanmıştır.
Mithat Güdü
Emekli İmam Hatip & Gazeteci Yazar
