Yazmak ve de yazmamak üzerine!

28.04.2019 - Pazar 08:00

Yazmak mı okumak mı?

“-Baba kitaba verilen paranın hesabı olmaz!”

Bugün kızımla kentte yapılması gereken işleri tamamladıktan
sonra kızım:

 “-Baba kitapçılara da
uğrayabilir miyiz?” diye bir istekte bulundu.

Öğrencilik yıllarımdan itibaren kitapçılara uğramak benim
için bir alışkanlık olmuştu.

Şimdilerde elektronik yayınların çoğalmasıyla kitapçıların bir hayli azaldığını görüyoruz. Büyük alış veriş merkezlerinde de çok az kitapçı var.

Bazı büyük marketlerde ilmihal tarzı dini kitapların yanında çok az sayıda kişilik gelişim kitapları. Bazen de Mevlana gibi düşünürlerin özlü sözlerini içeren kitaplar görürsünüz.

Kızım “-Baba kitapçıya gidelim!” deyince doğrusu bir hayli
mutlu oldum.. Demek ki o da şifayı kapmış.. Gerçekten de, şunu mu alalım bunu
mu alalım, diye kitapları seçerken;

 “-Baba kitaba verilen
paranın hesabı olmaz” demesi bir başka mutluluğum oldu..

Kitapları poşete doldurup, kitapçının söylediği ücreti ödemek için kartımı uzatırken, geçen gün şahsıma yazılan bir mail aklıma geldi.

Maili yazan kişinin, kimliğini vermesi bakımından dürüstçe bir yaklaşım sergilemişti. Fakat, “Keşke kitabınızı almasaydım.. “ diye pişmanlığını dile getirmesi üzerine ben de kendisinden bedelini ödemek için hesap numarasını istemiştim. Acaba ne cevap vermişti? Eve gidince maillere bakmalıydım.

Evet okurum haklıydı bundan yirmi beş yıl kadar önce dersimin birinde,öğrencilerimin not alırken parmaklarının ağrıdığını belirtmesi üzerine onların parmakları ağrımasın diye bu kitap fikri kafamda şekillenmişti.

Elimdeki notları alelacele toplayıp onlara altı yüz sayfalık
bir eskiçağ dünya tarihini hazırlamıştım.

Doğal olarak çok geniş bir coğrafyanın tarihini yazarken,
üstelik kitabın genelindeki konular alışılagelmiş bildik bir Akdeniz dünyasının
dışındaydı.

Hatta bu yüzden zaman zaman çok bilmiş bilgili
meslektaşlarım “-Hasan Hocam kutlarım, içinde her yerden her şeyden bilgi var..
“ tebrikleri olmuştur..

Yani demek istiyor ki; -Fırat’ın ötesinde ne işin var?
Eskiçağ demek Greko-Romen Akdeniz Dünyasıdır.. Sen Türkistan’dan, Çin’den
Hindistan’dan, Avusturalya’dan, Amerika’dan bahsetmişsin..Türklerin Eskiçağ’da
ne işi var! ”

Bu yorumları yapan meslektaşlarım bazı konularda haklı.. Birkaç
kitap makale olmasına rağmen Türklerin Eskiçağı tam detaylı ele alınmış değil..
Yani Eskiçağın müfredatı içine alınmış değiller.. Neredeyse  Ortaçağ’da ortaya çıkmışız gibi bakıyoruz
kendimize.. Anadolu’dan bile başlatanlar var Türk Tarihini..

Bu konular oldukça geniş olduğundan burada tartışmamız neredeyse imkansız; ama zaman zaman da temas etmekte de fayda var.

Üstelik sadece bir bölgeye bağlı sınırlı bir kitap olmadığı gibi, eskiçağda dünyanın diğer yörelerinde yaşayıştan da haberdar olsunlar diye genel bir kitaptı. Benim o bölgelere gitmem ve de geçmişlerini araştırmam da mümkün görünmüyor.. Zaten bunu kimse de iddia etmez.

Ders notlarımızı kitap olarak toparlayıp okutmaya başlayınca başka üniversitelerin de talep ettiğini duyduk. Zaman zaman başka üniversitelerden okuyan öğrencilerle karşılaştığımda “-Hocam ısrarla sizin kitabı hocamızla görüşüp müfredata aldırdık” dediklerinde gayet mahcup olarak “-Çocuklar henüz tam bir elden geçirme şansım olmadı, umarım anlaşılmıştır!” dediğimde “-Hocam anlayacağımız şekilde anlatmışsınız..” sözlerine muhatap oldum.

Bu durumu da kitabın özünün dersten çıkması, ders notlarının temelinde yer almasından kaynaklandığını düşündüm.

Yoksa, akademik olarak bölgesel bir kültürün ele alınması sadece o alandaki spesifik olarak çalışan uzmanını ilgilendirecekti.. Zaten o konuda kitaplarımız ve makalelerimiz bulunmakta.. Derslerde onlardan söz edilmemektedir de.

Ders kitabı niteliğindeki bu kitabımızı hiçbir şekilde
doçentlik, profesörlük gibi akademik değerlendirmemde de kullanmadım.

Geniş kapsamlı bu kitabımızda ifade ve anlatım bozukluklarım
olduğunu kabul ediyorum..

Düzeltmek için en az on kez başına oturdum; fakat hiçbirinde yarısını geçemedim.. Ya ilk ele aldığımızda olduğu gibi Mezopotamya, Mısır, Doğu Akdeniz, Anadolu, İran… gibi coğrafyaların ayrı ayrı kitaplarını hazırlamak gerekecektir.. Ya da daha özetleyerek genel bir eskiçağ tarihi yazmak gerekir.

Bizde hiçbir kitap mecburi tavsiye edilmez.. Sadece tavsiye edilir.. Her konu anlatılırken onunla ilgili başlıca kaynaklar söylenir.. Bu tavsiyelere göre üniversiteli bir öğrenci çalışmalarını programlayabilir. Fakat henüz orta-lise aşamasında olanlar ellerinde bir ders kitabı olmasını ister ve belli bir müfredat içinde belli sayfalar içinde sıkışır kalır.

Bu tür öğrenciler uygarlıkları parçalar halinde
çalıştıklarından tarihin en önemli işlevi olan insanlar arasındaki ilişkileri,
neden sonuç ilişkilerini yorumlayamazlar.. Ama nedense bu müfredat kalıplarına
uymayan hocaları da kendilerine uydurmaya çalışırlar.. Uyduramazlarsa da
kendilerine en uygun hocayı bulurlar...

Küçük tabletler halinde bölümleri ezberleyip en iyi notu da
alabilirler.. Ama tam bir ilgiyle okumadan, başka kaynaklarla desteklenmeyen
okumaları kibrit kutulardan yapılmış külleler gibi yükselirken, en küçük bir
rüzgarda yıkılır..

Çok kaynaklı piramidal bir bilgi birikimi sağlayan ortalama
bir not alan öğrencilerin bilgileri, bırakın eğitim hayatlarının sonlarını,
bütün hayatı boyunca öğrendikleri ona yol çizecek mesleki bilgi birikimini
sağlar.

Kısacası ezberci öğrenciler tek bir kitaba dayalı dersleri
sever.. Bu orta eğitimde olabilir, ancak akademik bir üniversitede o alandaki
Türkçe kaynakların görülmesinin yanında yabancı kaynakların hepsine ulaşılamasa
da isimleri ve içeriği hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Üstelik bu okumaların
çalışılan alanların dışında o alana faydası olabilecek alanlarda da yapılması
gerekir.

Okuduğumuz çalışma kaynakları çok farklı olabileceğinden bu
yüzden yazdığımız şeylerin toplumun tüm kesimlerine ulaşımını
sağlayamayabiliriz. Yazılan çalışmaların bir kısmını bir kesimi daha iyi
anlarken bir diğer kesimini de bir başka meslek grubu daha iyi anlayabilir.

Asıl olan kendimizi sadece araştırmacılar değil, toplumun
her kesimi de çok yönlü yetiştirmek zorundayız. O zaman birbirimizi ve dünyayı
daha iyi anlayacağız eminim.

Kuşkusuz yanlışlarımız ve hatalarımız olacaktır.

2500 yıl önce yaşamış olan Herodot’un bazı yanlışları,
hayali bilgileri yok mu? Ya bizim Evliya Çelebi’nin.. Ama her iki üstadımıza da
saygımız sonsuzdur.. Onların anlatımlarıyla dünyayı insanlar daha çok öğrendi
ve bu günlere geldi.

O halde bizim vazifemiz gelecek nesillere onlardan aldığımız tecrübelerle kendi birikimlerimizi geleceğe aktarmaktır. Yanlışlarımız, eksiklerimiz olabilir.

Yunus’un şiirlerden sayfaları Sakarya’ya yırtıp atan  Molla Kasımlar  gibi bizi beğenmeyenler de olabilir,
eleştirenler de.  Olmalıdır da, eksiklerimizi
gösterenlere minnettar olmalıyız.. İnsan başkasını gördüğü kadar kendi bedenini
göremez.

Okumak yazmanın yol göstericisidir demişler.. Yazmak için de
okumalıyız.

Yazmakla okumak yan yana olmalı..

Kızımın bugünkü “Baba kitaba verilen paranın hesabı olmaz!”

sözünü bir yere yazıp çerçeveletip asmayı düşünüyorum.

Bu arada
ilgilenenlere bugünkü ve geçen ayki aldığım kitaplar..

Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, Ötüken yayınları..54.Bas.
İstanbul 199 (Kızım için seçtiğimiz)

Cicero, Tanrıların
Doğası
, Çev. Çiğdem Menzilcioğlu, Alfa Klasik.

Cicero, De Sentectute,
Yaşlılık Üzerine, Çev. Çiğdem
Dürüşken, İstanbul 2018.

Fakir Baykurt, Köşe
Bucak Anadolu
, Özyaşam 4, Literatür, İstanbul 2018.

Franz Kafka, Babaya
Mektup
, Çev. Cemal Ener, Can Yayınları. 19.Bas., İstanbul 2018 (kızımın
seçtiği..)

GloriaLisé, Şafakta
Ayrılık
, Çev.Sevda Deniz Karali, İstanbul 2019, (Kızımın seçtiği kitap,
şimdi okuyor..)

Geçen ay aldıklarım..

Amin Maalouf, Semerkant,
Çev. Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları. İst.2018.

John Fred-IanHodder, Uygarlığın Doğuşunda Din, Çatalhöyük Örneği,  Çev. Dilek Şendil..Alfa, İstanbul 2017.

George T. Dennis, Strategikon,
Bizans Kültüründe Strateji Sanatı
, Çev. Volkan Atmaca, Kırmızı Kedi Yay.
İstanbul 2010

NiccoloMachiavelli,
Hükümdar
, Çev.NecdetAdabağ, Hasan Ali Yücel Klasikleri, Türkiye İş Bankası
Kültür yayınları, İstanbul 2017.

Sun Szi (Sun Tzu). Savaş
Sanatı
, Hasan Ali Yücel Klasikleri, Çev. Pulat Otkan, Giray Fidan,, Türkiye
İş Bankası Kültür Yayınları,  İstanbul
2017.

Son olarak bana gelen
kitaplar...

Ali Meydan, Beyşehi’de
Doğayla Başbaşa 10 gün..2019

Aytül Kaplan, Ben 1350
Yaşından Yaşlı Zeytin Ağacı..

…..

Kitaplı günler
dilerim..

YORUM YAZ